Dışarıdan gelen gürültü patırtı ortalığı ayağa kaldırmıştı.
Livia odasında, yerde öylece cansız gibi oturuyordu ama dışarıdaki arbede onu zorla da olsa ayağa kalkmaya itti. Gözleri ağlamaktan şişip kızarmış, yüzü gözü birbirine karışmıştı. Adım atmaya çalışırken yorgunluktan bacakları titriyor, onu taşımakta zorlanıyordu.
Gemi aniden öne doğru sarsılınca, şaşkınlıkla, “Neden hareket ediyoruz?” diye fısıldadı kendi kendine.
Pencere camından dışarı baktığında Leon’u gördü. Arroganz’ın içindeydi ve savaşa doğru atılıyordu. “Leon?”
Dün çarpıştıkları korsan gemilerine benzeyen bir gemi onlara doğru sokuluyordu. Hayır, bir değil, tam beş gemi vardı. En büyüklerinin boyu rahatça üç yüz metreyi aşardı, kelimenin tam anlamıyla devasa bir şeydi.
Gemi yanaşıp yaylım ateşine başladı. Gülleler havada uçuşuyordu.
“Hii!” Livia elleriyle başını koruyup hemen yere çömeldi. Ancak gemiyi saran hafif bir ışık huzmesi saldırıyı engelledi ve hiçbir zarar görmeden kurtulmalarını sağladı. “İ-İnanılmaz…”
Livia başını kaldırıp tekrar dışarı baktığında Leon, rüzgarla dolup taşan yelkenleriyle düşmanın sancak gemisine doğru hücum ediyordu. Tek bir hamlede geminin direğini yerle bir etti.
Bu manzara Livia’ya bir an için rahatlama getirse de içindeki o karanlık çöküntü hemen geri döndü.
Ona çok korkunç şeyler söyledim. Özür dilemem gerek. Neden öyle davrandım ki? Leon onun için her şeyi yapmışken, neden bu kadar öfkelendiğini kendisi bile bilmiyordu artık.
Livia kendi içinde kıvranıp endişelenirken, düşman zırhlılarından biri aniden Leon’a vurup onu havada savurdu.
“Ne…?”
Arroganz’dan çok daha küçük ve hafif olan diğer zırhlıların aksine, bu gelen neredeyse Leon’un zırhıyla aynı boyuttaydı. Arroganz’ın gücü ortadayken, bu düşman zırhlısı onu alt etmeyi başarmıştı.
Livia’nın göğsüne amansız bir ağrı saplandı. Günlerdir uyumamıştı, sağlıklı düşünemediğinin ve elinden hiçbir şey gelmediğinin farkındaydı ama yine de odadan fırlayıp koridorda koşmaya başladı. Gemi o kadar büyüktü ki güverteye ulaşmak için çok uzun bir mesafe kat etmesi gerekiyordu.
Yolda, koridorda süzülen temizlik robotları önüne çıkıp ona engel olmaya çalıştı.
“Üzgünüm ama geçmeme izin verin!” diye haykırdı Livia. Robotlar bir an duraksadı. Sistemleri hemen yeniden yüklense ve arkasından koşsalar da ona yetişemediler.
Livia kendini güverteye attığında dışarıdaki savaşın gürültüsü kulaklarını sağır edecek raddedeydi. Barut kokusu havayı kaplamış, gülleler geminin sihirli bariyerine çarpıp duruyordu. Her patlamayla yer sarsılıyor, etrafı yoğun bir duman bulutu kaplıyordu.
Sığınabileceği kapı eşiğinden ayrılıp gözleriyle Leon’u aramaya başladı. Oraya ne yapmaya geldiğini, nasıl bir yardımı dokunacağını düşünmüyordu bile. Sadece onun iyi olduğunu görmek istiyordu.
“Leon! Leon!”
Tam o sırada, önündeki güverteye devasa bir düşman zırhlısı iniş yaptı. Kafasını kaldırıp baktığında gördüğü şey Arroganz’ın koyu gri gövdesi değildi. Bu, üzerinde kurukafa amblemi olan, dikenlerle kaplı yabancı bir zırhlıydı.
“Eh…?”
Arroganz’ı havaya uçuran zırhlı tam karşısındaydı işte. Sağ elinde kocaman bir kılıç tutuyor, sol elini ise Livia’yı tek hamlede yutabilecekmiş gibi ona doğru uzatıyordu. Korku genç kızın bütün bedenini kilitledi. Tam o sırada, silindir şeklinde, çelimsiz kolları olan barksız küçük robotlar düşmanla onun arasına barikat kurdu.
“Tch, yoluma çıkan bu çöpler de ne böyle?” diye homurdandı zırhlının içinden gelen kalın bir ses. Elinin tersiyle robotları savurup bir kenara fırlattı ve elini tekrar Livia’ya doğru uzattı.
Livia gözlerini sıkıca kapatıp kafasını çevirdi. Hayır, Leon, kurtar beni!
“Çek o pis ellerini onun üstünden!”
Ama bu ses de Leon’a ait değildi.
Kendi zırhıyla düşmana arkadan çarpan Brad, devasa zırhlıyı geriletmeyi başardı. Ancak bu hamle korsanı sadece birkaç adım geriye götürebilmişti. Zırhların arasındaki güç farkı, küçük bir çocuğun yetişkin bir adamı itmesine benziyordu.
Korsan, Brad’in zırhını yakaladığı gibi havaya fırlattı. “Kendini bir şey sanma, velet!”
Livia nefes almayı unuttu.
Brad güvertenin üzerine sertçe düştü.
O doğrulmaya çalışırken Greg kendi zırhıyla öne atıldı. Elindeki mızrağı havada çevirerek düşman birliklerinden birkaç tanesini biçti ve doğrudan korsana yöneldi.
“Hey sen, çekil yolumdan!” diye kükreyerek mızrağını sapladı. Ancak düşmanın zırhı delinecek gibi değildi. “Demek sert kayaya çarptık, ha—”
Korsan mızrağı kavradığı gibi Greg’i zırhıyla birlikte güverteye fırlattı.
Livia dehşet içinde olan biteni izliyordu. Korkudan geri çekilme refleksini bile yitirmişti.
Brad kendini onun önüne siper etti. “Ne yapıyorsun burada?” diye bağırdı öfkeyle. “Hemen git buradan!”
“B-bacaklarım hareket etmiyor!”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.