Gelatt, köprü üstünden savaşı izlerken gözlerini kırpmadı. "Nasıl bir canavar bu?"
Düşman, prenslik donanmasının savaş gemilerini ve zırhlılarını birer birer alaşağı ediyordu. O gri gövde ve üzerindeki kalın zırh plakaları, piyasadaki bilindik modellerden çok farklıydı.
Yanındaki askerlerden biri çekinerek fısıldadı. "Efendimiz, bence geri çekilme emri vermeliyiz."
Gelatt, yumruğunu büyüyle güçlendirip adamın suratının tam ortasına indirdi. Asker aldığı darbeyle geriye doğru savruldu.
"Geri çekilme mi?!" Gelatt öfkeyle kaşlarını çattı. "Saçmalama! Üç beş öğrenciye yenilip kuyruğumuzu bacaklarımızın arasına kıstırarak dönersek alem bize güler! Bunu mu istiyorsun?!"
Asker, patlayan dudağından sızan kanı silerek alelacele ayağa kalktı. "A-ama zaten çok ağır kayıplar verdik..."
"Prensesi, Sihirli Flüt’ü ve üstüne bu savaşı kaybetmişken geri mi döneceğiz? Bizim geri çekilme gibi bir lüksümüz yok!" Gelatt, ülkesine böyle bir utançla dönerse geleceğinin mahvolacağını çok iyi biliyordu. Her şeyin sorumlusu ilan edilecekti. Hayır, ne pahasına olursa olsun düşmanı suların dibine gömmek zorundaydı.
Gözleri kan çanağına dönmüş halde tırnaklarını kemirirken çıkış yolu arıyordu. "Krallıkta böyle yeni bir modelin olduğunu kim bilebilirdi ki...?" diye mırıldandı. "En azından o şeyi yok etmeliyim."
Tam o sırada, üzerlerinde siyah renkli özel tasarım askeri üniforma olan bir grup şövalye köprüye girdi.
Gelatt onları görünce başını kaldırdı. En öndeki şövalyeye bakıp sırıttı. "Tabii ya. Siz varsınız. Prensliğin en güçlü kahramanı."
Şövalye, Gelatt’a tiksintiyle baktı. Alnında kocaman bir yara izi olan, saçları dökülmüş, iriyarı ve kaslı bir adamdı. Diğerlerinin aksine, sıradan bir üniforma yerine tepeden tırnağa ağır bir zırh kuşanmıştı. Bu haliyle hemen göze çarpıyordu ancak gittiği her yeri savaş alanı olarak görmesiyle nam salmış biriydi. Bu yüzden kimse onun bu görüntüsünü yadırgamadı.
"Bize konuşlandırmak için onay vermeyen birinden bunları duymak şaşırtıcı," diye söylendi şövalye. "Prensesi kaçırdıklarını duydum. Senin hesabını sonra göreceğiz. Şimdi, savaşa dahil oluyoruz."
Köprüdeki askerlerin gözlerinde bir umut ışığı belirdi. Düşman şimdiye kadar ortalığı kasıp kavurmuş olsa da bu şövalyeler gidişatı tamamen tersine çevirebilirdi.
Gelatt başıyla onayladı. "Elbette, buna hiç itirazım olmaz Vikont Vandel Him Zenden. Gerisi sende ve adamlarında."
Şövalyeler vakit kaybetmeden köprüden ayrıldı.
Gelatt sinsice kıkırdadı. "İşte bu işi çözer."
"A-ama efendim," dedi Gelatt’ın az önce yumrukladığı asker. "Prenslik yönetimi, onların savaş alanına sürülmesini kesinlikle yasaklamıştı..."
"Kararı ben değil, Zenden verdi." Gelatt burun kıvırdı. "Hem elimizdeki en güçlü kozu oynamamak aptallık olurdu. Kara Şövalye o canavarın hakkından gelecektir. Ne de olsa o, prensliğin en güçlüsü."
Ve bahsi geçen şövalye, doğrudan Leon’un üzerine doğru atılmak üzereydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.