Geçmişin Gölgeleri ve Kadim Silah

Vaat edilen hava gemisi beyliğin semalarında süzülüp yerini aldığında, eski şövalye Vandel Him Zenden güverteye adım attı. Alnından kafatasına kadar uzanan devasa bir yara izi taşıyordu; damar damar fırlamış kaslarıyla yaşını hiç göstermeyen bir heybete sahipti. Mürettebatın kendisine uzattığı eşyayı ne olduğunu bilmeden teslim aldı. Bir Zırh parçasıydı bu, evet; ancak daha önce böyle bir şeye hiç rastlamamıştı. Üstelik sadece sağ koldan ibaretti, tek başına ne işe yarayabilirdi ki?

"Bu gerçekten prensesten mi geldi?"

"Evet. Çok kıymetli bir parça olduğunu tembihledi."

"Yoksa... Bu bir Kayıp Eşya mı?"

"Öyle görünüyor. Krallığın mahzeninde bulduğunu not düşmüş."

Gemide sadece Vandel yok Kont Gelatt da ona eşlik ediyordu. Gelatt, bir zamanlar krallık ile beylik arasında elçilik yapmış bir soyluydu.

En çok sevdiği bıyıklarını kaybettikten sonra alışkanlık edindiği üzere, çıplak kalan üst dudağını sıvazladı. Gözleri intikam hırsıyla yanıp tutuşuyordu. "Keşke işimize yarayacak bir şey gönderseymiş. O İblis Şövalye hâlâ idam edilmedi, değil mi?"

İblis Şövalye... Beyliktekiler Leon’a bu adı takmıştı; zira sergilediği tutum, gerçek bir şövalyenin erdemlerinden fersah fersah uzaktı. Beylik askerlerinden tek birini bile öldürmeyi reddetmiş, sağ kalanlar ise memleketlerine utanç içinde dönmüştü. Şimdi hem soyluların hem de halkın acımasız aşağılamalarıyla yüzleşiyorlardı.

Tam da Leon’un dediği gibi olmuştu; insanlar Vandel’e artık savaşamayacak kadar yaşlı bir ihtiyar muamelesi yapıyordu. Kara Şövalye unvanını bile elinden almışlardı.

"Prenses hakkında düzgün konuş." Vandel, konta ters bir bakış attı. İlerleyen yaşına rağmen heybetinden en ufak bir şey kaybetmemişti.

Gelatt gözlerini kaçırıp elindeki mektuba odaklandı. "Ş-şey, niyetim saygısızlık etmek değildi... Hmm?" Gözleri aniden yuvalarından fırladı. Bakışları bir mektuba, bir de dikenli siyah Zırh parçasına kayıp duruyordu. "İmkânı yok..."

"Ne oldu?" Vandel kollarını göğsünde birleştirdi.

Gelatt’ın sesini ansızın coşkulu bir sevinç kapladı. "Kara Şövalye... Yok, pardon, eski Kara Şövalye! Canını ortaya koymaya hazır mısın?"

Vandel hafifçe hırladı. "Ben artık işi bitmiş bir ihtiyar sayılırım. Şövalyeliğim gittikten sonra yaşamamın da bir anlamı kalmadı. Prensesi kurtaracaksa, ne gerekiyorsa yaparım."

"Harika! Öyleyse dinle. Bu Zırh parçası kadim bir zırhtan kalma... Hatta 'kadim' demek bile az kalır, efsaneler çağından bahsediyorum. Soylular arasında bile bu Kayıp Eşya'nın varlığından haberdar olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez."

Güvertedeki herkes bakışlarını siyah metal parçasına çevirdi.

Gelatt kollarını iki yana açtı. "Nasıl bir lütuf ama! Prenses Hertrude üstüne düşeni fazlasıyla yaptı. Artık hiç kimse Prenses Hertrauda’nın karşısında duramaz! O İblis Şövalye ile bir sonraki karşılaşmamızda, kelleciği gövdesine ağır gelecek!"

"Yani bu şeyle ona karşı koyabileceğimi mi söylüyorsun?"

"Teorik olarak evet. Tabi kilitli kaldığı zindandan çıkabilirse... Kendi adamları tarafından iftiraya uğrayıp hapsedilmiş. Ah, kaderin şu cilvesine bak!"

Vandel kaşlarını çattı. "Hesabı savaş meydanında kesemeyecek olmak canımı sıkıyor."

"Siz askerlerin kafasını anlamak gerçekten imkânsız. Her neyse, bunun sayesinde artık kimse Prenses Hertrauda’ya engel olamaz."

Hertrauda Sera Fanoss, ikinci prensesti ve Hertrude’un küçük kız kardeşiydi. Fanoss semalarını kaplayan devasa hava filosu ve komutasındaki ikinci canavar ordusuyla beyliğin en büyük kozuydu. Sahip oldukları askeri güç, gökyüzünün maviliğini tek başına kapatmaya yeterdi.

Vandel gözlerini kısarak Zırh parçasına baktı. "Canım pahasına da olsa Prenses Hertrude’u kurtaracağım." Yumruğunu sıkıca sıktı.

Yanı başındaki Gelatt da en az onun kadar zafer sarhoşuydu. Kaybettiği bıyıklarının intikamını nihayet alacaktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.