Çelik ve İntikam

Tüfeğimi kavrayıp Kara Şövalye’ye, daha doğrusu şövalyelere doğru atıldım ve tetiği çektim. Hepsi patlama menzilinden sıyrılacak kadar deneyimliydi.

“Sizi hileciler!”

Sırtım gökyüzüne dönük şekilde uçuyordum. Kara şövalyelerin kararlı hareketleri tüylerimi ürpertiyordu.

Luxion, “Performansları şimdiye kadar gördüğümüz diğer tüm zırhları gölgede bırakıyor,” dedi. “Fanoss Prensliği’nin krallıktan çok daha yüksek düzeyde bir teknik bilgi birikimine sahip olduğundan şüpheleniyorum. Hava gemilerini ve zırhlarını üreten şirketler bizimkilerden fersah fersah üstün.”

“Demek teknoloji devi bir süper güçler, ha? Güzel. Bana Japonya’yı hatırlattı.”

“Geçmişe duyduğunuz özlemin onların umurunda olduğunu sanmıyorum. Sizi öldürmeye fazlasıyla kararlı görünüyorlar.”

Sağ ol be üstün zekalı arkadaşım. Sen o dahi çıkarımlarınla aydınlatmasan hayatta fark edemezdim zaten.

Saldırılarının şiddeti beni hayretler içinde bırakıyordu. İçlerinden biri kılıcını savurarak Arroganz’a doğru atıldı. Darbeyi kendi kılıcımla karşıladım.

“Krallık pisliği!” diye kükredi. “Kellenizi alacağım!”

Arroganz’ın saf gücüyle onu geri püskürttüm ama ateş etmek için tüfeğimi kaldırdığımda şövalyeler çoktan dağılmıştı.

“Sizden nefret ediyorlar,” dedi Luxion.

“Geçmişteki mevzular yüzünden kuduruyorlar, üstelik benimle hiç alakası olmayan bir geçmiş yüzünden!”

Fanoss, yirmi yıl önceki o acımasız işgal nedeniyle krallığa karşı büyük bir kin besliyordu. Oyunu oynadığım için tüm detayları bilsem de şövalyelerin bu mağdur edebiyatı beni çileden çıkarıyordu. Gerçekten de tek istediğim, şu oyun yapımcılarını karşıma oturtup bir otome oyunu için neden bu kadar kasvetli bir arka plan seçtiklerini sormaktı.

Yani, altı üstü bir otome oyunu bu! Her şeyin daha toz pembe ve neşeli olması gerekmez miydi?!

“Luxion, kılıcı ve tüfeği kaldır.”

“O halde bir sonraki aşamada hangi silahı hazırlamamı istersiniz?”

“Çıplak elle dalıyorum.”

Bu hamlem şövalyeleri daha da öfkelendirmiş gibiydi ama benim gözüm liderleri olduğunu düşündüm adamdaydı. Diğerlerinden çok daha güçlü olduğu dışarıdan bakınca bile hemen anlaşılmasına rağmen bana henüz tek bir saldırı bile gerçekleştirmemişti.

Hızla öne atılıp ast şövalyelerden biriyle aramdaki mesafeyi kapattım ve onu yakaladım. Sır silahımı kullanma vakti gelmişti; Prens Julius’un zırhını parça pinçik eden o saldırıyı.

“Hazırlıksız yakalanmanın cezası budur. İyi uykular!”

Arroganz’ın kolunda biriken gücü serbest bıraktığımda, ortaya çıkan şok dalgası düşman zırhının gövdesinde yayıldı ve içindeki pilot bilincini kaybetti. Zırhı serbest bıraktım; metal yığını hızla denize doğru süzüldü.

“Eee? Hadi ama, gidin de arkadaşınızı kurtarın,” diyerek diğerleriyle dalga geçtim.

Şövalyeler bölündü; bazıları düşen yoldaşlarını kurtarmak için aşağı süzülürken geriye yüzleşmem gereken az sayıda rakip kaldı. Bu sır saldırımın onları ne kadar dezavantajlı duruma düşürdüğünü anlayıp tamamen geri çekileceklerini ummuştum ama ne yazık ki işler öyle gitmedi.

“Usta, arkamızda!”

Düşman zırhı kılıcını üzerime doğru savururken hızla arkama döndüm. İHA'larım üzerine mermi yağdırdı ancak zırhında göçükler oluşmasına rağmen aldığı hasara aldırmadan bir kez daha saldırdı.

“Tch!”

Savunmak için sol kolumu kaldırdım; şövalyenin kılıcı Arroganz’ın kalın zırhına çarpıp kırıldı.

Düşman kokpitinden gür bir ses yükseldi. “Seni yok edeceğim, krallık canavarı!”

Luxion alarm verdi. “Usta!”

Kalan üç birimin tekrar saldırıya geçtiğini görmek için yeniden arkama döndüm. Az önceki lider doğrudan önümde belirdi, devasa kılıcı üzerimize doğru hızla iniyordu.

Derken ekranım karardı; kılıcının ucu zırhın bölmesini delip geçmişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.