Ertesi sabah bekleme odasında ailece bir araya geldiğimizde, kendimi lüks bir takım elbisenin içinde buldum.
“Bu işte bir gariplik yok mu? Bugünün asıl yıldızı Nicks olması gerekmiyor muydu?”
Ağabeyim de pahalı bir takım giymişti ama benim kıyafetim onunkinden çok daha fazla göze çarpıyordu.
“Eh, biliyorsun işte. Sen kontsun, bense sadece bir baronun mirasçısıyım. Muhtemelen ondandır,” dedi.
“Hiç mantıklı değil. Bugün benim değil, senin jilet gibi görünmen gerekiyordu.”
Küçük kardeşimiz Colin hayranlıkla başını kaldırıp bana baktı. “Leo, harika görünüyorsun! Tıpkı bir prens gibi!”
Babam kapının önünde heykel gibi kaskatı dikiliyordu. Belki de bana öyle geliyordu ama sanki gözü sürekli üzerimdeydi. Şöyle bir odaya göz gezdirdiğimde annemin de ellerini ovuşturup durduğunu, yerinde duramadığını fark ettim.
“Luxion, bana mı öyle geliyor yoksa herkeste bir tuhaflık mı var?”
“Sadece heyecanlılar, eminim öyledir.”
Eh, sonuçta Nicks’in nişan töreniydi, onları suçlayamazdım. Yine de içimi gıcıklayan bir şeyler vardı.
“Gelin tarafını selamlamaya gitmeyecek miyiz?” diye sordum.
Nicks yüzünü başka yöne çevirdi. “Böylesinin daha iyi olacağına karar verdik. Tören bitince selamlaşırız.”
Her şeyi ne kadar da aceleye getiriyorlar diye düşündüm.
Babam saatine bir göz attı. “Vakit geldi. Pekala, gidelim. Leon, sen bu taraftan.”
“Tamam, geliyorum.”
İlk defa böyle bir nişan törenine katılıyordum. İçten içe heyecanlıydım. Üstelik bugünün başrolü Nicks olduğu için üzerimde hiçbir baskı yoktu. Tören bittikten sonra onunla doyasıya dalga geçmeyi iple çekiyordum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.