"Her şey başdükün isyanıyla başladı. Tahmin edersin ki, bir taraf savunmada kalmak zorunda olduğunda bu durum onu ciddi bir dezavantaja sokar, öyle değil mi?"
"Evet. Bu savaşta amacımızın başkenti savunmak olduğu düşünülürse, epey zorlandık," dedim.
Kraliçe Mylene başıyla onayladı. "Başdük, kraliyet ailesine büyük acılar çektirdi. Başka bir soylunun onun izinden gitmesinden korktuk. Sen de bir bölge lordu olarak fark etmişsindir; Baron rütbesinin üzerindeki herkes hızla askeri güç toplayabiliyor."
"Emirlerindeki hava gemilerinin sayısını artırarak mı? Yıllar önce komşu hanedanları fethederek güç topladıklarını duymuştum."
Hava gemileri bu dünyada saldıran tarafa bariz bir avantaj sağlıyordu. Üstelik Askı Taşları sayesinde bir hava gemisi inşa etmek ve bakımını yapmak şaşırtıcı derecede ucuz ve verimli hale gelmişti. Hal böyle olunca, bölge lordları ellerindeki ucuz gemilerle güç toplayıp daha fazla toprak için birbirleriyle kapışabiliyordu; sürekli saldırı halindeydiler, asla savunma yapmaları gerekmiyordu. Kaynaklarını doğru kullanan bir Baron bile Krallık için bir tehdit oluşturabilirdi.
Kraliçe Mylene işlerin bir zamanlar böyle yürüdüğünü doğruladı. "Bazı bölge lordları kendi bölgelerine kapandı ancak birçoğu cüretkarlaşıp doğrudan başkente saldırılar düzenledi."
Bunu deneyecek kadar aptal olanlar mağlup edilmişti ama savunan taraf her zaman dezavantajlı olduğundan, Krallık da ciddi kayıplar vermişti.
"Krallık, gücünü savaş meydanları dışında da sergilemek için Akademiyi kurdu. Aramızdaki güç farkını göstererek bölge lordlarının bize karşı gelme hevesini daha en baştan kırabilirdik."
Luxion bir keresinde buna benzer bir şeyler gevelemişti. Ama bunun dünyanın altında yatan gerçekle ne ilgisi vardı? Yanlış hatırlamıyorsam Luxion, Krallığın tüm yükü erkeklerin omuzlarına yıktığından bahsetmişti.
"Ve," diye devam etti kraliçe, "Krallık ek bir strateji daha geliştirdi. Bölge lordlarının gücünü daha da törpülemek için yeni bir değerler sistemi aşılamaya çalıştılar."
"Şey, nasıl bir değerler sistemi?"
"Bu ülkede kadınlara neden erkeklerden çok daha iyi davranıldığını anlıyor musun?"
"Bilmiyorum..."
"Savaşlar yüzünden erkek nüfusu azaldı," dedi kraliçe. "Akademide bu pek göze çarpmıyor ama mezuniyetten sonra bu dengesizlik çok daha belirgin hale geliyor. Öyle ki, kadınlar evlenecek koca bulamıyor."
O halde, mesele evlilik olduğunda neden kadınların eli bu kadar güçlüydü? Normalde basit bir arz-talep dengesiyle erkeklerin seçici konumda olması gerekirdi. Bir saniye. Zola’nın ben Akademiye girmeden önce beni alelacele evlendirmeye çalışmasının sebebi bu erkek nüfusu kıtlığı mıydı?
Taşlar yerine oturuyordu.
"Akademiye giden soyluların aynı değer yargılarıyla yetişmesini sağladık. Ne kadar zalimce olsa da, Krallıkta kadınlara yönelik o saçma kayırmacılık geleneğini zorla dayattık."
Dur bir dakika. Yani Krallık bunu bilerek mi yaptı?!
"B-bir dakika, durun orada. Bunu yapmanın amacı ne? Yani, saçmalamayın! Soylu sınıfının altını bu şekilde oyarsanız, onlara gerçekten ihtiyacınız olduğunda hiçbir işe yaramazlar!"
Prenslikle savaşırken tam olarak bu sorunla karşılaşmamış mıydık? Benim konumumdaki bazı çocuklar taraf değiştirmeye bile yeltenmişti.
"Lütfen sakin ol," dedi kraliçe. "Bizden öncekilerin bu tür karmaşaları öngöremediği bir gerçek. Sadece ortak değerler ve bir yoldaşlık duygusuyla, bölge lordlarının o eski isyankar dürtülerinin biraz olsun köreleceğini ummuşlardı. Ancak uyguladıkları politikaların etkisi beklentilerinin çok ötesine geçti. Kadınlar... küstahlaştı."
Akademi aracılığıyla Krallığın gücünü sergilemek, isyan etmeye çalışan aptalların sayısını dramatik şekilde azaltmıştı. Fakat güç dengesi Krallığın tahmin ettiğinden çok daha sert bir şekilde sarsılmıştı. Şimdi ise bu kayırmacılık sistemi, evlilik müessesesinin tamamını çarpıtmıştı.
"Peki, kimse çıkıp da 'Hey, belki buna bir ayar çekmeliyiz' demedi mi?" diye sordum.
"O zamanlar bunu gerekli görmediler. Aslında ben de o dönemde yaşasaydım, muhtemelen bu istenmeyen sonuçları gözden kaçırırdım. Siyasi kazanımlar, Krallığın bu kadar derin düşünemeyeceği kadar elverişliydi. Bölge soyluları hem mali hem de zihinsel olarak sömürüldü, servet başkentte toplandı. İsyanlar neredeyse tamamen yok oldu." Kraliçenin ses tonu düzdü. "Ayrıca, Krallığın bir eğitim merkezi kurarken bir amacı daha vardı."
Bekle, Luxion bundan bahsettiğinde onu pek dinlememiştim ama sanırım o da bu konuyu açmıştı.
"Akademiyi kurarak, halkın soylularla yan yana eğitim alabileceği bir düzen yarattık. Bunun ne anlama geldiğini anlıyorsun, değil mi?"
Gözlerimi kaçırdım.
Kraliçe gülümsedi. "Birkaç yüzyıl sonra, bu dünyanın artık soylu sınıfına ihtiyacı kalmayacak."
Hadi be. Bunları hiç duymuş olmak istemezdim. Eğer şimdi dikkatli olmazsam, sır ifşa olmasın diye beni ortadan kaldırmaya karar verebilirlerdi.
"Akademi ilk kurulduğunda, öncellerimiz siyasi yapımızı birkaç yüzyıl içinde devrimle değiştirmeyi planlamıştı. Şey, sanırım ileriye dönük tek yolun bu olduğunu hissetmişlerdi."
Başka bir deyişle, kraliyet ailesi soylularla uğraşmaktan yorulduğu için ülkenin tüm siyasi yapısını baştan aşağı yenilemeye karar vermişti.
Bu da ne? Fazla mı ileriye dönük düşünüyorlardı ne?
"Karanlık zamanlardı. Başdükün ailesi gibi diğer soylular da hırs ve açgözlülükle doluydu. Kendi akranlarınla haşır neşir oldun, ne demek istediğimi anlıyorsun herhalde, Vikont Bartfort."
Bazı iyi soylular vardı elbet ama insanın başını tiksintiyle çevirmesine sebep olan pisliklerin sayısı çok daha fazlaydı. Aslında çoğu, benim aksime, sosyal basamakları tırmanmak için güç biriktirmekten başka bir şey düşünmüyor gibiydi.
"Varislerin düşünce yapısını Akademide düzeltmeye çalıştık. Eğer soylular haddini bilseydi aristokrasi devam edebilirdi. Heyhat, kraliyet ailesi kendi tasarılarının sonucunu tahmin etmeyi başaramadı."
Yine o kayırmacılık planı her şeyi mahvetmişti.
"Kont rütbesi ve altındaki soylu ailelerin kızları güç sarhoşluğuyla kontrolden çıktı. Durum beklentilerimizin çok ötesine geçti."
Ve böylece bugünkü noktaya geldik... "Evet, bu gerçekten zalimce."
"Öyle," diye onayladı kraliçe. "Ancak bu aynı zamanda bölge soylularının servetinin burada, başkentte toplanması demek. Şehirde lüks içinde yaşamak isteyen bu kadınlar, kraliyet ailesi için kullanışlı bir rol oynamaya devam ediyor. Bu Krallıktaki erkeklerin üzerine binen o ağır yükün sebebi de işte tam olarak bu."
Pekala, eğer doğru anladıysam; Krallık soylulara güvenmiyordu, bu yüzden aristokratların modasının geçtiği bir gelecek tasarladılar ve asilzade kızlarının okulda terör estirmesine göz yumdular. Çünkü ne de olsa devrim geldiğinde hepsi kapı dışarı edilecekti.
Ha, en üst sınıf kızların köle sahibi olmasının yasaklanma sebebi bu muydu? Aileleri gelecek olan bu değişimden şüpheleniyor, hatta belki de bunu biliyor muydu? Ne de olsa kızlarını dizginlerlerse, kurulacak yeni hükümette siyasi roller üstlenmek için daha iyi bir konumda olurlardı.
Her halükarda, gizli psişik saldırı gemileri ellerindeyken, kraliyet ailesinin durumu her zaman kontrol altında tutabileceklerini düşündüklerini görebiliyordum.
Akademideki o karmaşanın kasıtlı bir siyasi manevranın sonucu olduğu aklımın ucundan bile geçmezdi. Daha sonra Luxion’a tüm bunları anlatmalı ve bana işin ince ayrıntılarını açıklamasını istemeliydim.
Ayrıca...
"Livia’nın Akademiye kaydolmasını sağlama sebebiniz bu mu?" diye sordum.
"Uzun vadeli planımızın bir sonraki aşamasına geçme vaktinin geldiğini düşündük. Soyluların tehdit altında hissetmesi gerekiyordu. Olivia ile başlayıp her yıl kayıt yaptıran halktan kişi sayısını kademeli olarak artırmayı hedefledik. Attığımız her adımı yüz, hatta iki yüz yıl sonrasını düşünerek atıyoruz."
Ben bunu Japonya’dayken öğrenmemiş miydim? Feodalizmden sonraki adım merkezi otoriteydi; yani mutlak monarşi, değil mi?
"Merkeziyetçilikten bahsediyorsunuz."
"Ah, evet. Kraliyet ailesinin hedeflediği şeyi özetlemek için oldukça yerinde ve dürüstçe bir tabir."
Bana iltifat ediyordu ama bu zerre kadar hoşuma gitmemişti. Kraliyet ailesi, benim gibi bölge lordlarının elindeki her şeyi alıp soyluların işlerini halka dağıtmayı planlıyordu.
"Ne yazık ki işler tam olarak planladığımız gibi gitmiyor." Kraliçe Mylene kendini aşağılayan acı bir gülümseme kondurdu yüzüne.
Durun. Beni böyle bir pozisyona sokmayın. Bana bunca devlet sırrını anlattıktan sonra beni ortadan mı kaldıracaklardı? Eğer soylular bunları öğrenirse kafayı yer, gözleri dönerdi. Bunca zaman önce karar verilmiş bir şey için mevcut kraliyet ailesini suçlamanın bir faydası olmayacağını biliyordum ama ne büyük bir felaket!
"Senin gibi kahramanlar gerçekten farklı bir kumaştan," dedi kraliçe. "Tüm bunları ilk duyduğumda ağzım açık kalmıştı ama sen oldukça sakinsin Leon. Bana lanet okursun diye düşünmüştüm. Eğer yapsaydın seni suçlayamazdım."
Sadece içten içe paniklediğim için sessiz kalmıştım ama görünüşe göre bu onda yanlış bir izlenim bırakmıştı.
"Seninle konuşmam gereken bir konu daha var. Kraliçe olarak değil, Mylene olarak." Sandalyesinden kalktı ve yere diz çöküp önümde secde ederek başını yere koydu.
Ne, nasıl yani? Resmen yerlere mi kapanıyor?! Bu dünyada böyle bir adet olduğunu sanmıyordum. Belki de okul festivali sırasında özür dileme şeklimi taklit ediyordu?
"B-bir dakika! Lütfen durun. Bu da ne şimdi, durup dururken?"
"Vikont Bartfort, bunu senden istemek haddime değil, farkındayım ama lütfen, sana yalvarıyorum... Julius’u benim için kurtarmaz mısın? Bir anne olarak senden rica ediyorum."
O aptal bu sefer ne halt yedi?!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.