Sinsice Yaklaşan Gölgeler

Ertesi gün okul çıkışında bir çay partisi düzenledim. Erkek öğrenciler ara sıra böyle etkinlikler yapmazsa, kızlar hemen arkalarından binbir çeşit çirkin dedikodu uydurmaya başlardı. Gerçi şu sıralar itibarım pek de umrumda değildi ama çay partileri, daha doğrusu bizzat çayın kendisi bugünlerde hobim haline gelmişti. Benim gibi bir beyefendiye de böylesi yakışırdı zaten.

Bugünkü misafirlerim tam anlamıyla nevi şahsına münhasır tiplerdi. İlki, bir kontun kızı olan, sarı saçları lüle lüle Deirdre Fou Roseblade idi. Özellikle sürdüğü kırmızı rujla dışarıdan bakıldığında dik kafalı ve kibirli bir izlenim bıraksa da aslında oldukça eğlenceli bir kişiliği vardı.

Güler yüzüme bakıp homurdandı. "Pek bir kaygısız gördüm seni."

Kendi bardağıma doldurduğum çaydan bir yudum aldım. "Bugün de kıvamını tutturmuşum, keyfim yerinde."

Bu umursamaz tavrım, diğer misafirim olan Jilk’in eski nişanlısı Clarice Fia Atlee’yi çileden çıkardı. "Leon, ipin üstünde yürüyorsun. Farkında mısın? Dük Redgrave’in tarafı güç kaybediyor. Sarayda artık eskisi kadar sözü geçmiyor. Marki Frampton ise yükselişte ve soyluları sana karşı sert bir tavır almaya zorluyor."

Görünüşe göre Marie’nin borcunu benim üstüme yıkmaya çalışan kişi bu markinin ta kendisiydi. Bu o kadar saçma bir iddiaydı ki sadece gülebildim.

"Lafan meselesini diyorsan, benimle zerre alakası yok. Bütün sorumluluk Marie’de, daha doğrusu onun ailesinde."

Deirdre bacak bacak üstüne atıp pozisyonunu değiştirdi, masaya doğru eğilerek dirseklerini dayadı. "Seni budala. Kılıfı ne uydurduklarının hiçbir önemi yok. Seni alaşağı etmek istiyorlar. Bunu yaparken de hava gemine çökecekler. Amacına ulaşmak için her türlü bahaneyi yaratırlar."

"Korkudan tir tir titredim şimdi."

Soyluların da boş vakti amma çoktu. Luxion’ı elimden almak için neden bu kadar can attıklarını anlıyordum ama bu iş için yanlış ortaklar seçmişlerdi.

"Duyduğuma göre Marki Frampton, Prenses Hertrude ile gizlice görüşüyormuş. Krallığın bu prensliğe karşı bu kadar yumuşak davranmasının tek sebebi de marki ve yandaşlarının yönetimde ağırlığı olması." Deirdre, yüzümde bir tepki yakalamaya çalışarak ciddi bir ifadeyle beni süzdü. Sadece unvanına güvenip yan gelip yatan biri değildi, sarayda dönen her dolaptan haberi olurdu.

Bir saray soylusunun kızı olarak Clarice’in kulağı daha da delikti. "Karşı çıkanlar olsa bile kendi bildiğini okuyacak kadar nüfuz sahibi biri. Leon, çok dikkatli olmalısın."

Oradaki durum oldukça zahmetli görünüyordu ama benim bu işlere bulaşmaya hiç niyetim yoktu. Baştan beri tavrım netti ve şimdi de bunu değiştirmeyecektim. "Harika, o zaman unvanlarımı elimden alsınlar da bu iş burada kapansın."

Deirdre sırıttı. "Gerçekten tam bir budalasın. Sadece bununla yetinecek kadar merhametli olacaklarını mı sanıyorsun? Ayaklarını kaydırmak için bir anlık boşluğunu kolluyorlar ve..."

Lafı aniden gelen ayak seslerinin gürültüsüyle yarıda kesildi. Ellerinde silahlarla onlarca asker çay salonuna daldı.

Askerlerden biri öne çıktı. "Leon Fou Bartfort? Bizimle geliyorsun."

Clarice öfkeyle sandalyesinden fırladı. "Bu ne hadsizlik! Karşınızdaki dördüncü derece aşağı rütbeden bir vikont!"

Askerlerden biri sırıttı. "Hainlerin yanında unvanın hükmü kalmaz. Şimdi düş önümüze, velet!"

Şaşkınlığımı üzerimden atamadan, askerler kollarımdan kavradığı gibi beni salondan dışarı sürüklemeye başladı.

Deirdre arkamızdan feryat etti. "Hain mi?! O bir kahraman!"

"Kahraman mı? Ondan olsa olsa vatan haini olur. Prenslikle gizli bir anlaşma yapmış. Şimdi bize müsaade," diyen şövalye, kapıyı Deirdre’nin suratına sertçe kapattı.

Prenslikle gizli bir anlaşma mı? Dalgın bir şekilde öylece kalakaldım. Nereden çıkmıştı şimdi bu saçmalık?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.