Kasvetli bir havanın çöktüğü bankta tek bir kız oturuyordu. Lacivert, uzun saçları darmadağındı, üzerindeki üniforma ise yıpranıp eskimişti.
Carla Fou Wayne, krallıktaki bir vasal aileden, yani bir baronetlikten geliyordu. Wayne hanedanı, Earl Offrey’in soyu kuruyana kadar ona hizmet etmişti. Krallık, korsanlıkla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle earl ve mirasçısını ölüm cezasına çarptırmıştı.
Carla, Offrey ailesinin kızı akademiden aniden kaybolana kadar onun maiyetindeydi. O zamandan beri Offrey ailesiyle ilişkisi olan her hanedan cezalandırılmış, merhum earl ile bağı olanların neredeyse tamamı akademiden sürülmüştü.
Yine de Carla kalmıştı. Daha doğrusu, biraz da Wayne hanedanının korsanlarla doğrudan bir bağlantısı olmadığı için arkada bırakılmıştı. Fakat zavallı Carla için ne yazık ki başka bir sebep daha vardı.
Yoldan geçen diğer kızlar ona bakarken gözlerini ayaklarına dikti.
“Ne büyük bir utanç. Bir an önce defolup gitse keşki.”
“O pislikle kesinlikle iş birliği yaptı. Hâlâ burada ne işi var ki?”
Krallık onu ibretialem olsun diye cezalandırıyordu. Ona öylece gözden kaybolma seçeneği sunmamışlardı. Carla da kaderini kabul etmek zorundaydı.
Ancak Carla, hiçbir zaman Offrey’in kızına karşı çıkabilecek bir konumda olmamıştı. Birçok kişi Offrey hanedanının karanlık işlerini biliyordu ama sesini çıkarmanın intihardan farksız olduğunu da çok iyi biliyordu. Şimdi ise Offrey hanedanı yok olup gitmişti ama Carla hâlâ bir hain muamelesi görüyordu.
“Benden ne bekliyorlardı ki? Benim elimden ne gelebilirdi?”
Carla, Offrey hanedanına karşı duramazdı. Bunu yapsa ölürdü. Başkente isimsiz bir ihbar göndermeye çalışsaydı bile Earl Offrey’in adamlarından biri bunu öğrenip engel olur, sonra da earl ondan feci şekilde öcalırdı.
Ben de tıpkı diğerleri gibi o kıza katlanıyordum. Öyleyse neden dışlanan tek kişi benim?
Carla’nın yanaklarından gözyaşları süzüldü.
Tam o sırada, etrafı kalabalık bir grup tarafından sarılmış minyon bir kız Carla’ya doğru yaklaştı. Bu, tapınağın Azize olarak kabul ettiği Marie’ydi.
Etrafı ne kadar da kalabalık!
Marie’nin eskiden böyle bir çevresi yoktu ama Azize olduğundan beri öğrenciler etrafında pervane olmaya başlamıştı. Taşıdığı unvan ve eski veliaht prensin sevgilisi olma statüsü insanları ona çekiyordu. Doğal olarak sayısız soylu onunla dost olmak için adeta birbirini eziyordu.
Bir zamanlar Marie ile alay eden kızlar, şimdi onun peşinden giderken övgüler yağdırıyordu.
“Leydi Marie, bugün de her zamanki gibi çok güzelsiniz!”
“Kıyafetiniz yine harika görünüyor. Gerçekten çok zevklisiniz.”
“Leydi Marie, yakında yeni bir kafe açılacak. Birlikte gitmek ister misiniz?”
Akademideki kızlar tamamen ağız değiştirmişti, üstelik yanlarında bir sürü hizmetçi ve umut dolu erkek öğrenci de getirmişlerdi. Marie’nin etrafında tam bir insan seli vardı.
Marie ise bu durumun tadını çıkarıyordu. “Aman efendim, bana Leydi Marie demek zorunda değilsiniz. Sadece Marie demeniz yeterli.”
“Aman tanrım, bunu asla yapamayız!”
Marie gülümsedi. “Hayır, bunu size yasaklıyorum. Ne de olsa biz arkadaşız, değil mi?”
“Leydi Marie, çok temiz kalplisiniz!”
“Ay, beni böyle övmenize gerek yok.” Marie her ne kadar iltifatları geçiştirmeye çalışsa da ağzı kulaklarına varıyordu.
Carla bakışlarını kaçırıp yere dikti.
Bir an önce buradan gitmezsem yine bana sataşacaklar.
Daha önce Marie’nin sevgililerinden ikisine, Brad ve Greg’e tuzak kurmuştu ve şimdi bunun intikamını almalarından korkuyordu. Bu yüzden sessizce sıvışmaya çalıştı.
Ancak biri onu fark etti. Kızlardan biri yüksek sesle, “Aman, bakın burada kim varmış,” dedi. “Tüm soylu sınıfı için bir utanç kaynağı.”
Carla panik içinde irkildi. Kaçma niyetindeydi ama birkaç oğlan önüne geçip yolunu kesti.
“Demek hâlâ buradasın.”
“Senin gibi biri kendine nasıl soylu diyebiliyor?”
“Gerçekten asabımı bozuyor.”
Pek çok erkek zaten akademideki kızlara diş biliyordu; Carla’nın haince bağlarına rağmen bu kadar kolay kurtulduğunu görmek, ona karşı duydukları öfkeyi daha da körüklemişti.
Etraftakiler toplanınca Carla’nın etrafı tamamen sarıldı. Kız korkudan titreyerek dizlerinin üzerine çöktü, herkesin kahkahaları arasında kendi içine kapandı.
Marie, elini uzatarak onlara doğru yaklaştı. Carla gözlerini sımsıkı kapattı. Kendini gelecek bir tokada hazırladı. Fakat saniyeler geçmesine rağmen hiçbir şey olmadı. Çekingen bir tavırla gözlerini araladığında Marie’nin ona gülümseyerek elini uzattığını gördü.
“Ha? Şey, ben…?”
“Demek Carla sensin. Çok şey yaşandığını biliyorum ama hadi arkadaş olalım,” dedi Marie.
Onun bu sözleri kalabalığı şaşkına çevirdi, hemen itiraz etmeye başladılar.
“Leydi Marie, Lord Brad ve Lord Greg’i tuzağa düşüren kız bu! O bir hain! Suçlularla iş birliği yapıyor!”
Marie başını iki yana salladı. “Bir sebebi olmalı, yoksa burada kalmasına izin verilmezdi. Hem zaten yaptıkları için çoktan özür diledi. Onun üzerine bu kadar gitmemelisiniz.”
Herkes suspus oldu.
Carla titreyen elini Marie’ninkine bıraktı, Marie de onun ayağa kalkmasına yardım etti.
Carla ayağa kalktığında, aralarındaki boy farkı yüzünden Marie’nin ona bakmak için başını yukarı kaldırması gerekmişti. Yine de Carla’nın iki elini birden şefkatle sıktı. “Gerçekten söylüyorum. Arkadaş olalım, olur mu?”
Carla büyük bir rahatlama ile ürperdi. Gözüne bir melek gibi görünen Marie’ye baktı, gözyaşlarını silip başını salladı. “E-evet, olur.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.