Hayat Mezarlığına Hoş Geldin

"Baba, bir açıklama yapacak mısın?"

"Gördüğün neyse o."

Tören bir tapınakta yapılıyordu ama daha çok önceki dünyamdaki kiliselere benziyordu. Zeminin ortasından uzun, kırmızı bir halı uzanıyor, her iki yanda ise sıralar diziliyordu. Davetliler arasında en çok dikkat çeken Dük Redgrave idi. Nicks ise nedense gidip diğer misafirlerin arasına oturmuştu.

Sunağın önünde, bembeyaz elbiseler içinde iki kız duruyordu.

"Beni kandırdın!" diye soluğum kesildi.

"Bunu kötü niyetliymişim gibi anlatma. Nicks’in nişan töreni olduğunu hiçbir zaman söylemedim. Hemen sonuca atlayan sendin."

Koridorun sonunda bekleyenlerin Angie ve Livia olduğu gün gibi ortadaydı. Yüzleri duvakların ardına gizlenmişti ama silüetleri her şeyi ele veriyordu. İşin kötüsü Angie’nin babası da buradaydı; yani kaçma şansım sıfırdı.

"Bana bu konuda tek kelime edilmedi!"

"Çünkü çok mütereddit davranıyorsun," diye tersledi babam. "Sen gitmeden önce bu işi tamamen çözüme kavuşturmazsak, başka bir ülkede kim bilir başını ne belalara sokarsın."

Hey, bana mütereddit deme! Ben sadece evlenmek istemiyordum!

Babam göz ucuyla Bay Vince’e baktı. "Eğer kaçarsan, dükü ve hanedanını zor durumda bırakırsın."

"Bunu bana yapmanız tam bir alçaklık, resmen pusuya düşürüldüm!" Bir an duraksayıp arkama döndüm. "Bir saniye bekle... Luxion, sakın senin de haberin olduğunu söyleme?"

Onun yuvarlak, robotik gövdesi tuhaf bir neşeyle havada süzülüyordu. "Haberim vardı elbette. Kararsızlığın o kadar acınası bir haldeydi ki, senin adına gerekli ayarlamaları yapma zahmetine bizzat girdim."

Bana böyle bir şeyi nasıl yaparsın, inanamıyorum.

Biz tartışırken Gilbert kapıda yanımıza sokuldu. Yüzünde bir gülümseme vardı ama bana bakışları pek de hayra alamet değildi. "Leon, Angie ve arkadaşı seni bekliyor. Onları orada sonsuza dek dikemezsin. Yoksa Angie senin için yeterince iyi değil mi?"

"H-hayır, fazlasıyla iyi!" Hatta fazla bile iyi. Ama ben bir erkeğim! Biraz günümü gün etmek istiyordum! Kimse bana nişanlanacağımı söylememişti.

Babam kaşlarını çatarak homurdandı. "Muhtemelen farkında değilsin ama seninle ilgili bir sürü evlilik teklifi aldık. Açık konuşmak gerekirse dağ gibi yığıldılar. Bazıları tam anlamıyla saçmalıktı. Elli yaşındaki kadınlardan tut, henüz ergenliğe girmemiş kızlara kadar. Sen bile bunlarla ilgilenmezsin herhalde."

Aristokrat toplumu iliklerine kadar çürümüştü. Elli yaşındakiler neyse de, daha ergenliğe girmemiş kızlar mı? Onlar daha çocuk! Hayır. Kesinlikle olmaz.

"Eğer Angie ile nişanlanırsan bu karmaşayla uğraşmak zorunda kalmazsın," diye ekledi Gilbert. "Hem ondan hoşlanmadığın falan da yok, değil mi?"

Gözlerimi Luxion’a diktim ama o bakışlarını kaçırdı. Küçük pislik, gidip bütün hislerimi yumurtlamış!

"A-ama ben yurt dışına okumaya gidiyorum," dedim.

"İşte tam da bu yüzden, sen gitmeden önce nişan törenini yapmaya karar verdik. Hatta önceden majestelerine de danıştık, o da seve seve kutsama verdi. Ayrıca sana iletmemiz için bir de mesaj gönderdi." Gilbert bana katlanmış bir kâğıt uzattı.

Kâğıdı düzeltip hızlıca göz gezdirdim, sonra da avcumun içinde buruşturup ezip geçtim. Şöyle yazıyordu:

Hayat mezarlığına hoş geldin.

Evlilikten nasıl kaçıp durduğunu duydum, ben de bu işlerin yoluna girmesi ve o ikisiyle evlenebilmen için elimden gelen h-e-r ş-e-y-i yaptım. Bu iyiliğim karşısında minnet gözyaşları dökebilirsin.

En içten sevgilerimle, üstün yetenekli ve harikulade kralın.

O aşağılık herifin yanına bunu bırakmayacaktım.

Babam elini sırtıma koyup beni ileri itti. "Hadi yürü artık! O iki kız sana birkaç gömlek fazla bile. Aslına bakarsan tam bir baş belasısın, senin gibi bir adamı kabul ettikleri için onlara şükretmelisin. Daha neyi düşünüyorsun? Mutlu olsana! Hadi çabuk ol da evlen! Mırın kırın ederek beni çileden çıkaracaksın."

Kesinlikle öyle, onlar bana fazla bile! Zaten bu yüzden ikisiyle de birlikte olmayı kabul etmemiştim!

Salona göz gezdirdiğimde Bay Vince ile göz göze geldim. Bakışları beni o kadar korkuttu ki ilk adımımı atmak zorunda kaldım.

Kırmızı halıda ağır ağır ilerlerken alkış koptu. Nicks’e baktığımda kafasını başka yöne çevirdi. Jenna, benim bu perişan halimden keyif alarak, ağzı kulaklarında alkış tutuyordu. Bayan Yumeria da gözleri dolarak alkışlara katıldı.

Peki ya annem? Tabii ki ağlıyordu. "İşe yaramaz oğlumun bu kadar harika nişanlılarla kutsandığına inanamıyorum."

Ah, bu biraz dokundu işte.

Bir an için önceki hayatımdaki ebeveynlerimin yüzleri bile zihnimde canlandı.

İki kızın önünde durduğumda, Angie fısıldadı: "Bunu sana haber vermeden yaptığımız için üzgünüm."

"Evet," dedim, "önce benimle bir konuşamaz mıydınız?"

Livia yere bakarak mesafeli ama nazik bir sesle cevap verdi: "Bizi sürekli geçiştirip duruyordun."

Hadi ama, daha ikinci sınıf bile değildim. Belki de evlilik için henüz çok erken olduğunu düşünmemin sebebi, zihnimin hâlâ Japonya’daki kurallara göre işlemesiydi. "Belli olmaz," dedim. "Belki de bir gün bıkarsınız ve keşke bu işe hiç kalkışmasaydık dersiniz."

Livia gülümsedi. "Öyle bir şey olmayacak."

"V-ve her ne kadar bir kont olsam da, pek fazla para kazandığım söylenemez."

Angie hiç duraksamadan yapıştırdı: "O zaman ben sana destek olurum. Endişelenme. Ne de olsa bir dükün kızıyım. Ailem, bağımsızlığım için gereken her şeyi sağlama sözü verdi. Ayrıca hepimize yetecek kadar para kazanacak eğitimi de fazlasıyla aldım."

Bu sözleri beni benden almıştı, resmen nutkum tutuldu.

Angie çıkış kapısına bir göz attı. "Eğer kaçmak istiyorsan, kapı orada."

"Kaçsam da beni sadece cehennem bekliyor." Bu işe devam etmek de cehennem, geri dönmek de... Değil mi? "Sahi, sizin gibi kızlar benim gibi birine neden aşık oldu ki?"

"Sana aşık oldum çünkü sen sensin," dedi Angie. "Seni istiyorum Leon. Kocam ol."

Evet, hâlâ çok etkileyiciydi. "E-emredersiniz efendim."

Livia yanıma bir adım yaklaştı. "Doğru, seni olduğun kişi olduğun için seviyoruz. Ve artık ne olursa olsun seni bırakmaya niyetim yok."

Pekâlâ, bu biraz yanderece bir yaklaşımdı ama yine de kabulümdü.

"Eh, ne istiyorsanız onu yapın," dedim. "Kaçacak değilim."

"Tamam, yapacağım!" Livia duvağının altından bana gülümsedi.

Sonuçta ikisinden de nefret ediyor değildim. Hatta onlardan hoşlanıyordum. Hatta seviyordum bile denebilirdi.

Tek pişmanlığım, öğrencilik yıllarımda daha fazla hovarda gibi takılamamış olmaktı.

Rahip bir şeyler geveleyip tebriklerini sundu ama sözleri bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu.

Aslında o kadar da kötü değildi; böyle kandırılmak yani.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.