"A-ağabey..." Marie uykusunda mırıldanıyordu.
Kaşlarımı çatmış, yanı başında oturuyordum. Onu ne zaman görsem kız kardeşimi düşünmeden edemiyordum. O da her zaman böyle yapar, beni kendi belalarına sürükler ve tüm enerjimi tüketirdi. Kadınlar konusunda şansım gerçekten çok kötüydü.
"Usta, onu bu şekilde uyutmaya devam etmenin doğru bir karar olduğuna emin misiniz?"
Gerekirse koz olarak kullanmak üzere yanıma boş bir silah almıştım. Masanın üzerinde duran silaha bir göz attım. "Bırak biraz daha dinlensin. Hâlâ vaktimiz var."
"Yani sarsarak uyandırmayacak ve her şeyi anlatması için zorlamayacak mısınız?"
"Sen beni nasıl biri sanıyorsun acaba?! Cevap verme. Muhtemelen bana duygusuz bir pislik veya daha kötü bir şey diyeceksin."
"Kararsız ve beceriksiz bir ezik olduğunuzu söyleyecektim ama yaklaşmış sayılırım."
Hiç de yaklaşmış sayılmazdı! Bu lafın yanında "duygusuz pislik" iltifat gibi kalırdı.
Luxion'a öfkeyle bakarken Marie kıpırdandı ve doğruldu. Gözleri kızarmış ve şişmişti, saçları ise darmadağındı. Korkunç bir görüntüydü.
Masadaki silaha uzanıp ona doğrulttum. "Güzel, uyandın. Şimdi seninle küçük bir konuşma daha yapma vakti."
"Hayır," diye mırıldandı. "Ağabeyim gelene kadar hiçbir şey yapmayacağım."
Ne saçmalıyordu bu? Beyni mi sulanmıştı? Gerçekten ıslah olmaz bir vakaydı. "Ağabeyin mi? Sana benziyorsa kesinlikle aşağılık tekinin tekidir."
"Ona laf ettirmem!" Marie eline geçen ilk şeyi kaptığı gibi bana fırlattı.
Hemen Luxion'ı yakalayıp kendime kalkan yaptım.
Luxion sitemkar bir sesle konuştu. "Usta, bunu unutmayacağımdan emin olabilirsiniz."
Ne hâlin varsa gör! Seninle sonra ilgilenirdim. Marie'ye döndüm. "Gerçekten tam bir veletsin," diye bağırdım. "Seni kız kardeşime benzettiğim için tam bir aptalmışım. O senden katbekat daha iyiydi!"
"Kes sesini! Eminim senin kız kardeşin de tıpkı senin gibi kaçığın, aptalın tekidir!"
Doğruydu; kaçıktı, aptaldı ve insanı çıldırtacak kadar bencildi. Ama Marie'nin bunu söylemeye hakkı yoktu!
"Senden yüz kat daha iyiydi bir kere! Tamam, kabul, berbat bir kişiliği vardı ve erkeklerin birbiriyle yakınlaşmasını izlemeye bayılırdı. Kişiliğinin berbat olduğunu söylemiş miydim? Ama yine de her zaman onu sana tercih ederim!"
Marie öfkeyle soludu. "Öyle mi? Benim ağabeyim de senden yüz kat daha iyiydi. Hatta daha fazla! Evet, o da figüran gibi görünürdü, silik bir tipti, ağzı bozuktu ve pislik bir kişiliği vardı... Ağzı da çok bozuktu işte! Her neyse! Ağabeyim hakkında düzgün konuş!"
İyice saçmalamıştık. Tartışmanın sonunda ikimizin de nefesi kesilmişti.
Kendimi toparlamaya çalışarak mırıldandım. "Zaten neden durup dururken Azize oldun ki? Oyunu bitirdiysen kazanmak için Livia'nın gücüne ihtiyacımız olduğunu bilmen gerekirdi. Kraliyet ailesinin gemisini almadan savaşa girdiğine inanamıyorum."
Marie'nin omuzları titredi. "Bilmiyordum işte! Ben şey... Yani oyunu benim yerime ağabeyim bitirmişti. Ama hemen ardından öldü. Ben de ancak her şey yatıştıktan sonra kaydet verilerine bakabildim. Sadece görselleri ve videoları izleyebildim!"
Yani oyunu yarım yamalak bir bilgiyle bilip yine de ters harem sonuna ulaşmaya mı çalışmıştı?!
B-bir dakika. Dur bir saniye. Oyunu onun yerine ağabeyi mi bitirmişti? Duraksadım. "Benim o oyunu oynama sebebim, tatile giderken kız kardeşimin bana ısrar etmesiydi. Oyunu bana zorla verip yokluğunda bitirmemi söylemişti... Sakın bana... Olamaz."
Marie ağzı açık bir şekilde bana bakakaldı. "Ha?"
Pürdikkat yüzüne baktım. Hayır... Olamaz... Ben bu yüzü tanıyordum! Bu surat sinirimi bozuyordu, ömrüm boyunca da bozmuştu. Hiç şüphe yoktu! Marie benim kız kardeşimdi!
"Yani sen benim...?" Marie'nin nefesi kesildi. Sonra kollarını iki yana açarak üzerime atıldı. "Ağabeyyyyy—ah!"
Silahın kabzasıyla kafasına geçirdim. "Herkes bitti de sen mi kaldın be!" diye kükredim.
Kapının diğer tarafından sesler yükseldi ama umurumda bile değildi. Bütün dikkatim karşımdaki bu sinsideydi.
"Çok kötüsün! Ben senin kız kardeşinim! Sonunda kavuştuk işte!"
"Ha!" Öfkeyle gözlerimi süzdüm. "Seni bir daha görürsem intikamımı alacağıma dair kendime söz vermiştim."
"Anneme gidip her şeyi öten, işleri karmaşıklaştıran sensin! Sonrasında ne kadar çektiğimden haberin var mı senin?"
"En başında belayı açan sensin!" Duraksadım, bir anda içimdeki öfke çekilip gitti. "Hayır, bekle. Annemle babam... Ben öldükten sonra nasıllardı?"
Luxion ikimizin arasında gidip gelen bakışlarla bizi izledi. "Görünüşe göre rol yapmıyorsunuz. Hımm. Sanırım bu, bir otome oyununa reenkarnasyon geçirdiğinizi söylerken gerçekten doğruyu söylediğiniz anlamına geliyor."
Bu ukala bücür, bunca zamandan sonra hâlâ benden şüphe mi ediyordu yani?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.