Sarayın savunmasını yaran Vandel, sıkı güvenlik altındaki mahzene daldı. Dışarı çıktığında elinde iki şey vardı: Sihirli Flüt ve çok sevdiği kılıcı. Adamantiyumdan dövülmüş bu devasa kılıç, bir zırhtan başkasının kullanamayacağı kadar ağır ve hantaldı. Yine de boyunu aşan bu silahı tek eliyle taşıyordu. Dudaklarında kibirli, eğreti bir gülüş belirdi.
“Seni almaya geldim dostum. Her ne kadar asıl hedefim prenses olsa da.” Kılıcın keskin yüzünü omzuna yasladı. Tam arkasını dönüp gidecekken birkaç şövalye içeri daldı ve kapıyı kesti.
“Kimsin sen?!”
“Silahını yere bırak ve teslim ol!”
“Kimin umurunda, vurun şunu!”
Krallığa ait bir zırh, Vandel’ın duvarda açtığı gediği kapattı. Tuzağa düşürüldüğünü sanan şövalyeler aynı anda ateşe başladı. Fakat mermilerin hiçbiri hedefine ulaşamadı. Sanki görünmez bir bariyer gelen tüm saldırıları savuşturuyordu…
Derken Vandel’ın sağ kolundaki gözler birer birer patlarca açıldı.
Şövalyeler dehşetle geriledi. “C-canavar! Ateş edin! Ateş edin!”
Duvardaki gedikten içeri dalan krallık zırhı ona doğru uzandı ama Vandel hamleyi kolayca savuşturup rakibini geriye savurdu. Enisiz devasa kılıcını yine tek eliyle havaya kaldırdı; zırhı da arkasındaki şövalyeleri de tek bir hamlede ikiye böldü. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar bitmişti. Vandel yere saçılan bedenlere tiksintiyle baktı.
“Aşağılık enikler. Şimdi sıra prensesi bulmakta.”
Sağ kolundaki gözler bir süre fırıldak gibi döndü, ardından tek bir noktada sabitlendi.
“Demek öyle. Şu tarafta.”
Koridorlarda hızlı adımlarla ilerledi. Karşısına çıkan tüm şövalyeleri ve askerleri tereddütsüz biçimde doğradı. Sonunda Hertrude’un tutulduğu odaya ulaştı. Kapıyı kırıp içeri girdiğinde prenses sapasağlam onu bekliyordu.
“Prensesim!”
Kolundaki bütün gözler aynı anda kapandı.
“Vandel?! Senin ne işin var burada? İlk saldırımızın başarısız olduğunu daha yeni duymuştum.”
“Sefil mahluklardı,” dedi Vandel nefretle. “Sizi kurtarmayı bile beceremediler. O korkak krallık pisliklerine yenildiler. Artık gidelim, sizi eve götüreceğim. Prenses Hertrauda yolunuzu gözlüyor.”
“Gerçekten mi, Rauda mı?” Hertrude kendisine uzatılan Sihirli Flüt’ü gayriihtiyari aldı.
“Prensesim, biraz geriye çekilin.”
Vandel’ın sağ kolu aniden genişlemeye başladığında Hertrude gözlerine inanamadı. Kol, adamı tamamen yuttu ve biçim değiştirerek eksiksiz bir zırha dönüştü. Görünüşü Arroganz’ı andırıyordu fakat üzerindeki tekinsiz dikenler onu mekanik bir yapıdan ziyade canlı bir canavara benzetiyordu. Bir yarasanınkini andıran kanatları ve kertenkele gibi dikenli bir kuyruğu vardı. Zırhtan bir motor uğultusu değil, bir kalp atışını andıran ritmik gümlemeler yükseliyordu.
“Vandel, bana sakın… İblis Zırhı’nın sağ kolunu kullandığını söyleme?”
Daha önce beyliğe gönderdiği o siyah zırh parçasını kullanmıştı işte. Vandel, prensesin durumun vahametini anladığını görebiliyordu; kızın yanaklarından süzülen gözyaşları bunu ele veriyordu. Onun bu üzüntüsü yaşlı adamın içini ısıttı. Lütfen benim için ağlamayın, prensesim.
“Neden böyle bir şey yaptın ki?!” diye hıçkırdı prenses.
Zırhla bütünleşen Vandel’ın sesi artık derinden ve tok geliyordu. “Prensesim, bu işe yaramaz yaşlı adamın size sunabileceği son hizmettir. Lütfen benimle gelin.”
“Buna gerek yoktu. Bu flütle her şeyi hemen bitirebilirdim.” Bükülen boynu ve yere çivilenen bakışlarıyla flütü hırsla sıktı.
“Sakın!” diye karşı çıktı Vandel. “Prenses Hertrauda diğer iki Muhafız’ı zaten çağırdı. Elimizde kalan tek umut sizsiniz.”
Hertrude’un yanağından son bir damla daha süzüldü ama başıyla onayladı. Bir Muhafız’ı çağırmanın bedelini çok iyi biliyordu. Vandel sol elini uzattığında üzerine tırmandı ve birlikte yola koyuldular.
Pusuya yatmış birden fazla krallık zırhı onları bekliyordu fakat—
“Krallığın sefil enikleri! Benimle aşık atamazsınız. Çağırın şu İblis Şövalye’yi!”
Vandel, sol eliyle Hertrude’u korurken sağ elindeki devasa kılıcı savurarak gökyüzüne yükseldi. Kaçış yollarını tıkayan düşmanları birer birer biçti. Partner uzakta süzülüyordu fakat Vandel onu görmezden geldi. Prensesi kurtarmıştı ve onu ana orduya ulaştırmak her şeyden önemliydi.
“İblis Şövalye, prensesi geri aldım!” Vandel, Leon’un uzaklarda bir yerde öfkeden dişlerini sıktığını hayal ederek genişçe sırıttı. “Yakında seninle hesabımızı kapatmaya geleceğim.”
Ardından hızla gözden kayboldu.
Krallıksa arkasından tek bir adam bile göndermedi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.