Marie koridorda yıldırım gibi koşuyordu.
Livia arkasından şaşkınlıkla bakaakaldı. "Marie... kaçıyor mu?"
Angie, Marie’nin uzaklaşan siluetine öfkeyle baktı. "Şu kız... Bunca yoldan sonra ciddiden çekip gitmeyi mi düşünüyor?"
Livia, Angie’nin o tehditkar yüz ifadesiyle Marie’nin peşinden gitmesini pek akıl kârı bulmadı. "Angie, sen huzura çıkılacak salona geçsen daha iyi olmaz mı? Ben Marie’nin peşinden gidip bize yardım etmesi için onu ikna etmeye çalışırım!"
"Aman, iyi." Zaten kendisi de çağrılmıştı, bu yüzden daha fazla gecikemezdi.
Bu Leon için de hayati bir an, diye düşündü Livia. Angie’nin onun yanında olması gerekiyor. Ben sadece ayak bağı olurum.
Saray koridorunda koşarak Marie’nin peşinden seğirtti. Adımları hızlandıkça gözleri doluyordu. Kendi sorunlarından kaçan tek kişi Marie değildi. Ben onun yanına hiç yakışmıyorum. En başından beri biliyordum bunu. Yanında Angie var. Öyleyse neden onu bir türlü bırakamıyorum?
Marie, sarayın çatı katındaki geniş bir bahçeye kaçmıştı. Çeşit çeşit bitkilerin sarmaladığı bu yer tam anlamıyla çıkmaz bir sokaktı. Kaçacak başka hiçbir yeri kalmamıştı.
Livia oraya vardığında iki büklüm oldu, soluk soluğa nefesini toplamaya çalıştı.
İkisi de biraz kendilerine gelince ilk konuşan Marie oldu. "Hepsini geri vereceğim."
"Ha?" Livia başını yana eğdi.
"Hepsini sana geri vereceğim, bu yüzden sen de benim olanı bana geri ver. Tek ihtiyacın olan Prens. Onu da alabilirsin, diğer çocukları da, Kyle’ı da. Hatta Azize unvanını bile sana veriyorum. Hepsini al!" Marie bağırmaya başladı. Livia onun neyden bahsettiği hakkında en ufak bir fikre sahip değildi. "O yüzden sen de aynısını yap. Ağabeyimi bana geri ver. Leon’u geri ver bana! Çaldığım her şeyi iade edeceğim, sadece onu bana ver!"
Livia derin bir nefes aldı. İleri doğru bir adım atıp sağ elini kaldırdı ve Marie’nin suratına sert bir tokat patlattı. Darbenin şiddetiyle Marie yalpalayarak yere yuvarlandı.
Marie kızaran yanağını eliyle kavradı, hafifçe gülümsedi. "Ah, bu bana eski günleri hatırlattı. Annemle babam da beni böyle döverdi. Gerçekten can yakıyor. E, ne oldu yani? Kızdın mı? Merak etme. Hepsini geri vereceğimi söyledim. Artık mutlu olabilirsin."
Livia’nın yanaklarından yaşlar süzüldü, dizlerinin üzerine çöktü.
Marie şaşkınlık içinde gözlerini ona dikti.
"Leon bir eşya değil," dedi Livia. "Ben sadece o akademideyken yanında olmak istemiştim. Başka hiçbir şeyde gözüm yok!"
Leon bir soyluydu, Livia ise halktan biri. Aralarındaki statü farkı aşılması imkansız bir sur gibiydi. Elbette benzer bir sur Leon ile Angie arasında da vardı ama bu kadar geçilmez değildi. O ikisi birbirine yakışıyordu. Livia onların birlikte mutlu olmasını istiyordu. Vazgeçip aradan çekilmesi gereken kişi kendisiydi.
"O yüzden onu bana geri vermekten bahsetme," diye fısıldadı. "Leon zaten... en başından beri bana ait değildi ki."
Marie bakışlarını yere indirdi, acı bir kahkaha attı. "Ne yani? Gerçekten her şeyi kaybettim mi yani? Lanet olsun. Bu benim hayattaki ikinci şansımdı ama elime geçen tek şey her şeyimi kaybetmek oldu." O da gözyaşlarına boğuldu, yüzünü ellerinin arasına alarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Gelecek her şeyi biliyordum. Her şeyin benim için iyi gideceğini sanmıştım. Neden mutlu olamıyorum ben?"
Livia ne diyeceğini bilemeden, çaresizce onu izledi.
Tanıdık bir ses söze girdi. "Demek buradaydınız?"
"Leydi Marie!"
Kyle ile Carla telaşla Marie’nin yanına koştu. İkisi her yerde onu arıyordu. Marie başını kaldırdı, ona endişeyle baktılar.
"Siz... neden?" diye kekeledi Marie. Çatılan kaşlarından Siz ikinizin burada ne işi var? diye düşündüğü açıkça anlaşılıyordu.
"S-Siz olmasaydınız ben gerçekten yapayalnız kalırdım, Leydi Marie," diye ağladı Carla. "Beni kurtarmak için elinizi uzattığınızda o kadar mutlu olmuştum ki! Üstelik siz gerçekten çok iyi birisiniz."
Kyle biraz utanarak göz ucuyla Carla’ya baktı. "Suçun bir kısmı bende olsa da fazla ileri gittiniz. Yine de ödeşmiş sayılırız. Diğer beşinin ne düşündüğü umurumda değil ama sizi öylece yüzüstü bırakamayız. Çok acınası bir durum olurdu."
Marie daha da şiddetli hıçkırmaya başladı. "Ben... Çok özür dilerim! Gerçekten çok ama çok özür dilerim ikinizden de..."
Kyle koluyla gözlerini sildi, kendi gözyaşlarını saklamaya çalıştı. "Pekala, toparlanın bakalım. Sahte olsanız da olmasanız da siz bir Azize’siniz. En azından öyle görünmeniz gerekiyor."
Carla ve Kyle’ın desteğiyle Marie güç belde ayağa kalktı. İkisi de Livia’ya doğru hafifçe baş eğip Marie’yi sarayın içine doğru götürdü.
Yalnız kalan Livia, gözlerini yere dikti ve kendi kendine güldü. "Yalancı. Her şeyini kaybetmiş falan değilsin. Yanında iki kişi var işte. Yapayalnız kalan sen değilsin. Ben..." Sözler ağzından dökülüverdi, ne söylediğini fark edince dehşetle ellerini ağzına kapattı.
Karanlık, kalbini bir sarmaşık gibi sarıyordu. Göz pınarlarında yeni yaşlar birikti.
Asıl elinde hiçbir şeyi kalmayacak olan benim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.