Ertesi sabah program bize serbest zaman tanımıştı. Tek şart, geminin kalkış saati olan öğle vaktine kadar geri dönmüş olmamızdı, biz de bunu fırsat bilip etrafı gezmeye karar verdik.
Sadece hava gemilerinin ulaşabildiği bu tarz yüzen adalar, genellikle kendilerine has, benzersiz kültürler geliştirirdi. Macera tutkunları bu adaları dünyanın geri kalanına bağlayabilirdi ama ne yazık ki kötü niyetli güruh da buraları istila edip yağmalamak için birer fırsat olarak görürdü. Macera dediğin meslek dışarıdan ne kadar pırıltılı görünürse görünsün, asıl çeken hep tekinsiz tipler olurdu.
Benim de onlardan pek farkım olduğu söylenemezdi. Sırf Luxion'ı ele geçirebilmek için o kadim harabeyi darmadağın eden bendim nihayetinde.
Tapınağa çıkan taş merdivenleri tırmanmaya başladım. Geleneksel turuncu kemer kapısı ve tapınağın kendisi, Japonya'dakilerin birebir kopyası gibiydi. Bu adanın her köşesi öylesine buram buram Japonya kokuyordu ki kendimi gerçekten memleketimdeymiş gibi hissetmekten alıkoyamadım.
Yukarı çıkarken bahçeyi süpüren bir tapınak görevlisi kıza denk geldim. On yaşlarında, son derece sevimli bir kız çocuğuydu.
"Merhaba ufaklık. Bu tapınağın tanrısı insanları birbirine kavuşturma konusunda gerçekten işe yarıyor mu?"
Gülümseyerek başını salladı. "Evet, öyle. Üstelik tanrımızın kutsama etkisi yakın dövüş ve büyü üzerinde de oldukça etkilidir."
O zaman bu tanrı, her savaşçının ve büyücünün gözdesi olmalıydı.
Teşekkür edip tam oradan ayrılmaya yeltenmiştim ki arkamdan iki kişinin yaklaştığını duydum.
"Aaa..."
"Demek sen de buradasın?"
"Şey, ııı..."
Özellikle Bayan Olivia'yı karşımda görünce ağzımdan kaçan o zavallı, pısırık ses yüzünden Angie kaşlarını çatıp ikimizin arasında şüpheli bakışlar gezdirdi. Anlaşılan merdivenlerin başında tesadüfen karşılaşmış ve tapınağa birlikte çıkmışlardı.
Küçük tapınak görevlisi kız ikisine de gülümseyerek selam verdi. "Akademiden gelen asiller olmalısınız. Şey, burada nasıl dua edileceğini biliyor musunuz?"
Angie ve Bayan Olivia başlarını iki yana sallayınca, küçük kız bize nezaketle rehberlik etmeye başladı.
Ah, ne sevimli bir tapınak görevlisi kız. İşte şimdi ruhum huzur bulmuştu. Sanki sadece varlığı bile zihnimi oyundaki tüm o saçmalıklardan arındırmaya yetmişti.
Neticede üçümüz tapınağın bağış kutusunun önünde yan yana dururken bulduk kendimizi.
İşte bu durum biraz tuhaf kaçmıştı...
"Şey, buraya bir bağış bırakmamız gerekiyor, değil mi? Acaba ne kadar vermek uygun olur?" Angie cüzdanını kurcalayıp içinden birkaç altın çıkardı.
Bayan Olivia'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. "O-o kadar çok mu vereceksin?"
"Garip mi? Biz kendi tapınağımıza normalde bu kadar bağışlarız."
Neyse ki Holfort Krallığı içindeki inanç, diğer tüm inançları dışlayan tek tanrılı dinlerden değildi. Şimdi bir de başıma din savaşı açılmasını hiç isteyeceğimi sanmıyordum. Hayatımda ilk kez, oyunun bu baştan savma arka plan hikayesine şükrettim.
Bayan Olivia ve Angie'nin yanında dururken, cebimden altınları ve aslında muska satın almak için ayırdığım tomarla parayı çıkardım.
Ne yani, delirdiğimi falan mı düşünüyorsunuz? Hayır, hiç de bile. Bakın şimdi, oyunda bir karakterle olan yakınlık dereceniz, bağış kutusuna attığınız paranın miktarına göre tavan yapıyordu. Bu yüzden ben de bu tapınağın mucizelerine bel bağlayıp tüm servetimi buraya dökmeye kararlıydım. Bu can alıcı ayrıntıyı ancak dün gece hatırlayabilmiş, yanımda daha fazla para getirmediğim için kendi kendime hayıflanıp durmuştum.
Diğer ikisi bana ağızları açık bakakaldı ama ben onları görmezden gelip ellerimi dua etmek için birleştirdim.
"Ey ulu tapınak tanrısı, senden çok şey istemiyorum. Ama lütfen, ne olur bana bir eş nasip et!" İçimdeki en büyük arzu bir çırpıda dökülüverdi dudaklarımdan. "Tek istediğim iyi huylu, şefkatli bir kadın. Beni tepeden tırnağa süzüp aşağılayacak ya da başkalarından peydahladığı çocuklara bana baktıracak birini istemiyorum. Ne olur bana hayırlı bir eş ver!"
Yanımdakiler bıkkınlıkla bana baktılar ama bu benim için ölüm kalım meselesiydi. Şimdiye kadar iyi bir kısmet bulabilmek için varımı yoğumu ortaya koymuştum ama attığım her adım ayağıma dolanmıştı.
Ulu tanrım, ne olur bu zavallı kuluna acı ve dileğimi kabul et!
Ben can havliyle dua ederken Angie ve Bayan Olivia da ellerini birleştirip duaya durdu. Benim aksime sessizce, içlerinden diliyorlardı.
Acaba ne istiyorlardı? Angie'nin ne dilediğini kestiremiyordum ama burası bir aşk tapınağı olduğuna göre herhalde onun dileği de bir kısmetle alakalıydı. Bayan Olivia'ya gelirsek... Greg ve Brad hâlâ birer baltaya sap olamamış asalaklardı ama umarım o yakışıklı çocuklardan biriyle arayı yapabilirdi.
Gerçi, şans dilerim. Dürüst olmak gerekirse Julius ve Jilk zaten ümitsiz vakaydı. Ama geriye hâlâ Chris kalıyordu.
Her neyse, kiminle olduğu umurumda değildi. Yeter ki mutlu olsun. Hatta aklıma gelmişken, krallığın selameti için araya bir dua daha sıkıştırmaktan zarar gelmezdi. Sonrasında hemen kendi mevzuma geri döndüm.
"Gözünü seveyim, boyu posu yerinde, ince belli, endamlı biri olsun. Hatta biraz sapık ruhlu olması işime bile gelir! Açıkçası beni el üstünde tutacak olgun bir kadına hiç hayır demezdim, bir de—"
Ben istek listemi bir bir sıralarken, Angie ve Bayan Olivia iki kulağımdan tuttukları gibi beni bağış kutusunun önünden sürükleyerek uzaklaştırdı. İkisinin de yüzü utançtan kıpkırmızı kesilmişti.
"Durun! Daha bitmedi! Henüz söyleyeceklerim vardı!"
Angie'nin yüzü adeta alev alev yanıyordu. "Seni aptal, küçücük bir çocuğun önünde böyle şeyler istenir mi hiç!"
Küçük kıza baktığımda onun da domates gibi kızardığını fark ettim.
Vay canına, gerçekten çok sevimliydi. Ah, keşke benim de hayatımdaki o çöp yığınları yerine böyle tatlı bir kız kardeşim olsaydı. Tam anlamıyla dünya tatlısı bir şeydi.
"Onun adına özür dilerim." Bayan Olivia mahcup bir tavırla kıza doğru eğildi. "Lütfen söylediklerini duymazdan gel."
"Şey, ııı, h-hiç önemli değil! Biraz şaşırdım sadece ama yine de bol şans dilerim!"
Evet! Şansa kesinlikle ihtiyacım olacaktı. Hem de çok büyük bir şansa.
Biz merdivenlerden aşağı inerken, arkamızdan gülümseyerek el sallamaya devam etti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.