Azize'nin Yasak Büyüsü

Marie, Leon'un kalbinin tekrar atmaya başladığını görünce derin bir rahatlama hissetti.

'Muhafızın arması bir eşyanın yerini mi tuttu yani? Ama bu sayede yasak büyüyü kullanabilirim!'

Normalde gerekli bazı eşyalar vardı.

Fakat o eşyaların yerine, kutsal ağacın filizi Leon'un yaşam enerjisini ayakta tutuyordu.

'Yine de zaman yok. Bir an önce abimi buraya getirmeliyim. Zaten diğer önemli unsuru ben kendim ikame edebilirim.'

Marie bir kez derin nefes aldı.

"Kutsal ağaç bize gücünü ödünç veriyorken abimi geri getireceğim."

Marie, Leon'un bedenine dokunduğu anda Julius nedense onun omzunu tuttu.

Endişeli bir ifadesi vardı.

"Marie, tam olarak ne yapmaya çalışıyorsun?"

Marie arkasına döndü, her zamanki tavrını takınmaya çalıştı.

"Ne mi yapıyorum? Abimi kurtaracağım işte, başka ne olsun?"

Sıradan davranmaya çalışan Marie'nin bu haline Julius ve diğerleri belirsiz bir huzursuzluk duyuyordu.

"Büyüyle Leon'u kurtaracağını söylüyorsun ama bu durumdaki birine gerçekten bu yapılabilir mi? Leon'u kurtarmak için ağır bir bedel ödemen gerekmiyor mu?"

Bu neredeyse bir ölüyü diriltmekle aynı şeydi.

Julius ve yanındakiler, böyle bir şeyin bedelsiz gerçekleşebileceğine imkan vermiyordu.

Marie onları yatıştırmaya çalıştı.

"Merak etmeyin. Hiçbir sorun yok."

"Öyleyse Leon'u nasıl kurtarmayı planlıyorsun? Detaylıca anlat bize!"

Endişelenen Julius'u sakinleştirmek adına Marie kısa bir açıklama yaptı.

Bu, o otome oyununun üçüncü serisinden bir sahneydi. Azize Livia'nın, başrolün sevgilisini kurtardığı anki büyü.

"Öte dünyaya gitmek üzere olan bir ruhu zorla geri getireceğim. O zamana kadar bedenine mukayyet olun yeter."

Leon'un bedeninin durumu hiç iyi değildi.

Creare ne yapacağını bilemez haldeydi.

'Sadece ömrünü uzatmak yetiyorsa bir şekilde... Bir dakika!? Geldi, sonunda geldi!'

Creare pencereden dışarı baktığında, Luxion'un ana gövdesini gördü.

Tepki vermeyen küçük gövdeye bakıp aniden onu övmeye başladı. İşlevsiz kalsa bile görevini yapmaya devam etmişti demek.

'Demek sadece küçük gövde durmuş. Luxion'dan bekleneceği gibi. Madem öyle daha önce haber verseydine ya. Aaa? Buradan seslendiğimde ana gövde de yanıt vermiyor. Bir sorun mu çıktı acaba?'

Luxion'un küçük gövdesinden en ufak bir tepki gelmiyordu.

Vücudu sargılarla kaplı olan Jilk, Luxion'un bu haline anlam veremedi.

"Tuhaf, buraya gelene kadar düzgünce çalışıyordu."

Marie bunlarla ilgilenmeyip Julius ve diğerlerini odadan dışarı çıkardı.

"Her neyse! Çok meşgulüm, herkes dışarı!"

"T-Tamam, itme lütfen."

Marie, Julius ve diğerlerini dışarı atıp kapıyı kapattı.

Alnını kapıya yaslayarak içinden herkese özür diledi.

'Herkes... Özür dilerim. Şimdiye kadar her şey için teşekkürler.'

Gözyaşlarını sildi, ardından elleriyle yanaklarına vurarak kendini topladı.

"Pekala! Hemen başlayalım!"

Marie, Leon'a yaklaşıp elini sıkıca tuttu.

O sırada Livia da Marie'nin elini kavradı.

"Lütfen bana da izin verin, yardım edeyim."

Marie reddetmek istedi ama Livia'nın ciddi yüzünü görünce vazgeçti.

Bakışlarını Ange'e çevirdi.

"Sen de yardım et."

"Olur mu? Elimden gelen ne varsa yaparım."

"Nişanlısısın, tabii ki yardım edeceksin. Elbette sen de Noel."

Adı okunan Noel, gözleri dolarak sevindi.

"Evet! Ben de elimden geleni yapacağım!"

Marie üçüne uyarıda bulundu.

"Abimin ruhunu getirmek için öte dünyaya gideceğiz. Bir de... Ne görürseniz görün, abimden nefret etmeyin olur mu?"

Marie'nin ağzından dökülen bu endişe verici sözlerin üzerine Livia ve diğerleri henüz bir şey diyemeden, Marie Azize'nin yasak büyüsünü yapmaya başladı.

"—Büyüyü başlatıyorum."

Dört genç kız yere yığılmak üzereyken Yumeria ve makineler bedenlerini tuttu.

Ve o ana kadar hiçbir tepki vermeyen Luxion'un kırmızı gözü, bir anlığına hafifçe parıldadı.

Kendine geldiğinde Livia, karanlık bir tünelde yürüyordu.

"Ange? Noel-san? ...Marie-san!?"

Etraf zifiri karanlıktı ama tuhaf bir şekilde buranın bir tünel olduğunu anlıyordu.

Çevreden Marie, Ange ve Noel'in sesleri duyuldu.

"Buradayım! Sakın ayrılmayın!"

"Ben de buradayım!"

"Hey, hiçbir şey göremiyorum ki!?"

Sesleriyle birbirlerinin yakınında olduğunu doğruladıklarında Marie üçüne talimat verdi.

"Dinleyin. Buradan sonra dediklerimi yapın. Ve ne görürseniz görün şaşırmayın. ...Abime güvenin."

Ange, Marie'ye bir soru yöneltti.

"Elbette güveniriz. Ama ölüleri bile dirilten bir büyüyü daha önce hiç duymamıştım. Sen böyle bir büyüyü nereden biliyorsun?"

Marie bu soruya sakince yanıt verdi.

"Tapınağın yasak büyüsü bu. Sadece Azize'nin eşyalarını devralanlar öğrenebilir."

"Yasak büyü mü? Sen böyle bir büyüyü devir mi almıştın?"

Tam olarak ne zaman devralmıştı?

Marie'nin Azize olarak kabul edilmesinden bu yana çok kısa bir süre geçmişti, böylesine bir yasak büyüyü bu kadar çabuk öğrenmiş olabileceğine inanmak zordu.

Livia da aynı fikirdeydi.

"Bu kadar kısa sürede öğrenilebilecek bir büyü mü ki?"

Büyü bilgisine sahip olduğu için böyle bir şeyin gerçekleşebilmesine inanamıyordu.

Aynı zamanda bunun neden yasak büyü olması gerektiğini de hemen anladı.

"Yine de yasak büyü olmasını anlıyorum. Bir ölüyü öte dünyadan getirmek gibi bir şey büyük olay sonuçta."

Ange tekrar Marie'ye sordu.

"Yine de tuhaf. Şimdiye kadar bunu kullanabileceğin anlar olmuştu."

Neden o zaman kullanmamıştı?

Marie derin bir iç çekip cevap verdi.

"Daha yeni öğrendim de ondan."

Noel, Marie'nin sözlerine inanmış gibiydi.

"Marie-chan sayesinde Leon kurtulacak işte, şimdi bunu sorgulamanın anlamı yok."

Ange, Noel'in uyarısıyla hatasını kabul etti.

"Haklısın. Kusura bakma."

Marie bu özrü kabul ederken Livia'nın zihni sorularla doluydu.

'Diriltme büyüsünün yasak olmasını anlıyorum. Ama böyle bir büyü gerçekten bu kadar kolay öğrenilebilir mi? Yoksa ortada çok büyük bir bedel mi var?'

Düşünceleri tam şekillenmek üzereyken önleri aydınlandı.

"Gördüm!"

Marie'nin koşmaya başladığı, ayak seslerinden anlaşılıyordu.

Işığa yaklaştıklarında karşılarına devasa bir kapı çıktı.

İki eliyle kapıyı iterek açan Marie, diğer üçüne seslendi.

"Çabuk olun! Çok vakit kaybedersek abimin ruhu gerçekten bedeninden ayrılacak!"

Ange ışığa yaklaştığında, hepsi birbirini net bir şekilde görebildi.

Livia ve Noel de peşinden gitti. Dördü birden kapıdan geçtiklerinde... Karşılarında daha önce hiç görmedikleri bir şehir duruyordu.

Sessizliği ilk bozan Noel oldu.

"Burası da neresi?"

Gözlerinin önüne tuhaf bir manzara serilmişti.

Bir yerleşim yerine benziyordu ama Krallık'taki mimariden tamamen farklı binalarla doluydu.

Aynı tip direkler eşit aralıklarla dizilmiş, birbirlerine kablolarla bağlanmıştı.

Zemin de taş döşeme değildi; sertti ve üzerine beyaz boyayla çizgiler ile alışılmadık yazılar yazılmıştı.

İnsanların yaşadığı hissediliyordu ama garip bir şekilde etrafta kimseler yoktu.

Ange de daha önce böyle bir şey görmemiş olmalı ki büyük bir şaşkınlık içindeydi.

BAŞLIK: Geçmişin Gölgesinde

İÇERIK:

"Burası öbür dünya mı? Daha önce hiç görmediğim bir manzara. Yoksa okul gezisinde gördüğüm yerlere mi benziyor?"

Livia gökyüzüne baktığında—orada devasa, siyah bir delik uzanıyordu.

Ötesinde hiçbir şey görünmüyordu; sadece bakmak bile insanı endişe ve korkuyla dolduran bir his veriyordu.

"Gökyüzündeki o büyük delik de ne öyle? Yalnızca bakmak bile içimi huzursuz ediyor."

Marie durmuş, bu manzaraya bakarken gözyaşlarını siliyordu.

"—Çabuk olun. Abimi almaya gidiyoruz."

Marie'yi takip eden Ange, az önce beri bir tuhaflık sezmekteydi.

'Bu kız az önceden beri nasıl hiç yolunu şaşırmıyor?'

Kendileri için yabancı, labirenti andıran bu şehirde Marie hiç tereddüt etmeden ilerliyordu.

Sanki daha önce de gelmiş gibi rehberlik ederek onları bir toplu konut binasının önüne getirdi.

"Burası. Üçüncü katta!"

Heyecanla merdivenleri tırmanan Marie'yi izlerken Ange kafasını kaldırıp binayı inceledi.

"Mimarisi bizim krallıktan çok farklı. Adeta yabancı bir diyar."

Binanın tarzı bildiklerinden oldukça farklıydı.

Merdivenleri çıkıp üçüncü kata vardıklarında, önlerinde birbirinin aynı birden fazla kapı sıralandı.

Marie hiç duraksamadan aralarından birini seçti.

"Bu oda! Oradaysan çabuk dışarı çık!"

Kapıyı vurmasına rağmen yanıt gelmeyince Marie kapı koluna uzandı.

"Açıkmış."

Marie doğrudan içeri girdi, Ange ve diğerleri de onu takip etti.

Ayakkabılarını çıkarıp odaya giren Marie, sanki kendi eviymiş gibi rahatça Leon'u aramaya başladı.

"Tuvalette mi acaba?"

Neyin nerede olduğunu gayet iyi bilmesine Ange ister istemez öfkelendi.

"Epey detaylı biliyorsun bakıyorum."

Leon hakkında kendilerinden daha fazla şey bilmesi Marie'ye karşı bir kıskançlık doğurmuştu.

Ange'in hoşnutsuzluğunu fark eden Marie'nin yüzü karmaşık bir hal aldı.

"Yanlış anladığınız için açıkça söyleyeceğim; ben Leon'un kız kardeşiyim."

Noelle şaşkınlıkla iki eliyle ağzını kapattı.

"Yok artık!?"

Ange de en az onun kadar şaşırmıştı fakat Marie'nin ağzından çıkan bu gerçeğe inanamıyordu.

"İmkânı yok! Leon'un soy ağacını dükalık olarak en ince ayrıntısına kadar incelettik! Hakkında sürekli türlü söylentiler çıktığı için defalarca hem de!"

Marie'nin sözleri karşısında Ange ve Noelle'in kafası tamamen karışmıştı.

Ancak sadece Livia şaşırmamıştı.

"Marie-san, bize bunu açıklayacaksınız, değil mi?"

Marie üçünün karşısında ciddi bir ifadeye büründü. Yalan söylemediğini ya da şaka yapmadığını tavrıyla belli ediyordu.

"Ben ve abim, önceki hayatımızda abi kardeşik."

Ange alışık olmadığı bu kavram karşısında başını yana eğdi.

"Önceki hayat mı?"

Dördü Leon'un odasına girdiğinde, buranın övgüyü hak etmeyecek kadar küçük bir oda olduğunu gördüler.

Öğrenci yurtları bile buradan daha görkemliydi.

Daracık odaya bir yatak, bir çalışma masası ve daha bir sürü eşya tıkıştırılmış gibi duruyordu.

Noelle odadaki monitörü fark etti.

"Burada da bir monitör var."

Luxion ve diğerlerinin kullandığı monitörlere benzeyen bir şey Leon'un odasında da vardı.

Livia da büyük bir merakla odayı inceliyordu.

"Bilinmeyen bir sürü yazı var. Hem de, yoksa bu... k-kadim uygarlık mı!"

Odadaki posteri görüp heyecanlanan Livia'ya bakan Marie'nin yüzünde tuhaf bir ifade belirdi.

"Evet. Kadim uygarlık. ...Daha doğrusu bir galge posteri."

Merakı kabaran Livia heyecanlıydı fakat bu odada Leon'un yaşamış olduğunu derinden hissediyordu.

"Leon-san'ın her şeyi bu kadar detaylı bilmesi, önceki hayatını hatırladığı içinmiş demek."

Ange, Livia'nın hiç şüphe duymayan bu haline şaşırarak gözlerini açtı.

"Livia, sen hiç şaşırmadın mı?"

Livia acı acı gülümseyerek neden şaşırmadığını anlattı.

"Şimdiye kadar Leon-san ile ilgili bir sürü garip şey yaşandı sonuçta. Ayrıca önceki hayattan abi kardeş olduklarını duyunca her şey oturdu. Marie-san, daha önce Leon-san'a 'Abiciğim' diye seslenmişti."

Bu hitabının duyulduğunu öğrenen Marie utançla yüzünü gizledi.

Ange buranın gerçekten Leon'un odası olup olmadığını kendi gözleriyle doğrulamak istedi.

"Önceki hayatındaki Leon'un odası demek. O zaman... elbette buradadır."

Yatağın altını yokladığında, beklendiği gibi erotik dergiler ortaya çıktı.

Marie abisinin bu hobisi karşısında yüzünü elleriyle kapattı.

"Aptal abi, saklama yerin bile önceki hayatınla aynı, hiç mi utanmıyorsun? Kız kardeşin olarak ben utanıyorum. Hem nişanlılarına yakalandın işte!"

Noelle ise kitaplığı karıştırıyordu.

"A, burada da var! Saklama yeri aynı olduğuna göre burası gerçekten Leon'un odasıymış."

Ve ardından, Livia en önemli şeyi buldu.

"—Bu... nedir?"

Yere fırlatılmış duran şey, "o otome oyununun" kutusuydu.

Marie kutuya özlem dolu gözlerle baktı.

"Altliebe... Azize Masalı."

Başlıkta Altliebe, alt başlıkta ise Azize Masalı yazıyor gibiydi.

Kutuyu tutan Livia'nın elleri titriyordu.

Livia'ya benzeyen genç bir kız, Julius ve diğerleri olduğu anlaşılan erkeklerle çevrelenmişti.

Ange da meraklanıp kutuyu Livia'dan aldı.

Yazıları okuyamıyordu fakat arka kapağa baktığında kırmızı elbise giymiş, kendisine benzeyen birini gördü.

"Bunlar Majestelerine benziyor. Ayrıca bu resimdeki yeri daha önce gördüm. Akademinin meydanındaki fıskiye değil mi bu?"

Marie mahcup bir edayla başını öne eğdi.

"Bizim için burası gerçeklik. Sizin dünyanız ise bizim açımızdan sadece bir oyun. Kurgusal bir dünyadan farksız."

Marie, Altliebe dünyasına reenkarnasyon geçirdiklerini itiraf etti.

Sakin bir dille, önce oyunu anlattı, ardından her şeyi açıkladı.

Aslında yaşanması gereken hikâyenin tamamını.

Her şeyi öğrenen Ange, farkında olmadan elindeki kutuyu sıkıyordu.

"Livia ile benim düşman olmam mı? Böyle bir şey olamaz!"

Livia da Ange ile aynı hisleri paylaşıyordu.

"Haklısınız. Ange ile asla düello etmem!"

İkisinin bu halini gören Marie hafifçe, hüzünle gülümsedi.

"Bunun sebebi araya benim girmiş olmamdı."

Neler olduğunu anlayan Ange'in gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Araya girmek mi? Hayır, bekle—sen, olamaz!"

Marie tam olmasa da oyun hakkında bilgi sahibiydi.

Adeta bir günah çıkartırcasına ne yaptığını anlattı.

"İlk oyunun ortalarına kadar bilgiye sahiptim. Bu yüzden... Julius ve diğerlerini baştan çıkarmak benim için çok kolaydı. Nelerden hoşlandıklarını en baştan biliyordum, beşinin de nasıl davranılmasından hoşlandığını az çok hatırlıyordum."

Ange sağ elini havaya kaldırdığında Livia onu durdurdu.

"Bırak beni Livia!"

"Sakin olun lütfen. Ben de şaşkınım. Şaşkınım ama... ben şu an çok mutluyum."

"Livia, ama bu kız yüzünden az çekmedin!"

"Pek çok şey yaşandı belki ama Leon-san ve sizinle şu anki ilişkimizi kurabildiğim için mutluyum. Bu yüzden, bir an önce Leon-san'ı almaya gidelim."

Ange bakışlarını elindeki kutuya kaydırdı.

"Haklısın. Ama demek öyle... Leon'un gözünden bakınca bizler bir hikâyenin karakterleriyiz yani."

Bu düşünce içini burktu. Aynı zamanda Leon'un aklından neler geçtiğini nihayet kavramıştı.

'Bir şeyler sakladığını biliyordum ama meğer buymuş...'

Ange bunu kesinlikle kimseye anlatamayacağını düşünerek kutuyu masaya bıraktı.

O ana kadar sessizliğini koruyan Noel, kutunun üzerindeki görsele bakarken mahzundu.

"Ben niye yokum ki?"

Marie derin bir iç çekti.

"Sen serinin ikinci oyununun karakterisin, o yüzden burada olmaman normal. Ama merak etme, ikinci oyunda ana karaktersin."

"Buna sevinmeli miyim... bilemedim. Garip bir duygu."

Marie, Leon'un burada olmadığını anlayınca huzursuzca kaşlarını çattı.

"Şey... Abim burada değilse, nerede olabilir ki? Yoksa kendi evinde mi?"

Ange "kendi evi" lafını duyunca meraklandı.

"Leon'un gerçek dünyadaki evi de mi burada?"

"Öyle. Muhtemelen... anne babam da oradadır."

Bunu duyan Ange, Livia ve Noel şaşkınlıklarını gizleyemedi.

"Ailesi de mi burada!?"

Ange'in şaşkınlığı karşısında Marie başını salladı.

"Muhtemelen. Hadi, bir an önce gidelim. İç çeker, amma içim sıkıldı ya..."

Marie omuzlarını düşürerek girişe doğru yöneldi.

Üçü Leon'un odasından çıktığında, kapının önünde koyu gri tüylü bir kedi uslu uslu oturuyordu.

Kırmızı gözlerini dikmiş, dördüne bakıyordu.

Ange başını yana eğip kediye odaklandı.

"Kedi mi?"

Bunca zamandır etrafta tek bir canlı bile yokken bu kedi de nereden çıkmıştı?

Kedi oldukça gururlu bir edaya sahipti. Ange elini uzattığı anda gerileyip kafasını öteye çevirdi.

Ardından apartmanın dış merdivenlerine doğru yürüyüp üçüne dönerek bir kez miyavladı.

Sanki "Beni takip edin," der gibiydi.

Kedinin rehberliğinde vardıkları yer, o çok özlediği baba ocağıydı.

Marie evden kovulduğundan beri buraya bir kez olsun uğramamıştı.

İkinci hayatında böyle bir yere geri dönebileceği hiç aklına gelmezdi.

Derin bir nefes alarak gerginliğini yatıştırmaya çalışırken Livia merakla araya girdi.

"Bir şey mi oldu?"

Zamanlama o kadar kötüydü ki Marie öksürük krizine girdi.

"Ş-Şey, biraz gerildim de!"

Ange'in yüzünde hoşnutsuz bir ifade belirdi.

"Kendi evin değil mi sonuçta? Yoksa yine bir vukuat mı işledin?"

Marie, Leon'un reenkarnasyonuna nasıl sebep olduğunu mahcubiyetle anlatmaya başladı.

"Ş-Şey... Abimin ölümüne biraz ben sebep oldum sayılır... Ailemi kandırıp paralarını aldıktan sonra yurt dışı tatiline gitmiştim de... Yani bir sürü şey oldu işte."

Livia ve Ange'in Marie'ye bakan gözleri bir anda buz kesti.

Noel ise duydukları karşısında donup kalmıştı.

"Marie-chan... Bu gerçekten çok acımasızca."

"Geçmiş yaşamımda kaldı o! Ayy, yeter artık, giriyorum içeri!"

Konuyu kestirip atarak kapı ziline bastı. Diafondan o çok özlediği ses yükseldi.

Annesinin sesiydi bu.

"Evet, kime bakmıştınız?"

Marie adını söylemek için ağzını açtı fakat kelimeler boğazında tıkandı.

Geçmiş hayatındaki adını bir türlü hatırlayamıyordu.

"Şey... Ben... Yani..."

O ne yapacağını bilemez halde bocalarken annesi durumu fark etmişti bile.

"Yine mi sen geldin elin hayırsız kızı? Şimdi adın Marie'ydi değil mi? Kapıyı açıyorum, çabuk içeri gir."

Annesinin o bıktığını belli eden ses tonunun ardından dış kapının kilidi açıldı.

Marie tereddütlü adımlarla kapıyı açıp içeri girdiğinde, kendisini o özlem duyduğu çocukluğunun evi karşıladı.

Tanıdık manzaralar, tanıdık kokular... Geçmiş yaşamına dair tüm anılar bir bir zihninde canlandı.

Marie'nin peşinden diğer üçü de içeri adımladı.

Livia çevreyi büyük bir ilgiyle inceliyordu.

"Burası Leon-san'ın evi mi? Ne kadar da görkemli bir yer."

Ange ise şaşkındı.

"D-Daha önce hiç böyle bir mimari görmemiştim."

Soylu bir aileden gelen Ange için burası pek de görkemli sayılmazdı elbette. Mimarinin farklılığını bahane ederek durumu geçiştirmeye çalışıyordu.

Noel ise gayet sakindi.

"Bana nedense çok huzurlu geldi."

Marie doğrudan oturma odasına yürüdü. Kapıyı açtığında karşısında ailesini buldu.

Odanın hemen yanındaki mutfakta annesi yemek yapıyordu.

Kotatsunun kurulduğu oturma odasında ise babası gazete okumaktaydı.

Marie'nin geldiğini görünce kafasını kaldırıp gayet rahat bir tavırla selam verdi.

"Sen de mi döndün? Ohoo, yanındaki bu hanımefendiler de kim?"

Marie olduğu yerde çakılı kaldı.

Hafızasındaki hallerinden daha yaşlıydılar ama özlediği anne babası tam karşısındaydı işte.

Ve sonra...

"Kim o? Misafir mi geldi?"

Kotatsuda uyumakta olan Leon, uyuşuk adımlarla doğrulup esnedi.

Onu gören nişanlılarının gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Marie aniden Leon'un üzerine atıldı, yakasına yapışıp onu çılgınlar gibi sarsmaya başladı.

"Aptal abi! Çabuk dönüyoruz! Hadi, çabuk ol yoksa geç kalacağız!"

Marie onu kotatsudan çekip çıkarmaya çalışıyordu fakat Leon...

"Ha? Olmaz, gelmiyorum."

Reddediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.