Aşk

Greg’in kırmızı zırhı, Gunter’ın büyü teçhizatını içine alarak muazzam bir patlamayla infilak etti.

Geniş salonda fırtına gibi esen patlama dalgası, İmparatorluk ordusunun zırhlarını savurup attı.

"Greg── Greg!!"

Greg’in zırhı eriyip yok olmuş, geriye Gunter’ın büyü teçhizatından sadece birkaç kırık parça kalmıştı.

Etraftakiler Gunter’ın yenilmesiyle şaşkına dönmüştü.

'Gunter-sama yenildi mi!?'

'Yalan bu. O adamın kaybetmesi imkansız!'

'Mağlupların soyundan gelen şu pislikler, daha ne kadar direneceksiniz!!'

Gazaba gelen büyü şövalyeleri ve ayağa kalkan zırhlar...

Julius hemen Greg’in durumunu kontrol etmek istiyordu ama içinde bulundukları şartlar buna asla müsaade etmiyordu.

Dişlerini sıktı, duygularını bastırdı ve kendi üzerine düşen görevi yerine getirme kararlılığıyla doldurdu içini.

"Düşmanın buradan geçmesine izin verirsem, Greg ve diğerlerinin kararlılığı boşa gider."

Hayatta kalan insansız hava araçları Julius’un yanına gelerek silahlarını doğrulttu.

İmparatorluk ordusunun zırhları da büyü şövalyeleri de artık Julius’a bakmıyordu bile.

'Güç reaktörüne doğru ilerleyen şu aşağılık şövalyeyi takip edin!'

'Gunter-sama’nın vasiyetini boşa çıkarmayın!'

'Beyaz zırhı görmezden gelin!'

Kendisini hiçe sayıp ileriye atılmaya çalışan büyü şövalyelerine doğru Julius top ateşiyle cevap verdi.

Ateşlenen mermi doğrudan birine isabet etti ve onu zemine çaktı.

Julius’u bir tehdit olarak algılamış olacaklar ki büyü şövalyelerinin hareketleri bir anda değişti.

'Bu herif de başa bela.'

'Sadece çullansak yeter.'

Etrafını saran büyü şövalyelerine bakan Julius konuştu.

"Geliyorsanız bütün gücünüzle gelin. Şu anki ben, Marie’ye olan aşkım── ve Leon ile olan dostluğum uğruna canımı feda etmeye hazırım."

Bunu söyler söylemez Julius’un zırhı topu üzerinden attı.

Ardından sırt roketlerinden mavi-beyaz alevler fışkırdı.

Hafifçe mavi-beyaz bir ışıkla parıldayan zırh, çıkış gücünü son raddeye çıkarıyordu.

Julius’un bu sözlerini duyan İmparatorluk şövalyeleri alay etmeye başladı.

'Aşkmış! Dostlukmuş! Burası savaş alanı. Burada güçlü olan kazanır!'

Savaş baltasıyla üzerine atılan bir büyü şövalyesinin darbesini kalkanıyla savuşturan Julius, kılıcını saplayarak işini bitirdi.

Julius’un bu hareketi karşısında etraftaki büyü şövalyeleri sessizliğe büründü.

Onu güçlü bir rakip olarak kabul etmişlerdi.

"Gülebilirsiniz ama ben şu an son derece ciddiyim. Sevdiğim kadının arzusu uğruna buradayım. Dostuma yardım etmek istediğim için buradayım!"

Bunu söylerken Julius eski halini hatırlayıp kendi kendine acı bir şekilde güldü.

Leon ile ilk karşılaştığı anı── düelloda rezilce yenildiği o günü düşündü.

(O zaman da Marie’ye olan aşkımdan bahsediyordum. Ama kelimelerim hiç bu kadar ağır olmamıştı.)

Şimdi, tam da bu anda, aşkı ve dostluğu tüm varlığıyla haykırıyordu.

Üzerine çullanan büyü şövalyeleri bir düzen içinde saldırdı.

İmparatorluk ordusunun zırhları da büyü şövalyelerine siper oluyordu.

Kurşun yağmuru altında, büyü şövalyelerinin kılıç darbeleriyle dilim dilim edilirken bile Julius savaşmaya devam etti.

Beyaz ve ihtişamlı zırhın kaplamaları çatlıyor, perişan bir hale geliyordu.

Yine de Julius, etrafında uçuşan bir büyü şövalyesinin üzerine atılıp kılıcını saplamaktan geri durmadı.

Harp harabesine dönmesine rağmen savaş azmi bir an bile kırılmayan bu beyaz zırhın duruşu, büyü şövalyelerini korkutmaya başlamıştı.

Onların bu halini gören Julius kılıcını havaya kaldırdı.

"Julius Rafa Holfault── Eski veliaht prensin canını öyle kolayca alabileceğinizi sanmayın!"

Büyü şövalyeleri hep birlikte Julius’un üzerine atıldı.

Silahlarını aynı anda beyaz zırha sapladılar.

Julius ise kokpitin içinde gülümsüyordu.

"Yaklaştığınız için teşekkür ederim."

Mavi-beyaz alevler şiddetlendi, çıkış gücü daha da tırmandı.

Julius kılıcını savurduğunda birden fazla büyü şövalyesini biçip geçti.

Julius’un bu gazabı karşısında büyü şövalyeleri birer birer devrildi.

Geriye sadece tek bir büyü şövalyesi kalmıştı.

Mavi-beyaz alevlere bürünmüş halde savaşan bu heybetli figürü gören son büyü şövalyesi, diğer zırhlara emir yağdırdı.

'Sınırına geldi! Bu şekilde vurmaya devam edin!'

Yaklaşmadan, ateşe tutarak işini bitirin demek istiyordu.

Julius’un zırhı öne atıldı ve her an parçalanacakmış gibi duran çatlak kalkanını kaldırdı.

Mermilerin hedefi olup parçalanan kalkanla birlikte, fışkıran mavi-beyaz alevler de gücünü kaybedip söndü.

Gövde zaten sınırına ulaşmıştı, hareket etmekte bile zorlanıyordu.

Yine de Julius pes etmedi, zırhını ileriye doğru zorladı.

"Daha bitmedi-e-e-e-e!!"

Elinde kalan tek şey bir kılıçtı.

Tüfeklerini doğrultmuş düşman birliklerinin üzerine korkusuzca yürüdü.

Bu korkutucu ve kararlı duruş karşısında düşman bile baskı altında kalmıştı.

'Ç-Çabuk vurup öldürün şunu!'

Acımasızca yağan mermi yağmuru altında Julius’un zırhı delik deşik oldu, sol kolu kopup gitti.

"Biraz daha── Bence biraz daha── Ben, Leon için──!!"

Julius’un beyaz zırhı, parçalanmış kılıcını havaya kaldırdı── fakat kurşunların hedefi olan bıçak binbir parçaya bölündü.

üç

Kale surlarının dışında, Brad, Hubert ile amansız bir mücadeleye girişmişti.

"Kahretsin──"

Mızrak tipi dronları ve Luxion’dan kalan insansız hava araçlarını komuta eden Brad, Hubert önderliğindeki büyü şövalyeleri karşısında ecel terleri döküyordu.

'İkinci manga geri çekilsin. Beşinci manga konumunu koruyup kesin nişancıyla ilgilensin. Sekizinci manga, etrafta uçuşan şu mızrakları yok etmeye öncelik versin.'

Çoktan üç mızrak imha edilmiş, birden fazla insansız hava aracı da kaybedilmişti.

(Büyü şövalyelerini kendi kolu bacağı gibi kullanıyor. Gerçekten tam bir baş belası.)

Hubert’in komuta ettiği büyü şövalyeleri, yetenek bakımından pek de övülecek gibi değildi.

Ancak Hubert işin içine girince durum tamamen değişiyordu.

Brad’e yaklaşan bir büyü şövalyesi kılıcını hırsla indirdi.

Sağ elindeki mızrakla bu darbeyi engellemeye çalışsa da Brad’in zırhı gerilemek zorunda kaldı.

Karşısındaki, kanı kaynayan genç bir şövalye gibiydi.

Diğerleriyle olan uyumu kötüydü ve zaman zaman bencilce öne atılıyordu; bu da onu diğerlerinden farklı kılıyordu.

'Anlaşılan yakın dövüşte pek becerikli değilsin!'

Yine de güç bakımından, şu ana kadar karşılaştıkları arasında en güçlüsüydü.

"Mükemmel olsaydım sevimliliğim kalmazdı, değil mi? Benim de beceremediğim bir şeyler olmalı."

Soğuk terler dökmesine rağmen Brad dik durmaya çalıştı.

'Bozuk plak gibi konuşmayı kes!'

Büyü şövalyesi, Brad’in işini bitirmek için kılıcını kaldırdı.

Kılıç Brad’in zırhına değmek üzereyken, Jilk tam zamanında büyü şövalyesini avlamayı başardı.

Mermi büyü şövalyesinin sol kolunu sıyırıp geçmişti ama büyü teçhizatları için özel olarak hazırlanan bu mermiler onlar için zehirden farksızdı.

Büyü şövalyesinin sol kolu aniden şişti ve büyük bir gürültüyle patladı.

'Aaaaaağğğh!?'

Acı içinde çığlık atan pilotu gören Hubert hemen müdahale etti.

'Reimer, geri çekil!'

Reimer denen büyü şövalyesi Hubert’in emrine uyarak geriledi.

'Kahretsin!'

'Kale içine dönüp yaralarını sar. Burası için biz yeteriz.'

Reimer öfkeyle geri çekilmek zorunda kaldı.

Çekilirken kin dolu gözlerini Jilk’e dikmişti.

'Yeşil zırhlı── Seni bir kenara yazdım!'

Hubert’in talimatlarının kesintiye uğradığı o anlık boşlukta Jilk, Brad’in durumunu kontrol etti.

'Brad-kun, daha fazlası imkansız. Sen de geri çekil!'

Keskin nişancılık yapan Jilk’in tepesine de büyü şövalyeleri çökmüştü.

Jilk’in zırhı kafasını çıkardığı anda üzerlerine büyü yağdırıyor, nişan almasına izin vermiyorlardı.

Böyle bir durumda kendini zorlayarak ateş ettiği için Jilk’in zırhı da ağır hasar almıştı.

Mühimmatı iyice tükenmiş olmalı ki, Jilk birlikte geri çekilmeyi teklif ediyordu.

Ama Brad geri adım atamazdı.

"Hubert'i burada devirmeden çekilemem. Hem, görünüşe göre karşı tarafın da beni salmaya hiç niyeti yok."

Brad haklıydı.

Hubert tüm dikkatini Brad'e vermiş, teyakkuzda bekliyordu.

'Sizin yüzünüzden bir sürü adamımı kaybettim. Beni bu kadar zorlayacağınızı zerre tahmin etmezdim, doğrusu pes.'

Brad amansız bir baskı altında olsa da Büyü Şövalyeleri'nin yarısını çoktan biçmişti.

"Gördün mü? O kadar karizmatiğim ki beni bırakmak istemiyor."

'Bu halde bile şaka yapabiliyorsunuz ya.'

Jilk, Brad'in bu narsisist tavrı karşısında şaşkınlığını gizleyemese de içten içe bir rahatlama hissetti.

Hâlâ durumu idare edebildiğini sanmıştı.

Oysa Brad'in idare edecek hali kalmamıştı.

Yine de duruşundan taviz vermiyordu.

"Şaka mı? Alındım ama. Ben her zaman ciddiyimdir."

Hubert'in Büyü Şövalyeleri üzerlerine çullanırken, ikisi hâlâ atışmaya devam ediyordu.

'Size gerçekten akıl sır erdiremiyorum... Pekala. Sonuna kadar yanında olacağım.'

Brad elinde kalan mızrakları ustalıkla yönetti.

Sayıları azalmıştı belki ama bu sayede her birine daha rahat odaklanabiliyordu.

Süzülen mızrakların hareketleri artık çok daha keskin, çok daha zarifti.

Bunu Hubert de fark etmişti.

'Bu cenderenin içinde bile güçlenmeye mi devam ediyorsunuz?'

Büyü Şövalyeleri etrafını sarmış olsa da mızraklar arkalarına dolanıp darbeyi indiriyordu.

Birer birer vurulup gökyüzünden aşağı süzüldü zırhlar.

"Beni hafife almayın!"

Sayıları iyice eriyince, Hubert'in adamları emirlere itaat etmeyi bıraktı.

'Siz ne yapıyorsunuz?!'

Hubert'in öfkeli nidası yükseldi fakat Büyü Şövalyeleri durmadı.

Jilk'i baskılayanlar bile savaşa dahil olup doğrudan mızraklara ve insansız hava araçlarına atıldı.

"Ne oluyor?"

Brad, dikkatsizce üzerine çullanan Büyü Şövalyelerine mızraklarını doğrulttu.

Dönerek ilerleyen mızrak tam zırhı delip geçecekken... Büyü Şövalyesi, göğsüne saplanan mızrağa sarılıp onu hapsetti.

"Olamaz, bunlar..."

Fark ettiğinde iş işten geçmişti.

Büyü Şövalyelerinin tek bir amacı vardı: Brad'i tamamen savunmasız bırakmak.

'Bu meretler olmasaydı Hubert-sama'ya asla üstünlük kuramazdın!'

'Hubert-sama! Şimdi... İşini bitirin!'

Kendilerini feda eden adamlarını gören Hubert'in sesi öfkeyle titredi.

'Kendi başınıza yem olmanızı size kim emretti?!'

Bunu kükrerken bile adamlarının feda oluşunu karşılıksız bırakmamak adına kılıcını kavradı ve doğrudan Brad'in zırhına doğru atıldı.

"İnanılmaz adamlar..."

Hubert uğruna canını hiç düşünmeden feda eden bu şövalyeleri görünce, Brad korkuyla karışık derin bir saygı hissetti.

Hubert, adamları tarafından ölesiye seviliyor, el üstünde tutuluyordu.

Geriye kalan son üç Büyü Şövalyesi de Brad'e doğru hücuma geçti.

Tüfeğini fırlatan Jilk, siperden fırladığı gibi kalan şövalyelerin üzerine kılıcıyla çullandı.

'Brad-kun, birazcık dayan!'

Hubert'in üzerine boşalan darbelerini bloklarken Brad içinden geçirdi.

Sadece komutanlığı değil, bilek gücü de muazzam. Gerçekten bela bir adam.

Hubert sadece adamlarını yönetmekle kalmıyordu; bireysel dövüş becerisi de şövalyelerinden katbekat üstündü.

Peş peşe gelen yırtıcı hamleler, Brad'in zırhındaki koruma katmanlarını soyup çıkarıyordu.

'Görünen o ki yakın dövüşte pek parlak değilsiniz.'

"Kahretsin..."

Göz ucuyla baktığında Jilk'in delicesine dövüştüğünü ve iki şövalyeyi daha devirdiğini gördü.

Ancak Brad'i kurtarmak için kendini öylesine öne atmıştı ki, zırhının sol kolu kopup gitmişti.

"Aşırıya kaçıyorsun... Hiç tarzın değil... Jilk..."

Brad'in de elinde mühimmat kalmamıştı; sol kolundaki gizli silahı bile tükenmişti.

Geriye tek bir mızrak ve yedek bir küt bıçak kalmıştı.

Hubert de durumu çözmüş olacak ki, mesafeyi özellikle kapatmıştı.

'Bunu burada bitiriyoruz.'

Adamlarının intikamı için değil, sadece onların anısına saygıdan bu işi kendi elleriyle noktalamak istiyordu. Hubert kökleyebildiği kadar hızlanarak aradaki mesafeyi sıfırladı.

Kılıcını sapladığı yer doğrudan kokpitti.

"Hah... Şapka çıkarılır doğrusu..."

Hubert'in hızı kesilmedi; Brad'in zırhını sürükleyerek Arcadia'nın dış duvarına geçirdi.

Duvara çivilenen Brad'in zırhıydı fakat tuhaf olan Hubert'in duruşuydu.

'Asıl ben şapka çıkarırım... Bu sözler benim olmalıydı. Görünüşe göre seni hafife alan... bendim...'

Hubert'in zırhının tam karın bölgesine bir bıçak gömülmüştü.

Çarpışma anında Brad hiç tereddüt etmeden saplamıştı onu.

Hubert'in zırhı tutunduğu yerden kayıp yavaşça boşluğa süzüldü.

"Gördün mü... İstersem... ben de yapabiliyorum... Bir daha sakın... kılıç kullanamadığımı söyleme..."

Brad'in sesi kısıldığında, son şövalyeyi de halleden Jilk panikle yanlarına ulaştı.

'Brad-kun?! Brad! BRADDD!'

Luxion'un otopilotunda ilerleyen Arroganz, Arcadia'nın ana güç çekirdeğine ulaşmayı başarmıştı.

Çekirdek, devasa kalenin tam merkezinde, devasa bir sütun gibi yükseliyordu.

Oda da bu yapıya uygun olarak silindir şeklinde tasarlanmıştı.

Duvarlarda irili ufaklı bir sürü geçit ve kapı göze çarpıyordu.

Devasa bir odanın ortasında yükselen simsiyah bir sütun...

Sütunun üzerinde, adeta birer damar gibi tüm gövdeyi saran kırmızı hatlar uzanıyordu.

Sanki bir kalp atıyormuşçasına, ritmik bir şekilde bir parlayıp bir sönüyorlardı.

Kendi etrafında ağır ağır dönerken, etrafa yoğun bir mana yayıyordu.

Koridordan odayı süzen Luxion, merceğinin etrafındaki halkaları oynatarak güç çekirdeğini inceledi.

'Demek güç çekirdeği bu... Mana üreten düzenek.'

Eski insanlığın asırlar boyunca adım atamadığı bu noktaya ulaşmışlardı fakat Luxion'un aklını kurcalayan başka bir şey vardı.

'Efendim, durumunuz nasıl?'

Nötralize edici iğne vurulan Leon'un yüzü kireç gibiydi.

"Berbat."

Dökülen terlerin arasından zorlukla cevap verdi.

Güçlendirici ilacın bünyesinde yarattığı tahribat çok ağırdı.

Şu nötralize edici olmasaydı, muhtemelen bilinci bile yerinde olmazdı.

'Az önce bilinciniz tamamen kapanmak üzereydi, bu halinize şükretmelisiniz.'

"Ah, sayende tam zamanında yetiştim."

Leon kumanda kollarını sıkıca kavradı. Arroganz'ın mühimmat bölmeleri açıldı ve füzeler art arda ateşlendi.

Arkadaki insansız hava araçları da bombardımana katıldı fakat güç çekirdeği otomatik bir büyü bariyeri konuşlandırarak tüm saldırıyı bertaraf etti.

Leon acıyla kaşlarını çattı.

"İşimi kolaylaştırmayacaksın, değil mi?"

'Yakın dövüşe girip çekirdeği doğrudan vurmanızı öneriyorum. Özür dilerim ama lütfen biraz daha dayanın. Yoğun mana yüzünden size ancak asgari düzeyde destek sağlayabiliyorum.'

Normalde kontrolü devralırdı fakat Luxion'un asıl gövdesi deniz tabanındaydı.

Bölgedeki mana yoğunluğu iletişimi bile sınırda tutuyordu.

Bütün yük Leon'un omuzlarındaydı.

Bariyeri yarıp doğrudan çekirdeğe vurabilirlerse bu iş bitecekti. Luxion bundan emindi.

Yapı son derece dayanıklı inşa edilmişti belki ama Arroganz'ın tam güç bir darbesine dayanması imkansızdı.

"Füzeler de bitti. Önce konteyneri değiştirelim."

'Anlaşıldı.'

Mühimmatı tükenen Leon, konteyneri değiştirmek için geriye döndü.

Arroganz, konteyneri fırlatıp yeni geleni kabullenme pozisyonuna geçti.

İnsansız hava araçlarından biri öne çıkarak kendi konteynerini Arroganz'a devretmeye yeltendi.

Tam o anda Luxion, hızla yaklaşan düşman birliğini tespit etti.

'Efendim, düşman! Acil kaçınma!!'

"Geldiler demek..."

İnsansız araçlar saldırganın darbesine maruz kalarak birer birer patladı.

Tamamı yok edilmediği için konteyner değişimi hâlâ mümkündü.

Fakat karşılarındaki rakip çetindi.

Luxion'ın da tanıdığı o ses yankılandı.

'Görüşmeyeli uzun zaman oldu.'

Silindir şeklindeki odanın tavanından aşağı inen, Brave'di.

Diğer büyülü zırhlardan bir boy daha büyüktü ve etrafını mor yıldırımlar sarmıştı.

Çıtır çıtır saçılan elektrik kıvılcımları, pilotu Finn'in ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu.

Izdırap içindeki Leon, buna rağmen gülümsedi.

"Seni görmek güzel, Finn!"

Bir yandan da son sürat gerileyerek sırt çantasını yakalamaya çalışıyordu.

Finn'in Brave'i ile savaşacaksa teçhizata ihtiyacı vardı.

Ancak bu kargaşada konteyneri kuşanmak imkansızdı.

Hepsinden öte, Finn onun ne yapmaya çalıştığını anlamıştı.

'Ben de öyle, Leon.'

Acı dolu, bir o kadar da hüzünlü bir sesle kelimeleri zorlukla döktü Finn.

İnsansız araçlar sırt çantasını Arroganz'a ulaştırmaya çalışınca Finn araya girdi.

Yaydığı şimşeklerle araçları parçalayarak mühimmatın geçişini engelledi.

"Araya girme piç!"

Leon öfkeden deliye dönse de Finn soğukkanlılığını koruyordu.

'Sana karşı müsamaha gösterecek değilim. Üzgünüm ama ben... kaybedemem!'

Üzerlerine gelen Brave karşısında Luxion hesaplamalarını tamamlamıştı.

İşlemi bitirip Leon'a bildirdi:

'Efendim, hazırlıklar tamam.'

"Yoldaşım da amma güvenilir çıktı ha."

'Tabii ki. Lütfen beni Brave ile kıyaslamayın.'

İkisinin konuşmasını yakalamış olacak ki Brave küplere bindi.

'Ben daha güvenilirdim bir kere!'

Leon bu gidişle konteyneri alamayacağını anlayıp insansız araçlara emri verdi.

Araçlar konteynerin kapaklarını açıp füzeleri ateşledi.

"Patlatın gitsin!"

Leon'un komutuyla konteynerden ardı ardına füzeler fırlatıldı.

Araçların üzerindeki ateşli silahlar da sanki ellerindeki tüm mühimmatı burada bitirmek istercesine alev saçtı.

Güç çekirdeğine çıkan koridor geniş inşa edilmişti ancak bir zırh ile büyülü zırhın kapışması için yine de dardı.

Füze yağmuru karşısında kaçacak yeri olmayan Brave, kanatlarını önünde birleştirdi.

Kanatlarını kalkan gibi kullanarak füzeleri karşıladı ve patlamanın etkisiyle geriye fırlatıldı.

Arroganz bu boşluktan yararlanarak Brave'in yanından sıyrıldı.

Yerde, insansız araçların bıraktığı Arroganz silahları saçılmış duruyordu.

Zemine saplanmış duran savaş baltasını kaptığı gibi güç çekirdeğine doğru atıldı.

Fakat Finn'in onu öylece kaçırmaya niyeti yoktu.

'Bu kadarıyla kurtulacağını mı sandın, Leon?!'

Finn geriye dönüp kılıcını indirdi. Saldırıyı savaş baltasıyla göğüsleyen Leon, pozisyonunu korumaya çalıştı.

"Bir yolunu bulacağız artık! Luxion!"

'Hemen, efendim.'

Luxion, sadece adının anılmasıyla bile ne yapması gerektiğini kavramıştı.

Ayakta kalan tek insansız araç, tüfeğini doğrultmuş bekliyordu.

Doğrudan Brave'e keskin nişancılık atışı yaptırdı. Zırhı delemedi belki ama dengesini bozmayı başardı.

'Ah, acıdı?!'

Brave'in bağırışına karşılık Luxion'ın dijital sesi hoşnutsuzlukla yankılandı:

'Bu darbeyle bile delinmedi mi?'

Başka bir büyülü zırh olsaydı, az önceki tek atışla işi biterdi.

Brave ise sadece acıdığını söylemekle yetinmişti.

Luxion, Brave'i zaten büyük bir tehdit olarak görüyordu fakat kendi değerlendirmesinin yetersiz kaldığını acı bir şekilde anladı.

Brave, ateş eden aracı elektrik çarptırarak imha etti ve yüzünü Arroganz'a çevirdi.

Gözleri doğrudan Arroganz'ı, yani Leon ve yanındakileri süzüyordu.

Luxion bu fırsatı kaçırdığı için pişmandı.

'Affedin beni efendim. Ele geçen bunca fırsata rağmen Brave'in işini bitiremedim.'

Ancak Leon bunu pek dert etmiş gibi görünmüyordu.

Zaten işin bu kadar kolay biteceğini sanmıyordu.

"Bu kadarıyla bitecek olsa baştan bu kadar uğraşmazdık, takma kafana. Peki şimdi ne yapacağız?"

Üzerlerine çullanan Brave, uzun kılıcını savurdu.

Tek bir savaş baltasıyla direnen Arroganz, saldırıyı savuşturmayı başardı.

Lakin keskin kenarlar her çarpıştığında balta darbe alıyor, çatlıyor, parçalanıyor ve kullanılamaz hale geliyordu.

'Leon, burada bitiriyoruz!'

Finn'in haykırışıyla birlikte uzun kılıçtan şimşekler çakmaya başladı.

Elektrikle kaplanan namlu, adeta ışık saçan bir bıçağa dönüştü.

Arroganz geri çekilerek inen darbeden sıyrıldı fakat yayılan elektrik dalgası etrafı kapladı.

Bıçaktan kaçsa da şimşeklere maruz kalmıştı. Yine de Brave ile yapılacak bir savaş hesaba katılarak elektrik büyülerine karşı kat kat koruma sağlanmıştı.

Buna rağmen Arroganz'ın zırhını hafifçe da olsa yakacak kadar güçlü bir darbeydi bu.

Luxion geri çekilmeyi önerdi.

'Daha fazlası tehlikeli. Mesafeyi koruyalım.'

Fakat Leon yanaşmadı.

"Arkamı dönersem biçer beni. Böylesi daha iyi, kozlarımızı paylaşacağız."

Baltayı bir kenara fırlatan Arroganz, Brave'in karşısına çıplak elleriyle dikildi.

Silahını atan Arroganz'ı gören Finn temkinli davranıyordu.

"Çaresiz bir çırpınış mı?"

Sadece köşeye sıkışmış birinin son hamlesi gibi görünse de rakip Leon olunca tedbiri elden bırakamıyordu.

Aslına bakılırsa Brave de son derece tetikteydi.

'O kadar yüklenip sadece zırhını mı yaktık? Yoldaş, bu Arroganz bizim için en kötü rakip.'

Brave de az önceki saldırısına güveniyordu.

Buna rağmen Arroganz'a pek iş işlememiş gibi duruyordu.

Son darbeyi vurak imkansız olsa bile ağır hasar vermeyi umuyorlardı.

Bu beklentisi boşa çıkan Brave, Finn'den özür diledi.

'Kusura bakma yoldaş, benim hatam. Onları hafife aldım.'

"Zaten kolay biteceğini düşünmüyordum."

Uzun kılıç, büyü gücüyle üretilen şimşeklerle sarmalanmış durumdaydı hâlâ.

Bocalamadan, doğrudan kesip biçmeye karar verdi Finn.

"Tek seferde bitmiyorsa, bitene kadar doğrarım!"

Kanatlarını açıp hızlanan Brave, Arroganz'a tos layacakmış gibi yaklaştı.

İnen kılıç Arroganz'ın dış katmanını kazıdı ama Finn'in gözleri yuvalarından fırladı.

"Nasıl bu kadar sert?!"

'Piç kuruluna bak! Ekstra zırhla kendini taş gibi korumaya almış!!'

Arroganz'a monte edilen ek zırh, kılıcın darbesini püskürtmüştü.

Ardından Arroganz iki kolunu öne doğru uzattı.

Finn hiç vakit kaybetmeden birkaç metre geriye sıçradı.

"Şu meşhur şok dalgan mı? Ama senin etkili menzilini çözdüm artık!"

Şok dalgasını doğrudan rakibe vurmak Leon ve arkadaşlarının en güçlü kozuydu, fakat Finn bu yeteneğin zayıf noktasını çözmüştü.

Hedefe temas edilmediği takdirde etkisi feci şekilde düşüyordu.

Ancak Arroganz, duruşunu bozmadan—

"Darbe!"

Şok dalgasını patlattı.

Mesafe açarsa güvende olacağını sanan Finn, sonraki an şok dalgasının gazabına uğradı.

"Kah?!"

İç organları sarsan şiddetli darbeyle geriye doğru savruldu.

Arroganz'a bakıldığında, göğsüne takılan ek zırhın soğutma sistemini devreye soktuğu ve dışarıya duman püskürttüğü görülüyordu.

Brave durumu anlamış gibiydi.

"Şok dalgasının gücünü mü artırdı? Ama böyle bir şeyi defalarca ateşleyemez."

Nitekim Arroganz'ın ek zırhı kıvılcımlar saçarak sınırına ulaştığını belli ediyordu.

"Kozunu kullanmak için yanlış zamanı seçtin."

Bu saldırıyla işini bitiremeyen Leon'a bakan Finn, içinde hem zaferin sevincini hem de derin bir boşluk hissetti.

Mia'nın ve önceki hayatındaki o silik kız kardeşinin yüzü gözünün önüne geldi. Kendini toparlayıp Arroganz'a doğru atılmaya hazırlandı.

Tam o sırada, Arroganz'ın ek zırhı gövdeden ayrıldı ve etrafı yoğun bir duman kapladı.

"Ne oluyor? Sis bombası mı?!"

Görüşü kesilse de Finn pek oralı olmadı.

Bir büyü canlısı olan Brave, mana akışını yönlendirmede ustaydı. Mana yoğunluğunun yüksek olduğu durumların kendi lehlerine işlediğini çok iyi biliyordu.

Görüş kapanmış olsa bile Arroganz'ın yerini saptayabilirlerdi.

Ancak Brave afallamıştı.

"Bu sıradan bir duman değil! Bir şey karıştırdılar, radarımız—"

Gerçekten bir anlığına... Yalnızca bir anlığına Finn ve Brave, Arroganz'ı gözden kaçırdı.

Dumanı salan Luxion, büyü canlısının radarını geçici olarak kör ettiğini doğruladı.

"İşe yaramış gibi görünüyor."

"Sayende büyük dertten kurtulduk."

Başarı ihtimaline güvenerek hazırlanan duman perdesi, büyü canlılarının radarını bozma etkisine de sahipti.

Tek sorun, daha önce hiç denenmemiş olması ve işe yarayıp yaramayacağının belirsizliğiydi.

"Çok tehlikeli bir kumardı."

"Kazandıktan sonra sorun yok."

Ek zırhını atan Arroganz, silahlarının neredeyse tamamını kaybetmişti.

Ancak bu duruma düşmek, ikisinin zaten planladığı bir şeydi.

Luxion arkadaki hareketliliği süzdü.

"Schwert geliyor."

Hurdaya dönmüş insansız hava araçlarının kalıntıları arasından, Arroganz'ın sırt ünitelerinden biri olan Schwert havalanıp uçarak geldi.

Aslen uçan bir motosiklet olan bu araç, Luxion tarafından modifiye edilmiş ve Arroganz'ın sırt ünitesine dönüştürülmüştü.

Uçak formundaki Schwert, Luxion'un sırtına yaklaşırken kenetlenmek üzere hız kesti.

Dumanın içinden, tamamen sezgilerine dayanarak hücum eden Brave belirdi.

"İzin vermem!"

Schwert ile birleşmeyi engellemek istiyordu.

Fakat birkaç saniyelik gecikme kaderi belirledi.

Schwert, Arroganz'ın sırtına başarıyla kilitlendi.

Sırt ünitesindeki jeneratörün de devreye girmesiyle Arroganz'ın güç çıkışı hızla yükselmeye başladı.

Brave'in uzun kılıcı üstlerine doğru savrulurken Luxion son derece sakindi.

"Kenetlenme tamamlandı. Güç çıkışı yükseliyor. Ne zaman isterseniz."

Leon kumanda kollarını kökledi.

"Son sözü söyleyecek olan yine Schwert!"

Arroganz'ın ikiz gözleri kırmızı kırmızı parıldadı ve doğrudan üzerlerine gelen Brave'e... omuz attı.

İkisi sertçe çarpıştı. Kimse geri adım atmadı, aksine hırsla ivmelenerek birbirlerini bastırmaya çalıştılar.

Güçleri tam anlamıyla başa baş bir seviyeye gelmişti.

"Şimdi yap."

"Anlaşıldı, Efendim."

Leon'un emriyle Schwert'in zırhının bir kısmı geriye doğru kaydı ve arkasındaki dizili yuvarlak mercekler açığa çıktı.

Açılan merceklerden mavi bir lazer hüzmesi fışkırdı.

Lazer, yön değiştirerek doğrudan Brave'i vurdu.

Dış zırhı kavrulan Brave acıyla kükredi.

"Sıcak, çok sıcak!!"

Zırhın yanma sesini ve feryadı duyan Finn, Brave'i geriye çekmek zorunda kaldı.

Kanatlarını kalkan gibi kullanarak lazer saldırısını engelledi.

Bunu fırsat bilen Leon, arkasını dönüp tüm hızıyla güç reaktörüne doğru ilerledi.

"Seninle uğraşacak kadar boş vaktim yok."

Kaçtığını sanan Finn, paniğe kapılarak peşine düştü.

"Tch! Kaçamayacaksın! --Ne?!"

Kanatlarını açıp hızlanarak takibe geçmek istedi.

Ancak Brave'in bacaklarına sarılanlar, az önce yere serilen insansız araçlardı.

Ne zaman toplandıkları belirsiz bir şekilde Brave'in etrafını sarmış, Arroganz'ın peşinden gitmesini engellemek için ona yapışmışlardı.

"Seninle olan hesabımızı sonraya erteliyorum."

Soğuk terler döken Leon, Finn ile aradaki mesafeyi son anda açabildiği için derin bir rahatlama hissetti.

"Efendim, bu şekilde devam edip güç reaktörünü yok etmeye öncelik verelim."

"Niyetim de o."

Güçlendirici ilacı kullanan Leon, nötralize edici maddeyi almasına rağmen hâlâ acı çekiyordu.

İlacın yan etkileri bünyesinden tamamen atılmamıştı.

Luxion bu savaşı bir an önce bitirmek istiyordu.

'Bu şekilde güç reaktörünü imha edebilirsek, bu anlamsız savaş da sona erecek.'

Ancak arkadan patlama sesleri yükselmeye başladı.

Brave, kendisine yapışan insansız araçları parçalamış olmalıydı.

Luxion durum değerlendirmesini tazelediğinde... güç reaktörünü imha etmeden önce Brave'in kendilerine yetişme ihtimalinin son derece yüksek olduğunu hesapladı.

"Tahmin ettiğimden daha mı hızlı?!"

Schwert sayesinde itiş gücü artmış olsa da karşılarındaki güç, günümüzün en güçlü Büyü Şövalyesi sayılırdı.

Hepsinden öte Brave, geçmişteki savaşta nam salmış bir zırhtı.

Eski insanlık ile yeni insanlık arasındaki amansız savaştan sağ çıkmış tehlikeli bir varlıktı.

'Böyle giderse Brave, Arroganz'a yetişecek. Bu olursa, Efendimin ilacı tekrar kullanma olasılığı bir hayli yüksek.'

Luxion'un endişelendiği tek şey Leon'un o ilacı yeniden almasıydı.

Onun için en önemli şey, Leon'un buradan sağ salim kurtulmasıydı.

Fakat Luxion'un bu arzusu boşa çıktı; Brave çoktan aradaki farkı kapatmıştı.

"Liiiii-ooonn!"

Luxion derhal Brave hakkındaki değerlendirmesini güncelledi.

'Buraya gelirken daha da mı hızlandı? Büyü canlılarının bu dengesizliğini kavramakta güçlük çekiyorum.'

Üstlerine kudurmuşçasına gelen Brave'i fark eden Leon, gayet istifini bozmadan konuştu:

"Luxion, dozu ver."

"İmkanı yok! İzin veremem. İlk kullanımın vücudunuza verdiği hasar henüz atlatılamadı!"

Reddetmek için bahaneler üretmeye çalışsa da hiçbiri Leon'un umurunda değildi.

"Bu bir emirdir. Yap şunu."

Tok ve soğuk bir sesle verilen bu emir karşısında Luxion, ilacı yeniden Leon'un bedenine enjekte etmeye başladı.

"...Anlaşıldı, Efendim."

Leon'un sırtındaki üniteden güçlendirici ilaç bir kez daha damarlarına pompalandı.

Leon'un kıvranışını izleyen Luxion'un içini karanlık düşünceler kapladı.

'İkinci dozu bu kadar çabuk kullanmak zorunda kalacağımızı düşünmemiştim. Onu durdurmamın hiçbir yolu yok.'

Leon acıdan sıyrıldı, fakat bu sefer durum ilkinden farklıydı.

İkinci dozun hemen ardından gözlerinden kan sızmaya başladı.

'Dozlar arasındaki süre çok kısa. Bu gidişle üçüncü bir dozu vücudu kaldırmaz.'

Leon, Arroganz'ın yönünü arkaya çevirdi ve geriye doğru süzülürken Brave'e ateş açtı.

Lazerler Brave'e doğru yağdı, fakat Finn inanılmaz bir el çabukluğuyla saldırılardan sıyrılmayı başardı.

Kaçınamayacağı saldırıları Brave de pek umursamıyor gibiydi.

Sıyrılmakla uğraşmaktansa aradaki mesafeyi kapatmaya öncelik veriyordu.

Bu hareketleri gören Luxion durumun farkına vardı.

"Tuhaf. Az önceki hareketlerinden farklı."

Brave beklentilerin ötesinde bir performans sergiliyordu, fakat bu sır ikisinin arasındaki konuşmayla çözüldü.

Luxion, Finn ile Brave'in sesini yakaladı.

"Çok fazla yüklenme kendine, dostum!"

"Şimdi yüklenmeyeceksem ne zaman yükleneceğim! Mia'nın geleceği söz konusuyken bu kadarcık şeyin lafı mı olur!"

"Ama o kadar güçlü bir ilaç kullanırsan bedenine..."

İkisinin konuşmasını duyan Luxion nihai cevaba ulaştı.

Finn ve yanındakiler de güçlendirici ilaç kullanmıştı.

İlacı alan Finn, Brave'in potansiyelini daha da fazla ortaya çıkarıyordu.

Leon, Finn'in de kendisiyle aynı sonuca varmasından pek memnun kalmamıştı.

"Sen de mi doping yaptın be adam?"

"Bunu söyleyen de sen misin..."

İkisi de geleceğini çöpe atmış, şu anki anlık güçleri için varlarını yoklarını ortaya koyuyorlardı.

Luxion, bu ikisi savaşmak zorunda kaldığı için pişmanlık duydu.

'Geçmişte yaşananlar olmasaydı... Eski insanlık ile yeni insanlığın savaşına sürüklenmeseydi, Efendim bir dostuyla savaşmak zorunda kalmaz mıydı?'

Bu, Leon'a yük olduğu için hissettiği bir pişmanlıktı.

Geçitten geçen Arroganz, yeniden güç reaktörünün bulunduğu odaya çıktı.

Hemen Schwert ile lazer saldırısı başlattı, fakat güç reaktörü bir büyü bariyeri örerek saldırıyı engelledi.

"Lazer bile işe yaramıyor mu?"

"Evet. Ancak yaklaşarak saldırmanın da zor olacağını değerlendiriyorum."

Brave, Arroganz'a iyice yaklaşmıştı.

Leon, Arroganz'a Schwert'ten dev kılıcı çektirtti.

Ve iki kılıç havada çarpıştı.

"İzin vermem. Mia'nın geleceğini... Kimsenin çalmasına izin vermeyeceğim!"

Finn'in bu kararlılığını duyan Leon da gürledi.

"Hah, öyle mi! Ben de geri adım atacak değilim ya!"

Leon için de önceki yaşamındaki yeğeni Erika'nın hayatı söz konusuydu.

Ama Leon, Erika'nın adını anmadı.

Çünkü Leon'un savaşma sebebi sadece Erika değildi.

Mesele sadece Erika'yı kurtarmak olsaydı, onu güvenli bir yere yerleştirip işi bitirirdi.

Bunu yapmamasının sebebi, krallıkta doğacak gelecekteki canlar içindi.

Leon genelde huysuzluk edip dururdu ama Luxion biliyordu.

Onun herkesten daha merhametli olduğunu.

Bazen aşırıya kaçar, bazen hata yapardı.

Yine de şu an bir başkası uğruna canını ortaya koyup savaşıyordu.

Luxion, Leon'un bu halini kabullenemiyordu... Ve onun efendisi olmasından gurur duyuyordu.

'Ben...'

Luxion'un eskiden aradığı şey, yeni insanlığı yok edecek bir efendiydi.

Şimdiyse Leon, eski insanlığın soyundan gelenler için ayağa kalkmış, savaşıyordu.

Luxion'un dileği gerçekleşmek üzereydi.

'Oysa ben... Sadece Efendimin yaşamasını istiyordum.'

Fakat bu durum, Luxion'a sadece derin bir keder veriyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.