Partner gemisinin güvenli güvertesine ayak bastıktan sonra, Angie hemen Livia ve Hertrude ile birlikte özel bir odaya çekildi. Güvenlik gerekçesiyle prensesi yanlarından ayırmıyorlardı; kargaşadan faydalanıp ona saldırmaya kalkışacak birilerinden çekiniyorlardı. Üstelik onu göz hapsinde tutmak en tedbirli yoldu.
Angie pencereden dışarı baktığında, çarpışmalar seyrekleşmiş olsa da savaşın henüz sona ermediğini gördü. Huzursuzluğu gitgide artıyordu. "Dükalık neden geri çekilme kararı almıyor? Kazanan zaten belli."
"Sana daha önce de söyledim." Hertrude, esir alınmış bir rehineye göre şaşırtıcı derecede sakindi. "Onları durduramazsınız. Bu kadarı geri adım atmalarını sağlamaya yetmez."
"Leon iyi olacak mı?" Livia, onun güvenliği için dua ettiği her halinden belli olan bir tavırla ellerini birleştirdi.
Angie gözlerini tekrar pencereye çevirdi. "Kolay kolay yenilmez ama savaş alanı en sakin anında bile öngörülemezdir."
Tam o sırada Leon, arkasındaki siyah zırhlarla birlikte Arroganz'ın içinde pencerenin önünden hızla geçti.
Siyah zırhları gören Hertrude panikle yerinden sıçradı. "Vandel mı? Nasıl olur?!"
Bu isim Angie'nin yüreğini ağzına getirdi. "Kara şövalye mi? Ciddi olamazsın. O da mı burada?"
"Şey, ben..." Livia, ikisi arasında şaşkın bakışlar fırlatarak kaşlarını çattı. "Kim bu kara şövalye?"
"Biz daha doğmadan önce dükalıkta adını duyurmuş bir şövalye," diye açıkladı Angie. "Tek başına krallık ait onlarca, belki de yüzlerce hava gemisini düşürdü. İş bizim zırhlara gelince, bunun birkaç katı fazlasını yok etmiştir."
Angie göz ucuyla Hertrude'a baktı. Prenses dudaklarını büzmüş, gözlerini yere dikmişti. Üzerine ani bir hüzün çökmüş gibiydi; o vakur tavrından eser kalmamıştı.
"Son zamanlarda adı pek duyulmuyordu," diye devam etti Angie. "Savaş alanına daha seyrek çıkmaya başlamıştı. Krallık onun artık yaşlandığını düşünüyordu."
Livia endişeyle sordu. "Leon böylesine güçlü bir rakibi yenebilir mi?"
"Dürüst olmak gerekirse, hiç..."
"Vandel yenilmez!" diye çıkıştı Hertrude. "O, Fanoss'un en güçlü savaşçısı. Krallığın hilekar şövalyelerinden birine boyun eğecek değil!"
"Leon hilekar biri değil!" Livia yumruklarını sıktı.
"Komik olma lütfen. Krallığın bize yaptıklarını unuttuğunu söyleme bana. Yoksa hiçbir suçunuz olmadığına dair beyninizi mi yıkadılar?"
Livia, sanki bir teselli ararmış gibi, Hertrude'un onu yanılttığını duymak ümidiyle Angie'ye baktı. Ancak Angie sadece kafasını çevirmekle yetindi.
"Yirmi yıl önce, biz henüz doğmadan önce," dedi Angie. "Krallık, Fanoss'u işgal etti. Bir kez de değil. Çoklu taarruzlarla dükalık güçlerini ve halkını köşeye sıkışana kadar kovaladık. Her seferinde bizi püskürtmeyi başardılar."
Livia'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Bu... Bu doğru olamaz. Krallığın bir yeri işgal ettiğini hiç duymadım..."
"Hiçbir şey bildiğin yok." Hertrude, Livia'ya buz gibi bakışlar fırlattı. "Krallığının bize yaşattığı acılardan tamamen habersizsin. Angelica, neden ona gerçekleri anlatmıyorsun?"
Angie dudaklarını sıktı. Sessizlik her şeyi açıklamaya yetmişti. Livia'nın omuzları çöktü, büyük bir hayal kırıklığıyla sarsıldı. Bu manzara Angie'nin dişlerini gıcırdatmasına sebep oldu. Fakat şimdi ne söylerse söylesin, Hertrude içindeki o dinmeyen öfke duvarını aşamayacağını çok iyi biliyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.