Yolcu gemisinin güvertesine devasa bir kutu indi. Diğer öğrenciler kutuyu gördükleri an, gözlerinde ümit ışıkları belirdi.
Chris’in yüzü gergindi ama onun bile ifadesi bir an rahatlama hissiyle yumuşadı. Zırhı resmen dökülüyordu. Aşağı indikten sonra bana doğru seslendi. "Bartfort, sahaya çıkıyor musun?"
Luxion’ı tek elimde dengelerken ona dönüp bir baktım. "Kiminle konuştuğunu sanıyorsun sen? Hem şimdiden sağ ol, zafer benimdir."
Bu savaş artık kazanılmış sayılırdı.
"Usta," diyerek araya girdi Luxion. "Düşman zırhları bu yöne doğru ilerliyor. Drone’ları salmak için izin istiyorum."
Başımı salladım. O anda, Partner’dan çoklu savaş drone’ları fırlatıldı. Bacaksız robotların her birinin elinde farklı silahlar vardı.
Güvertedeki kutu açıldı ve içinden canım koyu gri zırhım, Arroganz çıktı. Göğüsteki kapağı açıp içeri süzüldüm.
Angie ile Livia, bir yandan Prenses Hertrude’u tutarken bir yandan da beni izliyordu.
Prenses gözlerini kısıp zırhıma baktı. "Bana bunun kayıp bir eşya olduğunu söyleme?"
Arroganz’ın pilot koltuğuna yerleşirken, "İşini biliyorsun," diye karşılık verdim.
"Şimdi hatırladım. Bir maceracı olarak gösterdiği başarılarla kötü ün salmış bir şövalye hakkında haberler almıştık. O adam sen olmalısın."
Luxion arkadan kendi kendine homurdandı. "Sürekli sadece kayıp bir eşya olarak anılmak son derece can sıkıcı."
Onu duymazdan gelip kapağı kapattım. Önümdeki ekran aydınlandı; etrafımızı saran tüm canavarları ve düşman şövalyelerini görebiliyordum. Arroganz’ı çalıştırırken dişlerimi göstererek güldüm.
"Biz savunmasızken bize vurup durarak çok eğlendiniz. Şimdi bu iyiliğin karşılığını verme sırası bende!"
"Usta, siz ve diğerleri karşılık vermişken bize pek de savunmasız denemez."
"Bak, önemli olan niyet. Yanlış kayaya çarptıklarını onlara göstereceğiz. O aptallarla işim bittiğinde, benden köpek gibi korkacaklar!"
Arroganz’ın sırtındaki bölme açıldı ve makineli tüfekli bir sürü drone dışarı salındı. Etrafımızdaki canavarları sürüler halinde temizlemeye başladılar.
Angie’ye döndüm. "Güverteyi boşaltın."
Başını salladı. "Anlaşıldı. Gerisini sana bırakıyoruz."
"Leon, bize geri dönmek zorundasın!" diye seslendi Livia.
Chris tekrar zırhının içine girmiş, yanımda dikiliyordu. "Sana yardım edeyim," dedi. Zırhı harabeye dönmüştü ama hâlâ savaşmayı mı düşünüyordu?
"Keyfin bilir." Omuz silktim. "Ayağıma bağ olma yeter."
Hiç oralı olmayıp hafifçe güldü. "Merak etme, olmam!"
Bir saniye, dur bakalım. Aramızdaki güç farkını böyle hemen kabullenmen durumu garipleştiriyor. "Bunu senden duyacak değilim!" falan gibi bir şeyler demeni bekliyordum.
"Luxion, büyük tüfeği ve kılıcı istiyorum."
"Birinci bölme açılıyor."
Sağ elime tüfeği, sol elime ise kılıcı aldım. Arroganz güverteden yukarı doğru süzüldü, Chris de hemen arkamdan beni takip etti.
Canavarlar bizi görür görmez üzerimize atıldı.
"Direnmeniz beyhude," dedi Luxion.
Arroganz’ın drone’ları etrafımızda bir formasyon oluşturdu ve yaklaşan yaratıkları makineli tüfekleriyle delik deşik etti. Canavarlar duman bulutları halinde yok olup gitti.
"Onlarla kılıçla savaştığım için şimdi kendimi aptal gibi hissediyorum," diye yorum yaptı Chris.
Öylesin zaten. Sen ve senin şu tayfa ne kadar budala olduğunuzu ne zaman anlayacaksınız acaba?
Luxion’ın daha önce Partner’dan fırlattığı drone’lar, yolcu gemisini korumak için her yerde düşman birimleriyle çarpışıyordu. Bize doğru yaklaşan bir düşman zırhı görünce tüfeğimi ona doğrultup kafasını uçurdum.
"Pekala, gidip şu prensliğin savaşma hevesini kursağında bırakalım."
"Usta, kötü adam rolüne gerçekten de cuk oturuyorsunuz."
Kontrol kollarını kavrarken yüzümdeki sırıtış iyice yayıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.