Kızlar yurdunda nefes nefese kalan Angie, soluklanmak için bir an duraksayarak Hertrude’un odasına daldı.
Hertrude, bacak bacak üstüne atmış, ellerini kibarca dizinin üzerinde birleştirmiş halde oturuyordu. Karşısındakine soğuk gözlerle dik dik baktı. "Pek bir panik halindesin. Görgü kurallarını hiçe saymanı bu seferlik görmezden geleceğim."
Angie gözlerini öfkeyle dikti. "Bu ne demek oluyor?"
Hertrude gülümsedi. "Hmm? Ne ne demek oluyor? Açık konuş."
"Aptala yatma! Leon ve prenslik hakkındaki dedikoduyu çıkaran kesinlikle sensin!"
"Angelica, elinde hiçbir kanıt yokken birini suçlamak hiç hoş değil."
Angie derin bir nefes alıp vererek kendini sakinleştirmeye çalıştı. "Marki Frampton ile yakın olduğun gözümden kaçmıyor. Leon'u köşeye sıkıştırmak için neden bu kadar ileri gidiyorsun?"
Hertrude’un sesinde acıyan bir ton vardı. "Gerçekten buraya bu kadar önemsiz bir mesele için mi geldin? Dedikleri kadar tez canlıymışsın. Açıkçası, kendini aşıp tam bir budala olup çıkmışsın."
Angie kıza doğru bir adım daha yaklaştı. "Bizimle gerçekten savaşa girmeyi mi düşünüyorsun? Sadece Leon bile sizi bozguna uğratmaya yetmişken neyi başarmayı umuyorsun?"
Prenses zafer kazanmışçasına gülümsedi. "Şu kahraman beyi gözünde büyütmeye pek meraklısın. Onunla çok vakit geçirmedim ama o vikont hakkında bir fikir edinecek kadar gözümü üstünden ayırmadım. En iyi ihtimalle sıradan biri. Belki biraz potansiyeli vardır ama bir şövalye olarak vasatın bile altında." Angie’nin kaşları öfkeyle çatılınca kahkahayı patlattı. "Buna gerçekten itiraz edebilir misin? Şüphesiz ki merhametli bir şövalye kulağa hoş geliyor ama savaş zamanı öldüremeyen bir şövalye beş para etmez. Asla Vandel'in dengi olamaz."
Hertrude gerçekten de Leon'u yakından izlemiş ve onda aradığını bulamamıştı.
"O kayıp eşyalara sahip olduğunu biliyorum," diye devam etti. "Şu meşhur binek hayvanının da onlarla bir bağı var, değil mi? Ama o şey sadece Leon'un emirlerine uyuyor. Silah ne kadar muhteşem olursa olsun, onu kullanmayacak birinin elinde heba olmaktan başka işe yaramaz."
Angie bu konuda Leon'u savunacak bir söz bulamadı. Ne kadar yetenekli olursa olsun, şövalyelik konusunda hâlâ tecrübesizdi. Savaş bu dünyanın gerçeğiydi ve öldüremeyen bir şövalye, en azından toplumun gözünde gerçek bir erkek sayılmazdı.
"Bizden bu kadar mı nefret ediyorsun?" diye sordu Angie.
Hertrude’un yüzündeki tüm neşe bir anda silindi. "Sen ne bilirsin ki? Anne babasını, evlatlarını kaybeden halkımızın ne hissettiğini anlayabilir misin? Ordunuz bize hiç acımadan saldırdı. Bizden bunu unutup sizi bağışlamamızı bekleme!"
"Bu kadar cahil olmak ne güzel," diye tersledi Angie. "Asıl hiçbir şeyden haberi olmayan sensin. Krallık seni burada okutmakla en doğrusunu yaptı. Senin ihtiyacın olan şey—"
Odanın kapısı aniden ardına kadar açıldı. İçeri dalan birkaç kadın şövalye Angie’nin sözünü kesti. "Orada durun! Leydi Angelica, lütfen bizimle gelin." Kızın etrafını sardılar.
"Ne? Ne yapıyorsunuz siz?" Angie şaşkınlıkla onlara baktı.
Kadınlar sırıttı.
"Prenses Hertrude'a el kaldırmaya cüret etmek ne büyük hadsizlik."
"Bir dükün kızına hiç yakışmıyor."
"Şimdi, bizimle geliyorsunuz."
Angie durumu işte o an kavradı. Güya Hertrude’u gözetim altında tutması için görevlendirilen kadın şövalyeler koruma değil, düşmandı. Bakışlarını onlardan kaçırıp tekrar Hertrude’a dikti. "Bu konuda gerçekten ciddi misin?"
Hertrude ayağa kalktı, Angie'ye doğru eğilerek kulağına fısıldadı. "Bu kez Holfort Krallığı kan gölüne dönecek. Bu kıtaya gelince... Hepsini sulara gömeceğiz. Bizi durdurabiliyorsan durdur bakalım, Angelica."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.