Gökyüzü adeta bir savaş alanına dönmüştü. Ben ise Arroganz'ın korunaklı kokpitinden dışarıya avazım çıktığı kadar küfrediyordum.
Bu herifler gerçekten de çok sinir bozucu!
Düşman şövalyeleri gruplar halinde saldırıyor, beni her taraftan kuşatıp uzaktan ateş açıyorlardı. Arkamı döndüğüm an kılıçlarıyla üzerime çullanıyor, karşı saldırıya geçtiğimde ise hemen dağılıp kaçıyorlardı.
Luxion her zamanki tekdüze sesiyle araya girdi. İyi eğitilmişler.
Zırhım mermilerini kolayca sektiriyordu. Yakın dövüş esnasında bile bana tek bir çizik bile atamamışlardı. Hiç hasar almamıştım ama onları etkisiz hale getirmek absürt derecede uzun sürüyordu.
Neden geri çekilme kararı almıyorlar ki?!
Garip, değil mi? Geri çekilmelerini gerektirecek kadar çok hasar aldılar. Ancak komuta zincirlerinin konuşmalarını dinledim. Görünüşe göre geri adım atamayacaklarına inanıyorlar.
Luxion’ın yakaladığı bilgilere bakılırsa rütbesiz askerlerin çoğu geri çekilmek istiyordu. Fakat başlarındaki komutan Nuh deyip peygamber demiyor, talepleri sürekli reddediyordu.
Kaçıp gitsenize zaten! diye kükredim. Siz geri adım atmadıkça burada saçını başını yolan ben olacağım!
Öne doğru atıldım, kılıcımı birkaç düşman zırhının gövdesine sapladım. Pilotlara zarar verebilecek hayati bölgelerden kaçınmaya özellikle dikkat ediyordum. Silahımı geri çekip her birini tekmeleyerek düşman gemisinin güvertesine doğru fırlattım. Bu anlamsız direnişiniz hiçbir işe yaramayacak!
Ben bu akılalmaz duruma öfkelenirken Luxion sözümü kesti. Partner rahatlama sağlayacak kurtarma çalışmalarına başladı.
Partner, yolcu gemisinin yakınında savunma pozisyonu almıştı. Luxion da gemidekileri tahliye etmek için bir kurtarma teknesi indiriyordu.
Yolcu gemisi de yolun sonuna geldi herhalde. Yamulmuş gövdesinden kapkara dumanlar yükseliyordu. Herkesi Partner'a bindirdiğin an hemen çekil. Bu aptallarla sonsuza kadar oynayacak vaktimiz yok.
Usta! diye seslendi Luxion, sesinde nadir görülen bir şaşkınlık vardı. Yeni bir düşman tespit edildi. Siyah bir zırh giyiyor. Bunun seçkin bir birim olduğunu tahmin ediyorum.
Siyah kelimesi zihnimde acı dolu anıları tetikledi. Önceki hayatımda bu oyunu oynarken Kara Şövalye açık ara en güçlü düşmandı. Onun o akılalmaz gücü yüzünden çoklu oyun sonu ekranı görmüş, defalarca kaybetmiştim. Yakın mesafede Chris’i ezip geçiyor, uzun menzilli savaşta ise Jilk’e göz açtırmıyordu.
Kısacası Fanoss Krallığı'nın hileli silahıydı.
Bana çektirdiği eziyetin haddi hesabı yoktu. Tek başına oyunun savaş zorluğunu on katına çıkarıyordu.
Ciddi olamazsın, dedim inleyerek. Kara Şövalye mi? Şimdi mi yani?!
Partner'ın açtığı ateşten sıyrılıyor, dedi Luxion. İnsansız araçlarımı da yok ederek ilerlemeye devam ediyor. Bu hızla giderse kurtarma çalışmalarımızı baltalayacak.
Biliyor musun? Harika. Onunla ben ilgilenirim!
Korku nedir bilmezdim. Arroganz benim altımdaydı ve Luxion'dan daha büyük bir hile olamazdı. Kara Şövalye benim için çocuk oyuncağı olmalıydı.
Ben daha sözümü bitiremeden, gökyüzünü yırtan bir sesle siyah şövalyelerden oluşan bir filo doğrudan bana doğru süzüldü.
Bir saniye, filo mu?
Dur gitme, orada... beş kişiler mi? Hey, şaka mı bu! Ne oluyor lan!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.