"Ooooraghhh!!"
Kalenin geniş salonunda mızrağını savuran Greg, dalga dalga üzerine gelen İmparatorluk zırhları karşısında nefes nefese kalmıştı.
"İç çeker... İç çeker... Sonu gelmiyor be."
Hemen yanında savaşan Julius da nefes nefese ona katıldı. Yorgunluğu sesinden okunuyordu.
"İmparatorluk da can havliyle bastırıyor. Ama buradan zerre öteye geçmelerine izin veremeyiz."
Greg, Julius’un düşmanı neden bu kadar kararlılıkla durdurmak istediğini az çok tahmin ediyordu.
"Finn yüzünden mi? Ben açıkçası Leon ile onun kapışmasını hiç istemiyordum."
Eski iki dostun birbirine kılıç çekmesini arzulamıyordu. Fakat Julius’un durmaya hiç niyeti yok gibiydi. Aksine, ikisinin dövüşmesini onaylıyordu.
"Leon savaşmaya kendi iradesiyle karar verdi. Onu durdurmaya kalkmak bize yakışmaz."
"...Haklısın."
Aralarında bekleyen insansız hava aracı, sırtındaki konteynerden yedek silahları çıkardı. Greg elindeki hurdaya dönmüş mızrağı yere saplayıp yenisini kavradı.
"Güzel! Alayınız gelin bakalım—Ha?"
Mızrağını doğrultan Greg’in gözü, salonun girişinde beliren yeni bir gruba takıldı.
Büyülü şövalyelerin sahneye çıkışıyla birlikte, sıradan zırhlardaki şövalyeler arasında bir dalgalanma yaşandı. Sanki zaferi garantilemişçesine gürültü çıkarıyorlardı.
Julius da havadaki garipliği sezmişti.
"Ne oluyor? Bunların havası öncekilerden çok farklı."
Greg’in bakışları, sırtından kanat gibi alevler saçan büyülü şövalyeye kilitlenmişti. Elinde harbiyle duran bu herif, diğer büyülü şövalyeleri arkasına almıştı. Etrafındakilerden biraz daha iriydi ve her halinden güçlü olduğu belli oluyordu.
Fakat asıl mesele, etrafa yaydığı ağır baskıydı.
Daha da önemlisi, önderlik ettiği büyülü şövalyelerin hepsi yaralıydı. Buraya ulaşana kadar akılalmaz bir zorlamadan geçmiş olmalıydılar. Buna rağmen, alevleri yöneten o büyülü şövalyenin üzerinde tek bir çizik bile yoktu.
"Sıkıntılı bir piç var aralarında."
Greg’in mırıltısıyla birlikte, alevleri yöneten büyülü şövalye yere indi.
"Kale içine kadar sızma cesaretinizi takdir ediyorum. Ancak burası sizin mezarınız olacak."
Tok ve boğuk sesi, sayısız savaştan çıkmış kıdemli bir cengaveri andırıyordu.
Greg mızrağını kaldırdığı anda, büyülü şövalyenin harbilesi tepesine indi. Darbenin şiddetiyle Greg’in kırmızı zırhından çatırtılar yükseldi. Bu denli keskin ve ağır bir vuruş karşısında Greg soğuk terler dökmeye başladı.
Ancak rakibi, darbesini karşılayan Greg’e ilgi duymuşa benziyordu.
"Demek bu vuruşu savunabildin."
"O kadar şaşıracak ne var ki?"
Sakinliğini korumaya çalışarak adamı geri itti. Büyülü şövalye geri çekilip harbilesini tekrar doğruldu.
"Ben Gunter. Gunter Lua Seebalt! İmparatorluk Büyülü Şövalyeleri'nin İkinci Koltuğuyum!"
Rakibinin kendini tanıtması üzerine Greg de yanıt verdi.
"Greg Fou Seberg. Seni gebertecek adamın adı!"
Ağzını bozarak konuşsa da Gunter bunu hiç umursamadı.
"Caka satanları severim. Fakat bu bir savaş."
Gunter’in emrindekiler Greg’in etrafını sarmak üzere harekete geçti.
"Siktir!?"
Böylesine güçlü bir rakip karşısındayken diğer büyülü şövalyelerle uğraşacak lüksü olmayan Greg’i bir telaş kapladı. Tam o anda Julius sırt sırta vererek yanına yanaştı.
"Greg. Bunlar öncekiler gibi değil, tam birer uzman."
"Eyvallah, farkındayım. Şey, Julius... Senden bir maruzatım olacak. Şu Gunter denen piçi bana bıraksana?"
"Onunla tek başına mı dövüşeceksin?"
Julius da Gunter’in ne kadar tehlikeli olduğunu anlamıştı. Bu yüzden yanına gelip omuz omuza savaşmayı planlıyordu. Ancak bu şekilde kuşatılırlarsa, istedikleri gibi dövüşemeden kaybetme ihtimalleri çok yüksekti.
"Benim zırhım birebir dövüşlerde daha güçlü. Hem İkinci Koltuk demek İmparatorluk'taki en güçlü ikinci şövalye demek değil mi? Bırak da onunla ben kapışayım."
Greg’in bu sözleri Julius’u küçümsüyormuş gibi duyulabilirdi. Fakat Julius bunu bir aşağılama olarak almadı.
"Doğru, her alanda uzman olan benim zırhıma kıyasla senin kazanma şansın daha yüksek."
Üzerlerine çullanan büyülü şövalyeleri püskürtürken konuşmaya devam ettiler. Julius sonunda Greg’in teklifini kabul etti.
"Geri kalanı bana bırak."
"Sağ olasın, Julius!"
Greg öne fırladığı anda Gunter’in adamları üzerine çullandı. Ancak Julius top atışlarıyla onların önünü kesti.
"Sizin rakibiniz benim!"
Dostunun desteğiyle Gunter ile arasındaki mesafeyi kapatan Greg, mızrağını hırsla ileri savurdu. Saldırıyı harbilesiyle zahmetsizce karşılayan Gunter, halinden hafifçe bıkmış gibiydi.
"Beni tek başına durdurabileceğini mi sanıyorsun? Harcanırsın."
Greg’i küçük gören bir laftı bu ama hakikatten ibaretti. Harbileyi savuran Gunter, hem yetenek hem de tecrübe olarak Greg’den katbekat üstündü.
Yine de Greg’in pes etmeye niyeti yoktu.
"Benim tek numaram vazgeçmeyi bilmememdir! Yapamazsın dediler mi, damarım tutuyor işte!"
Greg’in hırsla savurduğu mızrak karşısında Gunter durumu ciddiye almaya başladı.
"Güzel hamle. Tekniğin, yetenek ile emeğin birleşimi. Ayrıca bu hareketlere ayak uydurabilen zırhın da takdire şayan... Ama!"
Gunter, harbilesinin tek bir savruluşuyla Greg’in zırhını gaddarca geriye fırlattı.
"Höh!?"
Geriye savrulmasına rağmen Greg anında mızrağını tekrar konumlandırdı. Aksi takdirde Gunter’in bir sonraki amansız hamlesini karşılayamazdı.
Havada süzülen kırmızı zırha doğru fırlayan Gunter, sırtından püskürttüğü alevlerin ivmesiyle takibe geçti.
"Sürücünün yeteneği de!"
"Ghh!?"
Gunter’in indirdiği harbile darbesini zar zor karşılasa da Greg’in zırhı savrulmaktan kurtulamadı.
"Zırhın kalitesi de!"
"Ngg!?"
Peş peşe inen ağır darbeleri savuşturmaya çalışıyordu ama zırhın eklem yerlerinden feryat eder gibi çatırtılar yükseliyordu.
"Bende çok daha üstün!"
Gunter’in bütünüyle yüklendiği son darbe, Greg’in zırhını savurup duvara yapıştırdı.
Gördüğü manzara karşısında diğer büyülü şövalyelerle boğuşan Julius bağırdı:
"Greg!? Kendine gel, Greg!!"
Julius’un feryadına karşılık Greg, dudaklarının kenarını kıvırarak sırıttı.
"Endişelenme Julius... Bu piçi ben durduracağım. Yoksa Leon’un ayağına dolanır."
Gunter’in bu şekilde Leon’a ulaşmasına izin verirse, bütün operasyon patlardı.
Greg kokpitteki kolu kavradı, kilit açma tetiğini çekerek sonuna kadar ileri itti. Kokpitin içinde yankılanan mekanik ses uyarı verdi:
"Zorunlu aşırı yükleme moduna geçiliyor. Gövdenin patlamasına son üç dakika."
"Hahaha! Harika. Üç dakika bana fazla bile!!"
Greg, kırmızı zırhın gizli kozunu oynamıştı. Zırhın bakımı yapılırken, tam güç kullanması halinde mekanizmanın kontrolden çıkacağı konusunda uyarılmıştı. Kontrolden çıkmak dedikleri şey iç donanımın aşırı ısınmasıydı; kısa bir süreliğine de olsa zırhın performansını iki katına çıkarabiliyordu.
Greg’in kırmızı zırhı, eklem yerlerinden dışarı alev püskürtmeye başladı.
Bu manzarayı gören Gunter tehlikeyi sezip geriledi.
"Sen... ne yaptın?"
Aşırı yüklemeyle performansı tavan yapan kırmızı zırh, bu kez Gunter’in büyülü zırhını gürültüyle geriye fırlattı.
"Ne mi yaptım? Son kozumu oynadım!"
'Bu hal de ne böyle? Olamaz... İçindeki gücü kontrolden mi çıkardı!?'
Kırmızı zırhın kokpiti kavrulmaya başlar.
Gregg bunu umursamadan Gunter’in büyülü şövalyesine atıldı.
"Seni Leon’un yanına göndermektense, kendimle birlikte patlatır yine de durdururum!"
Gunter, Gregg’den uzaklaşmak için geri çekildikçe boş yere zaman kaybediyordu.
Belli ki vakit kazanmaya çalışıyordu.
"Kaçıyor musun he, iki numara piç!"
'Bu gidişle süre bitene kadar kaçarsam kazanan ben olurum. Panikleyip son kozunu yanlış zamanda oynadın, kaybettin!'
Gregg’in zırhı içindeki gücün kontrolden çıkmasına daha fazla dayanamayarak parçalanmaya başladı.
Zırh plaka plaka çatlıyor, eklem yerleri eriyordu.
"Söylemiştim ya..." dedi Gregg. "Ben kolay kolay vazgeçmem."
Zırhı hızlandı, Gunter’e var gücüyle çarptı.
Mızrağını saplamaya çalıştı fakat silah, zırhtan yayılan alevlerin sıcaklığıyla eriyip çamura dönmüştü bile.
Elden bir şey gelmeyince Gregg, Gunter’i kollarıyla yakalayıp kilitledi.
Kapan kapılan Gunter paniğe kapılmıştı.
'Beni de mi patlamaya sürükleyeceksin!? Ben aslında birinci sıranın—'
"Umurumda değil! Daha fazla ileri gitmene izin vermiyorum!"
Gregg’in zırhı kızıl bir ışıkla parıldarken Gunter bağırdı.
'Veledin tekisin! Beni yendiğini sanıyorsan fena yanılıyorsun! Kazandıysan sırf o zırh sayesinde kazandın!'
"Ha, biliyorum. Zayıf olduğumu herkesten iyi ben biliyorum. O yüzden böyle güçlü bir zırh hazırladım ya zaten!"
'Zayıflığını kabul edecek kadar delikanlısın demek...'
Bu durumda bile istifini bozmayan Gregg’in kararlılığını gören Gunter, alevlerin arasında yanarken kahkahayı bastı.
'Veledin teki... Hayır, Gregg! Gurur duyabilirsin! Beni, ikinci sıradaki beni burada durdurmak büyük bir başarıdır! Senin gibi bir rakiple son kez dövüşebildiğim için mutlu—'
Zaman doldu. Gregg’in zırhı, Gunter’i de içine alarak infilak etti.
Alev alev yanan kokpitin içinde Gregg, ikinci sıradakini engellemeyi başarmış olsa da yüzünde öfke dolu bir pişmanlık vardı.
Birazcık daha... Leon ve diğerleriyle birlikte dövüşebilmek istiyordu sadece.
"Ah, lanet olsun. Buraya kadar mıydı yani? Leon... Gerisi sende."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.