Zola ile rahibe kankasının getirdiği birliklerin başındaki general, kırklı yaşlarında, aşırı gergin bir adamdı. Daha yanına yaklaştığım an diken üstünde durmaya başladı. Hakkımdaki dedikoduları duymuştu herhalde.
"Komuta sende mi?" diye sordum.
"Bu savaş gemisinin kaptanıyım," diye karşılık verdi. "Vikont Bartfort, mümkünse kan dökülsün istemiyorum. Tapınağın hazinesini olaysız bir şekilde iade etmeye yanaşır mısınız?"
En başından beri duymak istediğim tek şey buydu zaten.
Kolyeyi gözünün önünde salladım. Gözleri fal taşı gibi açıldı, sonra hemen incelemesi için birini çağırdı.
Uzman başını hızla sallayarak onayladı. "Evet, hiç şüphe yok. Tıpkı efsanelerdeki gibi!"
General tir tir titriyordu. "O-o zaman bu gerçekten de kayıp hazinemiz mi?!"
Eğer sizin için bu kadar kıymetliyse sahip çıksaydınız ya şuna.
"Baksanıza," dedim. "Bizim konaka uğrayan o kişileri de yanınızda götürün lütfen. Gözleri hazineden başka şeyleri de görüyor gibiydi. Mesela paramı. Bağış adı altında üzerime çökmeye kalktılar, beni cidden zor durumda bıraktılar."
Yüzü irkildi. "B-bunu duyduğuma gerçekten çok üzüldüm. Biz sadece kolyeyi almaya gelmiştik. Onları derhal gemiden çıkartıp hemen buradan ayrılacağım."
En azından tapınak şövalyelerinin benimle dövüşmeye niyeti yoktu.
Luxion da harika iş çıkarıyordu hani. Hiçbir arbede yaşanmadan olayı tatlıya bağlamıştık.
Neyse, kolyeyi teslim ettiğime göre artık Kutsal Bileklik'i tahsil etme vakti gelmişti.
General, avucundaki kolyeye hayranlıkla bakarken rahat bir nefes aldı. "Dedikodularda anlatılandan bambaşka birisiniz."
"Öyle mi?"
"Küstah ve terbiyesiz olduğunuz söylenmişti, bu yüzden Azizemizin size neden bu kadar öfkelendiğini anlayabiliyordum. Ama onun tasvir ettiğinden çok daha aklı başında birisiniz."
Bir dakika. O az önce ne dedi? "Dur bir saniye, Azize mi?"
General bunu ağzından kaçırdığını fark edince dona kaldı. Yanındaki diğer tapınak görevlileri de çaresizce ellerini yüzlerine kapattı.
"Azize'yi buldunuz mu yani?" diye üsteledim. Belki Livia—
Uudum kısa sürdü.
"Evet, sanırım kendisini zaten tanıyorsunuz. Leydi Marie Fou Lafan. Tapınağa bir diğer kayıp kutsal eşyayla, yani bileklikle birlikte geldi."
Yok artık, ne? Olamaz.
O kızda bilekliğin ne işi vardı ki? Gidip tapınağa kendi eliyle teslim etmiş olsa neyse. Bileklik Livia'nın eline geçtiği sürece sorun yoktu. Ama Marie kendini Azize mi ilan etmişti? Saçmalık! O da tıpkı benim gibi reenkarne olmuş sıradan bir figürandı.
Beş hedef erkeği de sinsi oyunlarıyla ağına düşürdüğü için ondan nefret etsem de, bir nebze anlayabiliyordum. Ama Azize taklidi yapmak mı? Bu kadarı akıl kârı değildi, bunun tutar dalı yoktu.
Nasıl bu kadar aptal olabilirdi? Bu oyunu hiç oynamamış mıydı? Livia'nın Azize olmasındaki olayın ona ekstra güç kazandırması değil, doğuştan gelen gücünü en iyi şekilde kullanmasını sağlamak olduğunu bilmesi gerekirdi.
"Marie mi Azizeymiş?" dedim, duyduklarımı kabullenmekte hâla zorlanıyordum.
"Evet. İyileştirme büyüsü yapabiliyor, şimdiden tapınaktaki herkesin yeteneğini fersah fersah aştı. Üstelik görevliler de o geldiğinde—"
Yanındaki biri generale müdahale edip onu susturdu.
"Kusura bakmayın," dedi general. "Her neyse, biz artık müsaadenizi isteyelim. Konakınızdaki rahibeyi alması için birini göndereceğim."
İskelede dalgın bir şekilde kalakaldım, gemileri ufukta kaybolana kadar arkalarından baktım. Gözden kaybolduklarında Luxion ile telsizden iletişime geçtim.
"Ne oldu?" diye sordu.
"Marie gidip kendini Azize ilan etmiş. O köpüren yılanı asla affetmeyeceğim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.