Korsan gemilerinde tek bir kafatası simgesiyle süslenmiş siyah bayrak dalgalanıyordu. Kendilerine Kanatlı Köpekbalıkları diyorlardı.
Kaptanları, Partner adlı gemiyi süzüp kendi kendine ıslık çaldı. "Bunu ele geçirebilirsek patron acayip sevinecek."
Yardımcısı da onu onayladı. "Büyük av. Ama o şeyin içinde gerçekten sadece dört velet mi var? Devasa bir şey bu!"
"Öyle, üç oğlan bir de kız," dedi kaptan. "Doğru mu bilmem ama geminin kayıp bir eşya olduğu söyleniyor. Yakında anlarız zaten, güverteye çıkıp bir kontrol edelim hele."
"İçerideki dördünü temizleyelim mi?"
"Aptal! Oğlanlar zengin soylu veletleri. Onları paralı yaşlı moruklara satıp iyi para kırarız. Kıza gelince, onunla biraz eğlenir, sonra bir kenara fırlatırız. Nasılsa halktan biri, bize beş kuruş kazandırmaz."
Bu sözler tayfayı iyice coşturdu; gemileri yanlarındaki diğer gemiyle birlikte alçalmaya başladı. Partner’ı altlarındaki zeminle kendi aralarına sıkıştırmayı planlayarak tam tepeden yaklaşıyorlardı.
Kaptan elini boynuna götürüp çıtlattı. "İçlerinden birinin olağanüstü güçlü olduğunu duydum ama ne de olsa hâlâ bir velet. Gerçek bir savaşın neye benzediğini onlara iyice öğretin."
"Emredersiniz! O dersi kafalarına kazıyacağız!"
Zırhlı kıyafetler ardı ardına gemiden fırlatıldı. İki korsan gemisinden toplam yirmiye yakın zırh, doğrudan Partner’a doğru süzülüyordu.
Kaptan sırıttı. "Bu aptal çocukların sayesinde bugün keyfimiz gıcır olacak."
"Aynen öyle!"
Tek yapmaları gereken, kaçamaması için düşman gemisini sabitlemekti; sonrası zaten kolaydı. Gemileri hep bu şekilde ele geçirirlerdi. Ancak zırhlıları Partner’a yaklaştığı sırada, karşı taraftan onlara doğru bir şey fırladı: Koyu gri, standart modellerden belirgin şekilde daha büyük bir zırhlı kıyafet.
"Tek bir zırhla ne yapabileceklerini sanıyorlar? O velet biraz dişli olabilir ama neticede veletten başka bir şey değil. Etrafını sarın ve..."
Kaptan emrini tamamlayamadan düşman zırhlısı, korsanların kalitesiz zırhlarından ikisini iki eline alıp birbirine çarptı. Parçalanan zırhları kendi gemisinin güvertesine fırlattı. Diğer korsanlar etrafını sarmaya çalışsa da her birini tek tek kolayca ezip geçti. Korsanlardan biri anti zırh tüfeğiyle onu durdurmaya yeltendi fakat düşman atıştan sıyrılıp namluyu kavradığı gibi korsanın zırhını havaya fırlattı.
Kaptan, tayfasının ciddi bir tehlike altında olduğunu şimdi fark etmişti. "Bu da ne? Geri çekilme! Gemiyi hemen döndür..."
Çok geçti. Gemiyi sarsan şiddetli bir şok dalgasıyla sendeleyip hemen yanındaki korkuluğa tutundu.
"Ne oldu?!"
"Toplar! Hedefimiz bize ateş ediyor!"
"Saçmalama! Tam tepelerindeyiz!"
Korsanların hava savaşlarında genel kabul görmüş taktiği, düşmanın üzerinde uçmaktı. Topların isabet oranı düşüktü ve genellikle geminin yan taraflarına yerleştirilirdi. Mertçe bir çarpışmada tayfa, gemiyi düşmanın yanına yanaştırıp her gemiyi koruyan sihirli bariyeri delmek için olabildiğince çok top mermisi yağdırırdı. Bu bariyeri aşmanın tek yolu, tüm toplarla toplu bir saldırı düzenlemekti.
Korsanlar bu tarz bir saldırıdan kaçınmak için tepeden alçalmayı tercih etmişti.
"Gemileri manevra yapamayacak kadar büyük. Bize nasıl ateş edebiliyorlar? Hem topları kim ateşliyor? Gemide sadece dört kişi yok muydu?!"
Partner boyutundaki bir gemiyi uçurabilmek için en az bin kişilik bir mürettebat gerekirdi, yoksa havalanamazdı bile. Dört kişi asla yetmezdi; korsanların düşman mürettebat arasındaki işbirlikçisini de saysalar beş kişi bile bir hiçti. Ne biçim bir kayıp eşyaydı bu böyle?!
Partner ateş etmeye devam ederken bir başka şok dalgası daha korsanların gemisini sarstı.
"Teslim oluyoruz!" diye kükredi kaptan. "Beyaz bayrağı çekin! Teslim oluyoruz!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.