Zindanda altı kişiydiler; Marie, Julius, Jilk, Brad, Chris ve Greg. Sessizlik içinde üzerlerine hükmedilecek cezayı bekliyorlardı.
“Herkes adına çok özgünüm,” diye hıçkırdı Marie.
Julius, genç kadını teselli etmek için, “Hiç dert etme,” dedi. “Sana yardım edebilmek için elimden gelen tek şey buydu.”
Jilk’in yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. “Savaş alanında yanımızda olamamanız talihsizlikti majesteleri, ama en azından kendine Maskeli Şövalye diyen bir adam imdadımıza yetişti.”
“Evet, her ne kadar savaş biter bitmez toz olup gitse de...” diye homurdandı Brad acı bir tavırla. “Yine de oldukça yetenekliydi.”
Greg elini çenesine koymuş, bağdaş kurmuş oturuyordu. “Bir Julius kadar iyiydi diyemem ama işinin ehli olduğu kesindi.”
Chris başıyla onayladı. “Kullandığı zırhı daha önce hiç görmemiştim ama kılıç tekniği fena değildi. Sonunda kim olduğunu bir türlü çözemedim. Bartfort sanki onun hakkında bir şeyler biliyor gibiydi.”
Julius huzurlu bir gülümsemeyle, “Öyle mi? O zaman onunla tanışmayı çok isterdim,” dedi.
Jilk, “Buna hiç gerek yok,” diye araya girdi. “Adam bir anda hiç yoktan ortaya çıkıp komutayı ele aldı. Eğer onunla tekrar karşılaşırsak gerçek kimliğini açığa çıkarmalıyız.”
Marie bu konuşmaları şaşkınlık içinde izliyordu. Siz gerçekten ciddi olamazsınız, değil mi? “Çocuklar, o maskeli şövalye Juli—”
Yaklaşan birinin ayak sesleri yankılanınca sözü yarıda kesildi. Kapıda bekleyen muhafız şövalyeler selam durdu; içeri giren adam gitmeleri için bir işaret verdi. Arkasından siyah saçlı bir kadın da zindana süzüldü.
“Ah!” Marie adamı tanıyınca gözleri parladı; gelen Leon’du! Prenses Hertrude —hayır, artık bu onun unvanı değildi— Leydi Hertrude ise birkaç adım gerisinden onu takip ediyordu.
“Hepiniz tam bir aptalsınız. Size gerçekten acayip sinir oluyorum,” diye söylendi Leon.
Marie hücrenin parmaklıklarına yapıştı. “Yemin ederim elimden geleni yaptım! Lütfen kurtar beni!”
Leon, sanki şiddetli bir migren ağrısı çekiyormuş gibi şakaklarını ovuşturdu. “Sizi neyle suçladıklarının farkında mısınız?”
Julius, Leon’un gözlerinin içine dik dik baktı. “Utanacağımız hiçbir şey yapmadık.”
“Asıl şimdi utanmanız lazım! Daha Fanoss hanedanının kızıyla antlaşma imzalamayı yeni bitirmişiz ve prensimiz aniden ona baskın mı düzenliyor? Bu ne saçmalıktır böyle?! Tüm krallığın yüzünü kara çıkardınız!”
Hertrude gözlerini yere dikmiş, içini çekiyordu. “Bunu benim için yaptın, değil mi?”
“Bir sebebi de buydu,” diye itiraf etti Julius. “O antlaşma mantık dışı bir gaddarlıktaydı. İşler bu şekilde devam etseydi, senin hanedanına içgüveyi gitmek zorunda kalacaktım. Üstelik Marie de müdahale etmemi rica etmişti.” Marie, eski prensliğin bölgesi için bir şeyler yapmak istemişti.
“Ah, demek asıl sebep buydu.”
Saray, yeni kurulan Fanoss dükalığını, Julius’u oraya göndererek kontrol altında tutmak istiyordu. Eğer Hertrude’u onunla evlenmeye zorlarlarsa, halkın krallığa olan düşmanlığı yumuşayabilir ve onları yönetmek daha kolay hale gelebilirdi. Julius, buna engel olmak için sahte bir saldırı kurgulamıştı. Bu durum saray için tam bir rezaletti ve sonuç olarak antlaşmada bazı tavizler vermek zorunda kalmışlardı. Bu tavizlere, doğal olarak, Julius’un Hertrude’un hanedanına katılmasına dair tüm görüşmelerin iptal edilmesi de dahildi.
Aslında evlenselerdi benim için sorun olmazdı, diye geçirdi Marie içinden.
Leon gözlerini diğer dördüne çevirdi. “Peki ya siz? Siz neyi yanlış yaptığınızı anladınız mı?”
Greg havalı görünmeye çalışarak burnunun altını sildi. “Marie’yi korumak için yaptık. Pişman olduğum tek bir nokta bile yok.”
“Pişman olmalısın! Onu almaya gelen tapınak görevlilerini gerçekten kovdunuz mu? Aptal mısın sen? Hadi, dürüst olun bana. Hepiniz tam birer geri zekalısınız, değil mi?!”
Chris başını gururla dikti. “Meşru müdafaaydı.”
“Çok ileri gittiniz,” diye üsteledi Leon. “Şimdi tapınak, yaptıklarınız yüzünden saraya protesto yağdırıyor! Her şeyi planlamıştım ama siz içine ettiniz!”
Savaştan sonra Marie’nin yanına gelen tapınak görevlilerinin tek amacı, elindeki üç kutsal eşyayı geri almaktı. Ancak aralarından bazıları onu bir ayak bağı olarak görmüş; yanlarında zehirli içki getirip onu zorla içirmeye kalkışmışlardı. Fakat Marie’nin dört şövalyesi onları durdurmuş ve zehirle alakası olmayanlar da dahil tüm tapınak görevlilerini saraydan kovmuştu. Bu başlı başına bir sorundu ama Marie, Leon’un bile bu konuda çocukları suçlayabileceğinden şüpheliydi.
“Bakın, o eşyalar Marie’yi Azize olarak tanımladı,” dedi Leon. “Kendine ister sahte desin ister demesin, onun Azize olduğu su götürmez bir gerçek. Buraya kadar beni anladınız mı?”
Marie kızararak, “Ne, gerçekten mi? Demek gerçekten de Azizeyim,” dedi.
“Evet ve Azize’nin sevgilileri bir grup rahibi saraydan tekme tokat dışarı attı; asıl mesele de bu! Hiçbir soru sormadan hepsini kovaladınız. Şimdi tapınak ayaklandı ve Marie’yi artık Azize olarak tanımayacaklarını haykırıyorlar.”
Hertrude bir şeyler söylemek ister gibi ağzını açtı ama sonra vazgeçip tekrar kapattı.
“Tüm bunları yoluna koymak için arka planda ne kadar dil döktüğümü, kaç kişinin nabzını ölçtüğümü biliyor musunuz?” diye devam etti Leon. “Cevap verin bana. Neden tüm çabalarımı mahvettiniz?”
Brad ayağa fırladı. “Yani Marie’yi öldürmelerine izin mi vermeliydik?! Bunu hiçbirimiz kabul edemezdik!”
“Tamam, orada yaptığınız haklıydı. O ezikler kızı zehirlemeye kalktı. Onların tam bir akılsız olduğunu ben de kabul ediyorum. Ama bu, hepsini dışarı atıp ortalığı birbirine katmanız gerektiği anlamına gelmiyordu! Adamların üzerine yumruklarla çullandınız; işte bu sizi aptal yapıyor.”
Marie araya girdi: “Bir dakika! Tapınak beni idam etmeye çalıştı. Onlar sadece buna engel oluyordu.”
“Ama sonra zırhlarını kuşanıp her yeri birbirine kattılar! Bu engel olmak değil, düpedüz şiddet! Tapınağın o zehirleme numarasından sonra her şeyi kusursuz işleyecek şekilde ayarlamıştım ama hepiniz mahvettiniz!”
Leon’un anlattığına bakılırsa, saray görevlileri bu altılıyı tam bir baş belası olarak görüyordu.
“İşin zormuş,” dedi Hertrude Leon’a dönerek. “Benimle kalmaya ne dersin? Sana hâlâ ayrıcalıklı bir muamele sözü verebilirim. Kendi bölgemde senin için bir yer hazırlamaktan mutluluk duyarım.”
“İlgilenmiyorum.” Leon anında Marie’ye doğru bir adım yaklaştı.
Hertrude’un alnı hayal kırıklığıyla kırıştı. Yüzüne hüzünlü bir gülümseme yerleştirdi. “Bu sefer samimiydim ama beni yine reddettin.”
Leon, Marie’ye sordu: “Sana ne dediklerini biliyor musun? Beş eski varisi ayartan korkunç bir cadı diyorlar.”
“Sahi mi, gerçekten öyle mi dediler?” Marie yanakları kızararak yerinde kıpırdandı.
“Hepiniz yüzünden saray şikayet dilekçeleriyle dolup taştı! Hanedanlarınız size ateş püskürüyor,” diye azarladı Leon çocukları. “Saray yetkilileri yaptıklarınızı affetmeyi reddediyor ve tapınak o kadar öfkeli ki hepinizin idam edilmesini talep ediyorlar!”
Marie, Leon’un bileğine yapıştı. “Lütfen bizi kurtar!”
“Sizi kurtarmaya çalıştım zaten! Ama tekrar ediyorum, her şeyi berbat ettiniz!” diye tükürürcesine konuştu Leon. “Bana karşı garazınız mı var? Kendinizi bu pisliğin içine nasıl sokabildiniz? Gerçekten aklım almıyor; kimsenin de almıyor zaten!” Gözleri dolmuş, ağlamanın eşiğine gelmiş gibiydi.
“Sadece engel olmak için elimizden geleni yapıyorduk!” diye itiraz etti Marie. “Sadece bir noktada işler biraz sarpa sardı.”
“Bu tam bir felaket! Hareket etmeden önce biraz düşünün!”
Marie’nin yanaklarından aşağı gözyaşları süzüldü. “Bu hepimiz öleceğiz mi demek?”
Leon ağzını açtı ama söyleyeceği her neyse geri yuttu. Onlara arkasını döndü. “Kraliçe Mylene’den yardım istedim. Elimden gelen her şeyi yapacağım ama yine de umutlanmayın.”
Marie gülümsedi. Bu tam da önceki hayatından tanıdığı o büyük abiydi. Leon bir işe el attı mı, her şey bir şekilde yoluna girerdi. Teşekkürler abicim!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.