Kutsal Eşyaların Gölgesinde

Marie, tapınağın VIP odasındaki minderlere kurulmuş, bacak bacak üstüne atmış keyif çatıyordu. Sehpanın üzerindeki kolyeye sinsi bir gülümsemeyle baktı.

"Hehe, sonunda benim oldun."

Kolyeyi ele geçirdiği gibi vakit kaybetmeden boynuna taktı. Kutsal Kolye, bileğindeki Kutsal Bileklik'in ışıltısıyla uyum içinde göğsünde sallanıyordu. Aziz Büyücünün Asası ise arkasındaki duvara yaslanmıştı. Bu eşyaların her biri onun varlığına tepki veriyor, hafifçe parıldıyordu.

"Rolünü çalmış olabilirim ama Aziz olmamda hiçbir sakınca yok. Ne de olsa şifa büyüsünde ustayım. Bunun için az dirsek çürütmedim."

Marie, bu otome oyun dünyasındaki sefil ailesinden günün birinde kurtulabilmek için şifa yeteneğini geliştirmeye canını dişine takarak çalışmıştı. Bütün bunları başarmak için oyun bilgisinden sonuna kadar faydalanmıştı.

Kendi kendine, "Animasyonlu olay sahnelerinde Aziz'in tek yaptığı dua etmekti," diye mırıldandı. "Yıllarca sefalet çektim ama artık devran dönüyor. Bir sorun çıkarsa senin yerine ben hallederim Olivia. Karşılığında sen de tüm bunlardan benim için vazgeçeceksin."

Marie, bilgisinin çoğunlukla animasyonlu sahnelerden ve özel görsellerden ibaret olduğunu kabul etmek zorundaydı. İnternetteki rehberler oldukça yetersiz ve eksikti. Oyunu bitirmek o kadar zordu ki yarı yolda pes etmişti. Arşivindeki sahneleri önceki hayatındaki ağabeyine borçluydu.

"Yine de buraya kadar gelmek hiç kolay olmadı. Bilekliği alana kadar canım çıktı, tapınaktakileri ikna etmekse ayrı bir dertti." Karşılaştığı engelleri hatırlayınca yüzünü ekşitti. "O gereksiz figüranın kolyeye el koyan korsanları alt ettiğine hâlâ inanamıyorum. O herif gerçekten bu oyun hakkında bir şeyler biliyor olabilir mi?"

Marie, Leon sahneye çıkana kadar Bartfort Hanesi'nin adını bile duymamıştı. Oyunda bu isimde biri asla yer almıyordu.

"Angelica'yı o şekilde kurtarması çok garipti. Üstüne bir de o inanılmaz güçlü zırha sahip. Bir dakika, yoksa...? O da benim gibi biri mi? Sürekli ayağıma dolanmasının sebebi bu mu? Uf! Yanına kâr kalmasına izin vermeyeceğim!"

Marie bir süre öfkeyle köpürdü, ardından intikamını nasıl alacağını düşünmeye başladı.

"Şu anki konumum ondan katçek üstün. İkimiz de toplum basamaklarını tırmanmaya çalışan reenkarnasyon ruhları olabiliriz ama beni geçmesine asla müsaade etmem. Julius'u ne pahasına olursa olsun yeniden veliaht prens yaptıracağım, böylece kraliçe olabileceğim! Hayallerimdeki şehirde ihtişamlı, şatafatlı bir hayat beni bekliyor! Lüks içinde yaşarken etrafımda yakışıklı erkekler pervane olacak. Önceki hayatımda çok çektim, bu dünya bana bunu borçlu. O figüran parçası da başrol kızını istiyorsa tepe tepe kullansın. Zaten tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş olur."

Duraksadı. "Hmm? Bir dakika ya, o ikisini baş başa bırakmak gerçekten güvenli mi? Yok... Yapamam. Onların burnunu sürtmeden içim rahat etmeyecek."

Düşünceleri Japonya'daki eski hayatına kaydı. "Ah, o zamanlar hayat ne kadar zordu. Çalıştığım gece kulübünde kapış kapış gidiyordum ama tuttum beş para etmez herifin tekine gönül verdim. Ah, neden yüzüm hiç gülmedi ki?"

Yine de kulüpte edindiği tecrübeler burada çok işine yarıyordu. Önceki hayatında erkekleri baştan çıkarma sanatında ustalaşmıştı; bu beceriler, dış görünüşün nasıl olursa olsun erkekleri ağa düşürmeye yetiyordu.

Marie doğrulup oturdu ve sırıttı. "Ama bu hayatta ne yapıp edip mutlu olacağım!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.