Başkente döndüğümüzde işler hızla yoluna girdi. Krallık, prenslik ile barış yapmayı kabul etti; zira her bir sınırımızda pusuya yatmış, istila için fırsat kollayan başka ülkeler vardı. Fanoss’u daha ağır şekilde cezalandıracak ne askeri gücümüz ne de ikmal hattımız kalmıştı. Yine de prenslik, bağımsız bir devlet olma vasfını yitirdi. Fanoss hanedanı yeniden krallığa bağlandı ve oldukça aşağılayıcı bir antlaşmaya imza atmak zorunda bırakıldı. Bu antlaşma, işledikleri suçlar için tazminat ödemelerini ve krallığa askeri destek vermelerini garanti altına alıyordu. Kurallara uymazlarsa ağır para cezalarına çarptırılacaklardı. Ayrıca krallık, Fanoss’un attığı her adımı izlemesi için kendi adamlarından birini oraya gönderecekti.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Fanoss hanedanının maruz kaldığı muamele diğer tüm bölge lordlarından çok daha ağırdı. Uçurumun kenarındaydılar ve yaptıklarının bedelini önümüzdeki birkaç yüzyıl boyunca ödeyeceklerdi.
Sarayda diğer soylular son kararları netleştirirken, ben başka işlerle meşguldüm; siyasetle pek işim olmazdı.
“Lord Leon, orada gerçekten olağanüstüydünüz.”
“Evet, tıpkı bir kahraman gibi!”
“Lütfen, bize başarılarınızı anlatın.”
Siyaset yerine, etrafım bir grup genç hanımla çevriliydi.
“Ha ha ha! Keşke beni iş başındayken görebilseydiniz. O prenslik pisliklerini darmaduman ettim, her birini paramparça ayırdım! Hem de küçücük parçalara!”
Bu arada bu kızlar akademi öğrencisi değildi; en azından henüz. Gelecek dönem başlayacaklardı. Hepsi üst düzey soylu sınıfı mensubuydu, yani köleleri falan yoktu ve dünyanın gidişatından pek haberleri yoktu. Okuldaki o süprüntülerin aksine saf ve lekesizlerdi. Babalarının kim olduğunu düşününce, bana yaklaşırken mutlaka kendi çıkarlarını gözettiklerine emindim ama yine de bu durum oldukça keyifliydi.
Böyle el üstünde tutulmanın yerini hiçbir şey tutamazdı!
Sarayda kapalı kaldığım süre boyunca bu dünyalar tatlısı kızlar beni her gün ziyaret ediyordu. Niyetlerini sorgulamak yerine, sadece anın tadını çıkarmaya karar vermiştim.
“Gelecek yıl akademiye başladığımızda, siz bizden bir sınıf önde olacaksınız,” dedi kızlardan biri.
“Sizinle aynı okulda okuyabilmek rüya gibi.”
“Düzenleyeceğiniz çay partilerini dört gözle bekliyorum, Lord Leon.”
Keyiften ağzım kulaklarıma varıyordu; çok tatlılardı! Akademi'deki kızlardan o kadar farklı, o kadar temiz ve el değmemişlerdi ki... Acaba bu dünyadaki gerçek hayatım şimdi mi başlıyordu? Belki de savaş bittiği için o aptal otome oyununun laneti üzerimden kalkmıştı!
“Okula başlamanızı iple çekiyorum,” dedim.
Yanakları al al oldu.
Akademideki öğrencilerin geri kalanı benden hâlâ nefret ediyordu ama okulun dışında aşırı popülerdim. Sırıtmaktan kendimi alamıyordum. Bu dünyaya ilk reenkarne olduğumda, burası acımasız bir anaerkil düzendi. Şimdi ise kendi haremimi kurmak için gerçek bir şansım vardı. Mutluluktan uçuyordum!
Tam kendimden geçtiğim sırada, Kraliçe Mylene aniden bir yerlerden çıkageldi. “Vikont Bartfort, biraz konuşabilir miyiz?”
“Majesteleri!”
Yüzünde ciddi bir ifade vardı, gözleri üzüntü ve huzursuzlukla doluydu.
Ah, yapma şunu. Bana öyle bakma.
Diğer kızlar ortamdaki havayı sezip odadan süzülerek çıktılar. Suçüstü yakalanmış bir zina yapan gibi kalakalmıştım.
“Şey, M-Majesteleri, açıklayabilirim...”
“Anlıyorum.”
“Ha?”
Bazı kızlar etrafımda pervane olduğu için kendimi kaptırmamı gerçekten anlayışla mı karşılıyordu? Bu inanılmaz bir açık fikirlilikti. Bu kadın fazla mükemmeldi.
“Dikkatinizi dağıtmaya çalışıyordunuz, değil mi? Sizi çok zorladık. Savaşın çok çetin geçtiğini duydum. Sizin için çok zor olmuş olmalı.”
Pekâlâ, niyetimi tamamen yanlış anlamıştı ama en azından yaşadıklarımın ağırlığını kavramıştı.
Omuz silktim. “Sizinle aşık atamam. Gerçi, bilirsiniz, biraz da bana böyle ilgi göstermeleri hoşuma gitti. Akademide asla yaşayamayacağınız bir deneyim sonuçta.”
“Evet, bu konuda diğer erkeklerden farkınız yok,” diyerek önümdeki koltuğa yerleşti. “Hatırlıyor musun? Sana her şeyi sonra açıklayacağımı söylemiştim.”
“Evet, savaşa girmeden hemen önceydi. Sanırım o an, şimdi?”
Başını salladı, oturuşunu dikleştirip doğrudan gözlerimin içine baktı. “Sana anlatmak üzere olduğum her şeyi kabul edebilir misin, Vikont Bartfort? Gerçek, acı ve merhametsizdir.”
Bunun, krallığın neden bu hale geldiğiyle bir ilgisi olduğunu söylemişti. Yani bu otome oyununun o çarpık temelinin aslında bir açıklaması mı vardı? Oturduğum yerde dikleştim. “Masum, küçük bir çocuk değilim. Ne söyleyecekseniz dinlemeye hazırım.”
Bu sözlerin ağzımdan bu kadar kolay çıkmasına daha sonra çok pişman olacaktım.
“Pekâlâ. Söze bu çatışmaya yol açan olayları anlatarak başlayacağım, ardından da sonrasında işlerin nasıl bu noktaya geldiğine değineceğim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.