Livia yanımda, akademinin ana binasında ağır adımlarla ilerliyordum. Göğsüne bastırdığı ders kitaplarıyla yürürken, keten sarısı saçları çenesinin hizasında hafifçe dalgalanıyordu.
“Her ders için sınıf değiştirmek tam bir eziyet,” diye söylendim. Keşke Japonya'daki gibi olsaydı; öğretmenler gün boyu aynı sınıfta bekleyen öğrencilerin ayağına gelirdi.
Livia, endişeyle çatılan kaşlarının altından mavi gözlerini bana çevirdi. “Yoruldun mu, Leon?”
Bu okulun kızları adeta birer canavarken, Livia benim karanlığımdaki tek ışığımdı.
“Davetiyeler içinde boğuluyorum. Hepsini geri çevirmek insanı tüketiyor,” diye itiraf ettim.
Livia’nın yüzü aydınlandı. “Çünkü sen bir kahramansın!”
“Evet, ama pek kahraman tipi olduğum söylenemez.”
“Peki ilgini çeken hiç kız yok mu?” diye sordu.
“Hayır. Umarım gelecek yıl akademiye aklı başında birileri girer.” Çıkarlarına göre fikir değiştiren o kararsız kızlardan hiç hazzetmiyordum.
“Ama çay partileri düzenlemezsen saygınlığın zarar görür. Bana öyle dendi en azından.”
“Saygınlığım mı?” Dişlerimi göstererek güldüm. “Daha da düşse kimin umurunda? Hem benim yanımda sadece senin ve Angie’nin olması yeterli.”
Livia’nın yanakları kızardı, dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Ancak bu gülümseme çabucak kayboldu. “Ama Clarice ve Deirdre’yi de bir çay partisine davet etmiştin, değil mi?”
Bu sorgulayıcı soru üzerine gözlerimi kaçırdım; durumu genişçe sırıtarak geçiştirmeye çalıştım. “Şey, bence acele etmeliyiz yoksa geç kalacağız.”
İçini çekerek kafasını salladı. “Yine konuyu saptırıyorsun.”
Tam o sırada koridordaki kalabalık dikkatimizi çekti. Herkes ilanlarla dolu panonun başına toplanmıştı. Bir duyurunun bu kadar çok insanı çektiği pek görülmüş şey değildi.
İkimiz de yaklaşıp kalabalığın arasından göz attık. Yurtdışı eğitim posteri gözüme çarptı. Alzer Cumhuriyeti’nde bir yıllık eğitim için başvurular başlamıştı.
“Yurtdışı eğitimi mi? Akademi gerçekten inanılmaz bir yer.” Livia’nın sesinde büyük bir merak vardı.
Ama herkesin ilgisini çeken şey bu olamazdı, değil mi?
Tam ümidi kesip koridorda geri çekilmeye yeltenmiştim ki, kalabalığı yararak birisi çıktı: En yakın arkadaşlarımdan Raymond Fou Arkin. Yüzünden yorgunluk akıyordu.
“Ne o, yoksa sen de mi yurtdışı eğitimiyle ilgileniyorsun?” diye sordum.
Gözlüğünü burnunun üzerine doğru itti. “Ah, Leon. Dur, neden bahsediyorsun sen?”
Aptala yatıyor gibi bir hali yoktu, bu yüzden posteri işaret ettim. “Herkes buna bakmıyor mu zaten?”
“Hayır. Saray, koruma işe alımı yapıyor.”
“Ciddi misin?” İnsanlar bunu neden önemsesindi ki? Üstelik kraliyet ailesinin korumaya ihtiyacı varsa, bunun için akademi pek de doğru bir adres gibi görünmüyordu. “Kimin için?”
Raymond gözlerini bana dikti. “Bence bu çok açık. Aziz için. Tabii işin içinde başka özel durumlar da var.”
“Özel mi? Ne gibi?”
“Şey, Leydi Marie Aziz, değil mi? Üstelik oldukça nüfuzlu sevgilileri var. Bu yüzden saray da sadece tapınağa bırakmayıp koruma atanmasında devreye giriyor.”
“Ah,” diye mırıldandı Livia. “Prens Julius ve diğerleri, değil mi?”
Raymond başıyla onayladı. “Bazı soylular, bu durumun Prens Julius’un onu eşi seçmekle ne kadar haklı olduğunun kanıtı olduğunu söyleyerek ortalığı velveleye veriyor. Onu yeniden veliaht prens, Leydi Marie’yi de veliaht prenses yapmak istediklerine dair söylentiler var.”
O aptal otome oyunu, başkarakterin Aziz olması, soylu sınıfı tarafından kabul görmesi ve seçtiği erkekle evlenmesiyle son buluyordu. Marie bu konumu çalmış olsa bile gidişat aynı şekilde devam ediyordu anlaşılan.
Çok sinir bozucu.
“Yani kısacası, ona yaranmak isteyen herkesin kişisel muhafızlığına başvurması gerektiğini söylüyorsun, öyle mi?” Dik dik yüzüne baktım. “Senin böyle şeylerle ilgilenecek biri olduğunu düşünmezdim, Raymond.”
Acı acı gülümsedi. “Buna gizli ajanda de istersen, ama ben sundukları şartlara göz diktim.”
“Şimdi neden bahsediyorsun?”
“Aziz’in korumaları şövalye ilan edilecek. Sadece tapınak şövalyesi olarak değil, krallık tarafından resmi olarak.”
Dudak büktüm. “Tapınağın buna izin vermesine imkan yok.”
“Gerçekten doğru; onun kişisel muhafızlığına girmeye hak kazanan herkes şövalye unvanı alacak. Üstelik bu kadarla da kalmıyor! Kabul edilen her erkeğe evlilik konusunda esneklik tanınacak; yani nişanlının rütbesi veya statüsü umurlarında olmayacak.”
Ağzım açık kaldı. “Raymond, yani sen…”
“Aynen öyle. Halktan biri olan bir kadını eş olarak alabileceksin.”
Açıkladığına göre, tapınak şövalyelerinin istedikleri kişiyle evlenme özgürlüğü vardı çünkü aralarında halktan insanlar da bulunuyordu. Soylu sınıfı normalde bu görevi üstlenen her soyluyla alay ederdi ama bu durumda saray da seni şövalye olarak tanıyacağı için… O berbat soylu kızlar havuzundan sıyrılmak için bulunmaz bir fırsattı.
Panonun etrafına toplanan her erkeğin gözlerinde kararlılık ateşi yanıyordu.
“Kahretsin, eğer koruyacağımız kişi o pislik olmasaydı hemen gönüllü olurdum,” diye mırıldandım.
“Zaten gönüllü olamazdın çünkü sen bölge lordusun,” dedi Raymond. “Ne yazık ki ben de aynı durumdayım. Varisler başvuramaz.”
“Ciddi misin? Boşuna heveslenmişim o zaman.”
Düşününce, varislerin kapsam dışı bırakılması mantıklıydı. Kalıcı bir görev gibi duruyordu, bu da hanedanının başına geçecek kişileri eliyordu.
Raymond da benzer şekilde hayal kırıklığına uğramıştı ama belli ki konuyu kapatmaya çalışıyordu. “Yani,” dedi, “Aziz’den gerçekten nefret ediyorsun.”
“Evet, onunla aynı havayı solumak bile istemem, değil ki korumalığını yapacağım.”
Bıkkınlıkla içini çekti.
Tam o sırada Livia kolumu çekiştirdi. “Leon Bey, bakın.”
Arkamı döndüğümde Angie’nin ciddi bir yüz ifadesiyle bize doğru yürüdüğünü gördüm. Tedirgin adımlarla yaklaşıyordu; içime kötü bir his doğdu. Bu hayra alamet olamazdı. Neyse ki kötü önsezilerim genelde hep boşa çıkardı. Kesin yine öyle olacaktı.
“Demek buradaydınız,” dedi. “Leon, az önce ailemden bir haber aldım.”
Angie yaklaşır yaklaşmaz Raymond arkama sindi. Bir dük kızı olan Angie’nin statüsü bizimkinden fersah fersah üstündü. Onun yanında tedirgin olmasını yadırgamadım.
“Ne haberi?” diye sordu Livia, alt dudağını ısırarak.
Angie ona güven veren, hafif bir tebessüm sundu.
İkisinin yakınlığı oldukça ironikti çünkü oyunda Angie, kötü kadın rolündeydi ve Livia’nın aşkta rakibesiydi. Parlak sarı saçları özenle örülmüştü ve parlak kırmızı gözleri güçlü bir duyu yansıtıyordu. Normalde insanı ürküten bir havası vardı ama Livia’nın yanında yumuşuyordu.
“Endişelenme,” dedi Angie. “Kötü bir şey değil.”
Kötü bir şey olmamasına rağmen oldukça gergin görünüyordu.
“Pekala, ne oldu peki?” diye sordum.
Angie gözlerini bana dikti. O kırmızı gözler beni yutacakmış gibi bakıyordu. Ayrıca, bakışlarımı o dolgun göğüslerinden uzak tutmak gerçekten çok zordu. İki kız da o kadar endamlıydı ki vücutlarını görmezden gelmek neredeyse imkansızdı.
“Leon, durum ciddi.” Angie aklımın başka yerde olduğunu anlayıp kaşlarını çattı. “Henüz resmiyet kazanmadı ama… Seni çoktan Aziz’in kişisel muhafız birliğine atamaya karar vermişler.”
“Ha?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.