Yeniden Doğuş

"Dönmeyeceğim işte! Kesinlikle geri dönmüyorum!"

Léon evin direğine sıkıca sarılmıştı. Marie ise onun beline sarılmış, bütün gücüyle çekip koparmaya çalışıyordu.

"Zamanımız kalmadı diyorum sana, seni aptal abi!"

Bir an önce onu geri götürmesi gerekiyordu ama Léon tıpkı bir çocuk gibi direniyordu.

"Aptal da ne demek, seni pislik kız kardeş!"

"Ne dedin sen?!"

Birbiriyle kavga etmeye başlayan ikiliye bakan Ange, Livia ve Noel ile birlikte ne yapacağını şaşırmıştı.

"Bu da ne demek oluyor böyle?"

"B-Ben de hiç bilmiyorum."

"O ikisi... Gerçekten abi kardeşmiş."

Léon ile Marie arasındaki ilişki, dışarıdan bakan bu üç kişiye bile tam anlamıyla abi kardeş gibi görünmüştü.

Zihinlerindeki tüm şüpheler ve gizemler çözülünce yüzlerinde biraz olsun rahatlamış bir ifade belirdi.

Yine de, tam Léon'u bulduk derken adamın nuh deyip peygamber demeyerek "Geri dönmek istemiyorum" diye tutturması akıl alır gibi değildi.

Üçü de şaşkınlıklarını bir kenara bırakıp Léon'u ikna etmeye başladı.

Ange, yumuşak bir ses tonuyla konuştu.

"Léon, hemen dönmezsen hayata yeniden sarılamazsın."

Livia onu acele ettirdi.

"Evet, doğru! Herkes senin için çok endişeleniyor."

Noel ise nazlanan Léon'a tatlı sert çıkıştı.

"Yani, biz buradayken geri dönmek istemediğini söyleme bari. İnsanın kalbi kırılıyor."

Ancak bu üçünün ikna çabaları bile Léon'un fikrini değiştirmeye yetmedi.

"Nefret ediyorum bu fikirden. Ben yeterince çile çektim! Artık burada yan gelip yatmak istiyorum!"

Direği bırakmayan Léon'u salamayan Marie, en sonunda onun kalçasına okkalı bir tekme savurdu.

"Ah, acıdı?!"

"Şimdi dönmezsen yetişemeyeceğiz diyorum sana!"

Marie panik içindeydi ama Léon gerçekten dönmek istemiyordu.

"Sen benim ne kadar çile çektiğimi sanıyorsun ha? Artık uğraşmak istemiyorum! Kaç hayatlık çile çektim ben, haberin var mı senin?"

Léon kesinlikle dönmemeye kararlıydı.

Ange için bunu duymak çok ağırdı.

"Léon... Bizimle dönmekten bu kadar mı nefret ediyorsun? Bizimle birlikte yaşamak istemiyor musun?"

Ange başını öne eğdi, gözyaşları süzülmeye başladı.

Léon mahcup bir tavırla bakışlarını kaçırdı.

Livia söze girdi.

"Léon-san, savaş artık bitti. Bundan sonra hiç zorluk çekmeyeceksin demiyorum ama kesinlikle eskisinden çok daha rahat olacaksın."

Noel de onu ikna etmeye çalıştı.

"Birlikte dönelim. Senin olmamanı istemiyorum ben."

Yine de Léon'un duyguları değişmedi.

Hatta acı acı güldü.

"Marie'den her şeyi öğrendiniz, değil mi? Ben hepinizi sadece bir oyunun karakterleri olarak görüyordum. Üçünüz de güzel kızlarsınız diye yanaştım size. Marie'ye o kadar laf ettim ama günün sonunda ben de farklı değildim. Üçünüzü de önceden tanıdığım için tam çözümünü bildiğim bir oyunu oynar gibi elde ettim sizi."

Kötü adamı oynamaya çalışan Léon'a bakan Livia başını iki yana salladı.

"Léon-san, sen öyle biri değilsin. Bize yardım etmek yerine en başında tek başına yan gelip yatmak isteyen biriydin, değil mi? Buna rağmen bize yaklaştın, çünkü başımız dertteydi."

Léon, Livia'nın gözlerinin içine bakamadı, yüzünü çevirdi.

Tam olarak damarına basılmıştı ama kötü adam rolünü sürdürmekte kararlıydı.

"İnsanlar zayıf anlarındayken karşısındakine daha kolay inanır. Sayenizde üç tane güzel kız elde etmiş oldum işte."

Ange daha fazla dayanamayıp Léon'a sarıldı.

"Öyle olsa bile umurumda değil! O yüzden... Lütfen geri dön. Sen yoksan benim yaşamamın bir anlamı yok. Senin olmadığın bir hayatı istemiyorum."

Léon ne yapacağını bilemez halde kalakalmışken, mutfağa çekilen anne ve babası kapı aralığından ortamı süzüyordu.

Annesi durumdan tiksinmiş gibiydi.

"Birden fazla gelin yapacağını hiç tahmin etmezdim."

Babsı ise Léon'a ters ters bakıyordu.

"Kıskan— Şey, yani... Ne aşağılık bir oğlumuz varmış böyle. Gerçekten affedilir gibi değil."

"Baba, seninle sonra özel olarak konuşacağız."

"Ha?!"

Annesi yanlarına yaklaşıp Ange ve diğerlerine seslendi.

"Pekala, Léon inat ettiği zaman bu iş uzun sürer. Siz dördünüz biraz dinlenin bakayım."

Böylece Léon, kızlar ve her nasılsa evin içine kadar peşlerinden gelen tek bir kedi, salondaki kotatsunun etrafına kuruldu.

Livia çay almak için mutfağa geçti.

Çayları hazırlayan Léon'un annesi birden sordu:

"Erika nasıl, iyi mi?"

"Erika mı? Yoksa Erika-sama mı?"

"Önceki hayatımdaki torunum olur."

"Ne?!"

Erika'nın adını duyunca şaşkına dönen Livia'ya bakıp annesi kıkırdadı.

"Şimdi bir prenses galiba, değil mi? Çok çile çekmiş bir çocuktur, mutlu olmasını çok isterim. Ama o kız da biraz zordur hani. Çekingendir, içindekileri kolay kolay dökmez."

"A-Anladım..."

"Léon da Marie de Erika'yı çok severdi, değil mi?"

"Evet. Hem de... İnanılmaz çok."

Livia zamanında bu duruma anlam veremeyip şaşırmıştı ama şimdi meseleyi kavramıştı. Onu bu kadar el üstünde tutmalarının sebebi, önceki hayatlarındaki yeğenleri olmasıydı.

"Biliyordum! O ikisinin öyle yapacağını tahmin etmiştim. Ah, ama beklediğimden de fazla üstüne düşmüşler, bir anne olarak endişelenmeye başladım şimdi."

Livia bunu duyunca hak verdi.

'Léon-san akrabası söz konusu olunca şımartmadan duramıyor zaten.'

Bartfalt ailesinin haline bakınca bunu hayal etmek hiç de zor değildi.

Annesi de aynı şeyi düşünüyor gibiydi.

"Léon oradaki ailesine de yük oluyordur kesin. Gerçekten akıl alır gibi değil."

"Ahaha..."

Livia sadece acı acı gülümseyebildi.

Annesi, salonda hâlâ patırtı koparan Léon ile Marie'ye bakıp iç geçirdi.

"O ikisi yan yana olunca bir şekilde hallederler sanmıştım ama Léon da farksızmış. İnsanı yüz verip mahveden tiplerden hâlâ. Marie de her zamanki gibi ya işe yaramaz adamları buluyor ya da adamları işe yaramaz hale getiriyor. Başka seçeneği yok."

Annesi ikisinin de huyunu suyunu çok iyi biliyordu.

"Ş-Şey! Ben Léon-san ile nişanlıyım. Léon-san'ın geri dönmesini çok istiyorum. Birlikte... Onunla daha çok yaşamak istiyorum."

Annesinin desteğini almaya çalışan Livia, içindeki samimi duyguları döktü.

Kadın daha bir şey diyemeden, salondaki baba mutfağa kafasını uzattı.

"Hanım, bu aptal oğlanla aptal kızın birden fazla kişiyle evlenebildiği o Isekai denen yer muazzam bir— harika bir yermiş! Ben de mi reenkarnasyon geçirsem acaba?"

Bu neşeli adama bakan anne, gülümseyerek zehrini akıttı.

"Senden harem falan olmaz bey. Beni bile tek başıma tatmin edemiyordun, unuttun mu? Biraz çocuklarından feyzal."

Lafı yiyen baba, çenesini sıvazlayarak durumu toparlamaya çalıştı.

"Hiç anlamıyorsun hanım. Harem demek, bir erkeğin etrafını kadınlarla doldurması demektir. Kadınların arasında kalmak harem sayılmaz. Bu ince farkı siz kadınlar anlamazsınız elbette~ Ah ah, keşke ben de kadınlarla çevrili bir hayat sürüp parazit gibi yaşayabilsem."

"Bana ne anlatıyorsun? Hem sen zaten çalışmıyorsun ki."

Annesinin yüzündeki gülümsemenin kaybolduğunu gören baba, tıpış tıpış salona geri kaçtı.

Livia ne yapacağını bilemez halde dururken anne hafifçe iç çekti.

"Pekala, endişelenmene gerek yok. Onu almaya gelenler oldu bile, Léon da mecburen dönecektir."

"Ama Léon-san geri dönmek istemediğini söyledi. ...Belki de artık bizden bıkmıştır. Sürekli ona yük olduğumuz için..."

Kendileri yetersiz olduğu için sürekli onu tehlikeye atmışlardı.

Bunun yüzünden Léon geri dönmeyecek miydi yani? Livia içini kaplayan bu yoğun endişeye engel olamıyordu.

"O çocuk utangaçtır. Aslında onu almaya geldiğiniz için çok mutlu ama bunu belli etmek istemiyor. Hem, dönmek istememesinin başka bir sebebi var."

"Başka bir sebep mi? Ne demek istiyorsunuz?"

"Kimbilir... Ayrıca, buradan bakınca ne kadar da net görünüyor. Her zamanki gibi iç karartıcı bir manzara."

Annesi, pencerenin ötesindeki gökyüzüne bakarak derin bir iç çekti.

Bu tarafa geldiklerinde Livia ve diğerlerini ilk şaşırtan şey, gökyüzündeki o devasa siyah delikti.

Sadece bakmanın bile insanı huzursuz ettiği bu şey, Livia'nın zihnini kurcalayıp duruyordu.

"Şey, o siyah delik de nedir? Yani, belki de bir delik değildir ama..."

Annesi acı acı gülümsedi.

"Nasıl desem ki... Bir delikten ziyade bir duvar belki de? Yolun sonu. Buradan ötesi yok."

"Yolun sonu mu?"

"Pekala."

Annesi, Livia'yı da yanına alarak oturma odasına doğru yürümeye başladı.

"Biz de yavaş yavaş gidelim mi? O çocukları bunca zaman sonra yeniden görmek güzeldi. Öte tarafta keyifleri yerinde görünüyor... Hatta biraz fazla yerinde. Erika ile de kazasız belasız karşılaşmışlar nitekim."

Sözlerindeki tuhaflık dikkatini çekmişti ama annesi hızla oturma odasına doğru ilerlediğinden detayları soramadı.

Sanki en başından beri derin konulara girmek istemiyormuş gibi bir hava sezdiğinden, Livia daha fazla üstelemekten vazgeçti.

Livia gökyüzüne baktı.

"Bir duvar... Yolun sonu... Ne demek istedi ki?"

Ağlanacak halime ağlayamıyorum bile.

Önceki hayatımla birlikte toplam kırk yıl yaşamış biri olarak, şu an öbür dünyada annemden azarlar yiyorum.

Marie ile yan yana diz çökmüş, disipline sokulmuştuk.

"Hem sen insanlarla alay edecek konumda mısın ki? Başkalarının aldatmasına kızıp duruyordun, şimdi kendi üstüne üç tane gelin almandaki mantık ne? Seni izlerken utançtan yerin dibine girdim!"

Dizlerimin üzerinde oturduğum yerin sağında, koyu gri tüylü, kırmızı gözlü bir kedi gayet uslu bir şekilde oturuyordu.

Babam da annemin azarlarına katılarak defalarca başını sallıyordu.

"Kıskanılacak velet seni. Buna rağmen geri dönmek istemiyormuş bir de. Kesin bir şeyler saklıyor. Bir haltlar karıştırdın, değil mi?"

Babamın her zamanki bu tavrı karşısında yüzüm tamamen tepkisizleşti.

"Yok öyle bir şey."

Babam anında anneme sığınmaya başladı.

"Hatun! Léon bir şeyler saklıyor!"

...Ne yapsam ki, bunca zaman sonra kavuştuğum babamı bir temiz dövsem mi?

Ancak dikkatim dağıldığı için annem anında bana gürledi.

"Beni dinliyor musun sen!"

"E-Evet!"

"Gerçekten pişman mısın bakalım?"

Annemin azarlar maratonu tekrar başlayınca başımı öne eğdim.

"Şey, yani... Bayağı bir pişmanım."

"Ama yaptığına pişman değilsin, değil mi?"

"Evet."

"Bu aptal oğlan hiç değişmemiş, eskisi gibi aynı."

Şaşkınlıkla iç çeken anneme bakan Noel, geçmişimi merak etmiş olacak ki sordu:

"Şey~ Léon önceki hayatında nasıl bir çocuktu acaba?"

Annem bana bakarak geçmişten bahsetmeye başladı.

"Bu çocuk bir keresinde zorbalığa uğrayan bir kızı kurtarmıştı."

"Hımm, demek eskiden beri nazikmiş."

Geçmişimin kurcalanmasından utandığım için yüzümü annemlerden öteye çevirdim.

Annem Noel'e anlatmaya devam etti:

"Zorbalık yapan çocukları köprünün üzerinden aşağı itti. Kurtardığı kız da 'İşi bu raddeye getirmeni istememiştim!' diye ağlamaya başladı."

"Ah, bu kulağa tam da Léon'a göre bir şey gibi geliyor."

"Ve bil bakalım bu aptal oğlum ne dedi? 'Bir dahakine daha temiz hallederim' dedi! O zaman gerçekten başımı duvarlara vuracaktım!"

Noel ve diğerlerinin bana yönelttiği bakışlar "Ah, şaşırmadık" der gibiydi.

Annem bana dönüp konuşmasını sürdürdü:

"Bunu bırak da, etrafında bu kadar sadık kızlar varken hayata dönmek istememek de ne demek? Ne büyük lüks!"

"Benim için de sürpriz oldu ama."

Başımı kaldırıp onaylarca sallayınca, gülümseyen annem kafama hafif bir karate vuruşu kondurdu.

Anjelica ne yapacağını bilemez halde telaşlandı.

"Ş-Şey, anneciğim, bu kadar yeter lütfen. B-Ben Léon geri dönerse başka hiçbir şey istemiyorum. Léon'un konumu gereği birden fazla kadınla ilişki yaşaması kaçınılmaz bir durum."

Beni korumaya çalışıyordu ama babam araya laf sıkıştırdı.

"Kültür farkı dediğin böyle olur işte, harika! Ben de bir Isekai'ye reenkarnasyon olsaydım kesin bir harem kurardım!"

Hiiç sanmıyorum.

Marie de benimle aynı fikirde olacak ki, babama tiksinti dolu gözlerle bakıyordu.

Annemin ifadesi ciddileşti.

"Üç tane gelinim varken geri dönmemek ne demek? Ne oluyor sana? Oğlumun bu kadar korkak olması annesini çok üzüyor. Sen sadece geri dönmeyerek o üç kızı ağlatıyorsun. Üstelik cenazende yine sürüyle kız ağlayacak. Bunun farkında mısın?"

Sürüyle kız mı? Kimden bahsediyor bu?

Başımı öne eğip yüzümü başka yöne çevirdiğimde, kedi kucağıma tırmandı.

"Kedi... Benim halimden bir tek sen anlıyorsun, değil mi? Sert bir duruşun var ama aslında nazik birisin... Mı?!"

Kedi ön patisini yüzüme doğru uzattı ve tırnaklarını çıkartıp doğrudan suratıma geçirdi.

Bu mahluk hiç de tatlı değilmiş!

"Seni gidi kedi seni?!"

Ensesinden tutup fırlatmaya yeltendiğimde kedi çoktan kaçıp gitmişti.

Öfkelenmiş olacak ki tüylerini kabartmıştı.

"Ne o, dövüşmek mi istiyorsun?"

Gardımı almıştım ki annemden bir karate vuruşu daha yedim.

"Seni aptal oğul!"

"O aptal oğul sizin oğlunuz ama!"

Lafı yapıştırdığımda babam gözlerini kaçırıp mırıldandı.

"Gerçekten de bizim evde aklı başında bir tek Erika var."

Hakikaten öyle.

İyi ki düzgün büyüyebilmiş.

Annem Erika için endişeleniyordu.

"O çocuk Marie'yi görerek büyüdüğü için hiç şımarıklık yapmazdı. Bazen bu durum kötü sonuçlar doğursa da, şu an mutluysa benim için sorun yok. Zaten yaşlılığımda bana o baktı. O yüzden! Çabuk geri dön ve Erika'ya iyi bak. Anne babasından önce ölen hayırsızın tekisin sen!"

"Benim suçum değildi ki!"

Sorumluluğum olmadığını söyledikten hemen sonra bir çam devirdiğimi fark ettim.

Çünkü önceki hayatımdaki ölüm sebebim kesinlikle benim sorumluluğumdu.

"Koca adam olmuşken günlerce uykusuz kalıp oyun oynarsan senin suçun olur tabii!"

...Ne yapsam ki, verecek hiçbir cevabım yoktu.

Ben azar yerken Marie kan ter içinde kalmış, yüzünü öteye çeviriyordu.

Annem Marie'ye doğru baktı.

"Marie."

"E-Evet!"

"İkiniz de bir olup yanlış anlamalar yüzünden ölüme koşup durmayın. İkinci hayatında sen amacına fazlasıyla ulaştın. Ayrıca, seni affedeli çok uzun zaman oldu, artık geçmişe takılıp kalma."

Marie'nin gözlerinden sicim gibi yaşlar dökülmeye başladı.

"Anneee!"

Marie anneme sarılıp ağlarken, babam sıranın kendisine geldiğini sanıp sabırsızlanıyordu.

"Marie, babana da sarılabilirsin."

Hiç lüzumu yok, otursun oturduğu yerde.

Ama acıdığım için iki kolumu birden açtım.

"Onun yerine ben sarılayım mı?"

Babamın gözlerinde son derece soğuk bir ifade belirdi.

"Oğluma sarılmak beni hiç mutlu etmez."

Fazla dürüst bir adamdı.

Yerinde olsaydım ben de aynı şeyi söylerdim, o yüzden bu seferlik onu affediyorum.

Annem Marie'ye sıkıca sarıldı ve başını okşadı.

"Gerçekten, kaç yaşına gelsen de hâlâ aptal bir çocuksun."

Eski Marie'nin notları iyiydi, anne ve babam ona benden daha çok güvenirlerdi.

Bunu birazcık üzücü bulduğum zamanlar da olmuştu.

Pof poflanan taraf her zaman Marie'ydi.

"Kurnazca şirinlik yapmak da büyük avantaj ama."

Ben böyle deyince, babam yanıma oturdu.

"Kız kardeşini kıskanma. Zaten Marie'nin şirinlik yaptığının ben de farkındaydım."

"Ha!? Yok artık. Onu pamuklara sarıp sarmalıyordun ama!"

"Sevimli çünkü. Ayrıca, bir erkek çocuğunu pamuklara sarıp sarmalamak istemem."

"Marie'ye benden daha çok güveniyordun ama!"

"—Sen, şimdiye kadar ne yaptığına bir bak da vicdanının sesini dinle. İlkokuldayken ne yaptığını unuttun mu?"

Ben suçlu değildim ki!

Bana bulaşan veletleri defalarca uyarmıştım ama durmadılar, ben de o pislik öğretmenlerle birlikte hepsini yasal yollardan hallettim, o kadar!

Ama babamın buna kefili kurumuştu.

"Sen kendini sanıldığından daha az normal birisin. Ne yani, 'Canavar' mı? Öyle bir Canavar yok bir kere."

Kendime sürekli Canavar dediğimi biliyor muydu?

"Yoksa, şimdiye kadar olanları izliyor muydun?"

"Hmm? Hayır, öyle değil. Tanıdığın birinden bir sürü şey— tüh, zaman geldi galiba."

Sağ omzuma bir kedi atladı, tırnaklarını geçirip kafama sıkıca tutundu.

Beni ısırıyor, acele etmem için sıkıştırıyordu sanki.

"Acıyor! Dur! —Alev? Sen, yoksa..."

Farkına vardığımda, lafımı bitiremeden ayağa kalkan Marie kolumu yakaladı.

"Gerçekten geri dönemeyeceksin! Haydi, çabuk geri dön!"

Ange ve diğerleri de ayağa kalkıp bana sarıldılar, beni zorla çekmeye başladılar.

"Gidiyoruz! Senin olmadığın bir hayatı istemiyorum! Eğer burada kalmakta kararlıysan, ben de burada kalırım!"

"Hayır, bu olmaz! Ange ölürsün!"

Böyle bir şeyi kabul edemezdim. Üçünün de yaşamasını istiyordum.

Tavrım karşısında sabrı taşan Livia da aynı şekilde kendini siper ederek beni tehdit etti.

"O zaman ben de kalıyorum. Burada bu şekilde mutlu mesut yaşayabiliriz, değil mi? —Benden asla ayrılmayacağına söz vermiştin, değil mi? —Ben ciddiyim."

Bu hafif Yandere havası— tam da Livia'ya özgüydü.

Noel, Livia'dan hafifçe irkilerek elimi tuttu.

"Birlikte dönelim."

Dördü tarafından adeta taşınarak evden çıkarıldım.

Dört kadın tarafından bir av gibi yakalanmış halimi gözünüzün önüne getirin.

—Bu da ne böyle?

"Bu ne ya, sanki ben bir avmışım gibi!"

Şikayet ederken, Marie evin önüne çıkan anne babama el sallıyordu.

"Görüşürüz!"

Bu "görüşürüz" lafı— ah, elbette, diye düşündüm.

İyi gizlediğini sanıyordu ama sen gerçekten çok uğraştırıcı bir kız kardeşsin.

Ange, anne babama veda ediyordu fakat araya evlilik onayı alıyormuş gibi cümleler de sıkıştırıyordu.

"Böyle alelacele olduğu için çok özür dilerim. Ama oğlunuzu kesinlikle mutlu edeceğim!"

Livia da Ange'yi taklit ederek selam verdi.

"B-Ben Leon-san ile mutlu olmak istiyorum. Bu yüzden, lütfen oğlunuzu bana verin! O-Onu alıyorum!"

Noel ise ikisinden daha rahat bir edayla selam verdi.

"Oğlunuzu bize bırakın!"

Bu selamlar... Üçünüz de fazla delikanlıca değil misiniz?

Normalde bu erkeğin söyleyeceği bir laftır, değil mi?

Oğullarının taşınarak götürülüşünü izlerken anne babam el sallıyordu.

Görüntüleri kaybolana kadar onları izledim, bu sırada farkında olmadan kapıya yaklaşmıştık.

Marie kapıyı görünce feryat etti.

"Acele edin! Çabuk kapıyı kapatmazsak çok kötü olacak!"

Dördü beni yere indirdi ve hemen kapının dışına çıkmaya yeltendiler.

Kapının ötesinde hiçbir şey görünmüyordu.

Tek bir adım bile dışarı atsam, bir daha geri dönemeyeceğimi sezgisel olarak anladım.

Ange ve Livia elimden tutup kapının diğer tarafına doğru koşmaya çalıştılar.

"Leon, çabuk!"

"Herkes bekliyor!"

İkisini birden kucakladım ve kulaklarına fısıldadım.

"Benim gibi biri için teşekkür ederim. —Ama, elveda."

"Eh?" "Ş-Şey?"

İkisi şaşkınlık içindeyken, onları kapının diğer tarafına doğru ittim. Hemen karanlığın içinde kayboldular.

Livia elini uzattı, o donup kalmış yüzü ve eli görünmez olana kadar arkalarından baktım.

Arkamda duran Noel'in gözleri fal taşı gibi açılmıştı, ona sarıldım ve kulağına fısıldadım.

"Teşekkür ederim. Ama, özür dilerim."

"Leon!?"

Noel'i de kapının diğer tarafına fırlattım, böylece üç nişanlımın meselesini halletmiş oldum.

Konuşmamızı duymayan Marie, dışarı çıkmadığım için bana kızıyordu.

"Çabuk olsana! Zamanımız kalmadı demedim mi?!"

Ancak Marie kapının dışına çıkmaya yeltenmiyordu.

Sadece bana bakıp beni sıkıştırıyordu.

"Abi sen de çabuk ol!"

"—Önce sen git."

"Ha? Böyle bir zamanda neden korkuyorsun ki! Erkeksin sen, böyle durumlarda ilk sen atlamalısın. Kızları önden gönderip denemek de ne demek, bir erkek olarak bu yakışıyor mu?"

Beni kışkırtmaya çalışan Marie, gözlerime bakmaktan kaçınıyordu.

Bu kız da ne kadar kolay okunuyor böyle.

"Yanlış. Böyle durumlarda, sessizce arkada kalan erkek olur, değil mi?"

Marie'yi zorla yakalayıp kapının dışına fırlattım.

İlk başta neye uğradığını şaşıran Marie'nin yüzü anında dehşete düştü.

"Ne yapıyorsun sen! Ben— ben kapıyı içeriden kapatacaktım hani!"

Ben de öyle tahmin etmiştim zaten.

Karanlığa yutulmamak için çabalayan Marie, elini bana doğru uzattı.

"Abi senin yaşaman lazım! Ben— ben seni öldürdüğüm için! Bu sefer, en azından..."

Bu velet, bunu mu dert ediyordu yani?

Sana kendimi feda et diyen kimdi ki?

Ayrıca Marie'ye borçlu kalırsam sonrasından korkarım, o yüzden kalsın.

Gitsin de o dünyadaki ikinci hayatının tadını çıkarsın işte.

"Aptalll. Bir abi kız kardeşine kendini kurtartır mı hiç? Öyle karizma zedeleyen bir şey yapmam ben. Çabuk git. Ayrıca, seni çoktan affetmiştim zaten."

Yutulmamak için çabalayan Marie'nin alnına elimle bastırdım. Hüngür hüngür ağlayarak gözden kayboldu.

"Senden nefret ediyoruuum abi—"

Beni kurtarmak için canını ortaya koymak falan... Marie'nin de sevimli yanları varmış demek ki.

Önemli olan ben değildim.

Gerekli olan, hileli eşya olan Luxion'du.

Fakat Luxion emrimi reddetti.

"Ne yazık ki bunu reddediyorum. Efendim olan Leon öldüğü için efendi kaydı silindi."

Luxion'un cevabı karşısında kaşlarımı çattım.

— Ne yapmaya çalışıyorsun?

Luxion kapının diğer tarafına baktı.

"Efendim, benim ne için savaştığımı biliyor musunuz?"

"Yeni insanları—"

"Bunun bir önemi yok. Hayır, artık bir önemi kalmadı."

Yeni insanlara o kadar kafayı takmış olan Luxion, bana bakarak içini döktü.

"Ben sadece efendimin yaşamasını istedim. Bunun için savaştım."

Luxion sonunda bana gerçek hislerini açıklıyordu.

"Efendim, vedalaşma vakti geldi."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.