Cesaret Edenler

Her yerim yara bere içindeydi. Einhorn'a taşınırken arkadaşlarımdan destek alıyordum.

Bana omuz verenler Daniel ve Raymond'dı.

"Bir prensle yumruk yumruğa kavga etmek mi? Bunu Leon'dan başkası yapamazdı herhalde."

Daniel'ın bu takılmasına acı acı gülümsedim ama darbe aldığım yerler fena sızlıyordu.

"O heriflerin hepsi benim adamım oldu artık, sorun yok."

Bu "adamım" lafı komik gelmiş olacak ki Raymond güldü.

"Tam senden beklenecek bir hareket. —Asıl meseleye gelirsek, gerçekten İmparatorluk ile savaşacak mıyız? Kraliyet başkenti de birbirine girmiş durumda. Ama sen varsan kazanırız, değil mi?"

Raymond'ın gülümsemesi soldu. Endişeli bakışlarından gözlerimi kaçırıp önüme döndüm.

"Beni teslim ederlerse onlara dokunmayacaklarını söylemişler, değil mi?"

Raymond kafasını iki yana sallayarak böyle bir seçeneğin asla söz konusu olamayacağını belirtti.

"O aşağılayıcı şartları kabul etmediğimiz sürece bizi rahat bırakmayacaklarını söylüyorlar. Seni teslim etsek bile bizi affetmeye niyetleri yokmuş gibi görünüyor."

İmparatorluk'un bu kadar kavgacı bir tavır takınması, Arcadia'yı ele geçirdikleri için kazanacaklarından emin olmalarından mı kaynaklanıyordu?

Kafamdaki bu soruya Luxion cevap verdi.

'Şartları kabul etseniz de etmeseniz de, sizi savaşta yok edebileceklerini düşünüyorlar. Askeri güç farkı göz önüne alındığında, İmparatorluk'un bu kibirli tavrı anlaşılabilir bir durum.'

Daniel, ben ve Luxion arasında göz gezdirerek sordu:

"Sen varsan kaybetmeyiz, değil mi? Bu sefer de bizim yardımımıza ihtiyacın olacak mı?"

Daha önce arkadaşlarımın yardımına defalarca başvurduğum için, bu kez de onları çağıracağımı düşünmüş olmalılardı.

Başımı öne eğdim.

"Kusura bakmayın ama bu sefer kesin kazanırız diyemem."

Daniel ve Raymond şaşkınlıkla "Ne?" diye kaldılar, ikisinin de dili tutulmuştu.

"Sizin bu savaşa katılmasına gerek yok. Bu sefer sizi koruyabilmek gibi bir lüksüm olmayacak. Merak etmeyin, hava gemisi ve zırhların bakımını abim üstlenecek. Herhangi bir Ceza da almayacaksınız, içiniz rahat olsun."

Şimdiye kadar kontratı bahane ederek arkadaşlarımı sonuna kadar çalıştırmıştım ama bu sefer onları bu işe bulaştıramazdım.

Hâlâ şaşkınlık içinde olan ikiliye sordum:

"Yine de o beşliyle bu kadar yakın olduğunuzu bilmiyordum."

Benim için kalkıp bir hava gemisi hazırlayacaklarını ve beni buraya kadar getireceklerini hiç tahmin etmezdim.

Kendini ilk toparlayan Raymond oldu.

"Şey, evet... Ekselansları rica etti. Hem biz de senin için endişeleniyorduk."

"Sizi de bulaştırdığım için üzgünüm. O beş herifi Einhorn'a alacağım, siz önceden dönebilirsiniz."

Einhorn'un girişine geldiğimizde içeriye tek başıma geçtim.

Daniel son bir kez ciddi bir suratla bana seslendi:

"Sana ne oldu böyle? Normalde çok daha rahat, sinir bozucu bir halin olurdu. Ama bugün neden kaybedecekmişsin gibi konuşuyorsun? Eskisi gibi daha küstah davransana!"

Kapıyı kapatmadan önce ikisine acı acı gülümseyerek veda ettim.

"Şimdiye kadar her şey için kusura bakmayın. Diğerlerine de özür dilediğimi iletin."

Einhorn'un içine girdikten sonra revirde tedavi altına alındık.

En kötü durumda olan Julius'tu.

Bana karşı koyabilmek için sınırlarını feci şekilde zorlamış olmalı ki kemiklerinde çatlaklar oluşmuştu.

"Jilk?! Biraz daha nazik ol!"

Tedaviye yardım eden Jilk, acı çeken Julius'a bakarak gülümsüyordu.

Yüzündeki o hafif sadist ifadenin tamamen benim hayal gücüm olduğunu umuyordum.

"Sınırlarınızı bu kadar zorlamasaydınız o zaman."

Tedavim bittikten sonra ceketimi giymeye yelteniyordum ki Greg'in üzerimdeki dik dik bakışları beni rahatsız etti.

"Ne var?"

Hızlıca ceketimi geçirip Greg'e ters ters bakınca derin bir iç çekti.

"Kasların ağlıyor resmen. Kendini çok fazla zorlamışsın, değil mi?"

Aptalın teki olduğunu düşünmüştüm ama vücudumu güçlendirmek için o ilaca başvurduğumu hemen anlamış gibiydi.

Demek ki sadece düz bir kas kafadan ibaret değildi.

"Kısa sürede patlayıcı bir etki elde ediyorsun. Nasıl, özendin mi?"

"Hiç ilgimi çekmiyor."

Başını çeviren Greg, bana karşı oldukça öfkeli görünüyordu.

İki eli de sargılı olan Brad kafasını iki yana salladı. Keyfi kaçmış gibiydi.

"Hiç estetik olmayan bir vücut."

"Sana ne be."

İkisinin de bu kadar öfkeli olmasının sebebi, kendimi bu kadar hırpalamış olmamdı herhalde.

—Belki de onlara danışmamı beklemişlerdi.

Gözlük camı çatlamış olan Chris ise yaptığım seçimi eleştirdi:

"Nedenini anlıyorum ama kendini bu kadar hırpalayıp yataklara düştükten sonra hiçbir anlamı kalmaz."

Beni anladığını söylese de bu durumu pek kabullenmiş gibi durmuyordu.

"Luxion durumu kontrol altında tutuyor, endişelenmeyin."

Ben öyle deyince yanımda tedavime yardım eden Luxion bıkkın bir tavır takındı.

'Sınıra ulaştığınızı defalarca belirtmeme rağmen beni dinlemeyen sizdiniz, Efendim.'

Görünüşe göre eski Luxion geri dönmüştü.

"Tamam, benim hatam. —Peki, beni geri götürüp ne yapmayı planlıyorsunuz?"

Dülloyu kaybettiğim için Julius ve diğerlerinin talimatlarına uyacaktım ama kraliyet başkentine dönüp ne yapacaktık?

Oraya dönmenin bir amacı yoksa sadece zaman kaybı olacaktı.

Tedavisi biten Julius, başkentte neler olup bittiğini kısaca özetledi:

"Nişanlıların harekete geçti. Ne kadar müttefik toplayabilirler bilmiyorum ama seni İmparatorluk ile tek başına savaştırmaya niyetleri yok."

Anjelica ve Angelica mı? Umarım büyük bir çılgınlık yapmazlar. Ben bunları düşünürken Julius bana ters ters bakıyordu.

"Sana Angelica'yı ağlatmamanı söylemiştim, değil mi?"

Bunu söyleyecek son kişi sensin! —diye bağırmak gelse de içimden, şu an tartışacak havada değildim.

"Hatamın farkındayım. Yani şimdi başkente dönüp müttefiklerle mi buluşmamı istiyorsunuz? Yolda bir pusuya falan düşmeyiz, değil mi?"

Konuyu değiştirmem üzerine Julius söylemek istediği şeyleri yutup anlatmaya devam etti.

"Öyle bir şey olmaz. Durup dururken savaş ilan eden İmparatorluk'a karşı soylular da şüpheyle yaklaşıyor."

"Beklenmedik derecede sakinler o zaman? Benim kellemin peşine düşerler sanmıştım."

"Öyle düşünenler de vardır elbet ama asıl sebep İmparatorluk'un amacını kestirememeleri. Kadim savaşın aslında hiç bitmediğini söylesek bile buna inanacak kişi sayısı çok az."

Julius omuz silkerek konuşurken, ben bıkkınlıkla elimi yüzüme kapattım.

"Bunu Marie'den mi duydunuz?"

Cevap veren Jilk oldu.

"Evet, bize her şeyi anlattı. Kendisinin bir reenkarnasyon olduğunu..."

Chris, Jilk'in sözünü kesti:

"Ve Leon'un da önceki hayatındaki abisi olduğunu öğrendik. Neden bunu bizden sakladın?"

Jilk hafif bir hoşnutsuzlukla, diğer dördü gibi bana ters ters bakmaya başladı.

Dürüst olmak gerekirse Marie'nin bu yaptığına anlam veremiyordum.

"Marie gerçekten her şeyi anlattı mı? O aptal ne düşünüyor acaba?"

Ben iki parmağımla gözlerimin üzerini ovuştururken Greg derin bir iç çekti.

"En başından söyleseydin biz de boşuna şüphelenip durmazdık. Bizden saklaman hiç hoş olmamış."

Beş aptalın yüzüne tek tek baktım. Hepsi de bu hikayeye sonuna kadar inanmış gibi duruyordu.

İnanılmazdı gerçekten.

"Marie'nin anlattıklarına gerçekten inandınız mı yani? Olamaz böyle bir şey."

Ben kafamı iki yana sallarken Brad durumun neyi komik bulduysa güldü.

"Olamaz mı? Marie'ye inanmamız bu kadar garip mi yani? Bize kalırsa, senin onlardan gerçeği saklaman çok daha büyük bir samimiyetsizlik."

Şaşkınlıktan donakalmışken Julius, Brad’in sözlerini başıyla onayladı.

— Marie bize inanıp gerçeği anlattı. Öyleyse onun bu duygularına karşılık vermek, sevgilileri olarak bizim görevimizdir. Sen de Angelica ve diğerlerine anlatmayacak mısır?

İçimden garip bir gülme hissi yükseldi.

Aptal, tam bir aptal olduklarını düşünüyordum ama bunlar sahiden süzme salaktı.

— Kolayca kandırılabilen sizlerin aksine, o üçü aklı başında insanlar olduğu için inanmazlar.

Sözlerim üzerine beşinin de suratı kasıldı.

Greg sesini yükseltti.

— Sen gerçekten çok iğneleyici bir herifsin!

Diğer dördü de "Bu herifin ağzı gerçekten çok bozuk" gibi laflarla söylenip durdu.

Yüzünü başka tarafa çeviren Greg’e bakıp başımı öne eğdim ve konuştum.

— Haklısınız. Size minnettarım.

Revire derin bir sessizlik çöktü, beşinin de yüzünde şaşkınlıktan apışıp kalmış bir ifade belirdi.

Brad kafasını yavaşça iki yana salladı.

— O Leon’un teşekkür ettiğine inanmak gerçekten çok güç.

Altı üstü bir teşekkür ettim diye amma da abarttınız ha.

Odama döndükten sonra ilacımı içip yatağa uzandım.

Uyku hapı etkisini gösterene dek, yanımdaki Luxion ile konuşmaya başladım.

— Onları buraya getiren sendin, değil mi?

"Evet. Bu arada, düelloda efendimin dezavantajlı duruma düşmesi için de hamlelerde bulundum."

Bunu yaparken azıcık da olsa pişmanlık duyuyor gibiydi, o yapay sesi hafifçe mahgup tınlıyordu.

Luxion doğrudan benden özür diledi.

"Özür dilerim."

— Senin böyle dürüstçe özür dilemen nadir görülen bir şey. Başka bir şeyler mi gizliyorsun yoksa?

Ağzını aramaya çalıştım ama Luxion öyle kolay kolay açık vermedi.

"Şu an efendimin ihtiyacı olan şey, dinlenmenin yanı sıra birlikte savaşacağı yoldaşlardır. Onlar güvenilir kişiler."

— Bu kadar güçlendiklerini tahmin etmemiştim. İlaç kullanmama rağmen Julius’u yenemedim.

Kendimi bu kadar zorlamama rağmen o beş aptala diş geçirememiştim.

Kendi acizliğime canım sıkılıyordu.

"Julius, efendimi durdurmak için sınırlarını zorladı. Sadece yetenek açısından bakacak olursak, kazanan efendim olurdu. Ancak zihinsel güç anlamında Julius üstün geldi."

— Demek öyle.

Yavaş yavaş uykunun kollarına teslim oluyordum.

Göz kapaklarımı kapatırken Luxion bana seslendi.

"Herkes efendime yardım etmek için çabalıyor. Siz bu dünya için gerekli bir varlıksınız."

— Ben öyle düşünmüyorum ama.

"Buna inanmıyor musunuz?"

— Kendine en çok inanmayan kişi benim zaten. Ben olmasaydım işler bu noktaya gelmezdi. Bir an önce her şeyi bitirip onlar için de huzurlu bir dünya...

Uykunun ağırlığına karşı koyamayarak Luxion ile olan konuşmamı yarıda kestim.

Angelia gece vakti akademi müdürünün odasını ziyaret etmişti.

Masasının başında evrak işlerini halleden kişi, akademinin müdürü olan, aynı zamanda Leon’un ustasıydı.

Usta, Angelica’yı karşısında görünce gülümsedi.

— Bir isteğiniz mi vardı?

Okul çıkış saati çoktan geçmiş, öğrencilerin binaya girmesinin yasak olduğu vakitler gelmişti.

Bunu sorun etmemesi, Angelica’nın buraya geliş amacını tahmin etmesindendi.

Angelica’nın yüzünde şaşkınlık ve hayranlık karışımı bir ifade vardı.

— Bugün beni şaşırtan o kadar çok şey oldu ki. Sizin bir önceki kralın kardeşi olduğunuzu hiç tahmin etmemiştim.

Önceki kralın kardeşi, yani Roland’ın amcasıydı.

Kısacası kraliyet ailesindendi.

Angelica, usta’nın adını telaffuz etti.

— Lucas Rafa Holfort. Resmî olarak ikinci derece saray soylusu ve unvanınız dük. Kayıtlardan tamamen silindiğiniz için bunu araştırmanın bir yolu yoktu tabi.

Toprak sahibi soylular arasında dük unvanına sahip olan kişi sayısı, büyük dük olan Leon hariç sadece ikiydi.

Biri Hertrude’ydi ama o sadece dük vekiliydi.

Diğeri ise Angelica’nın kendi ailesi olan Redgrave Dükalığı’ydı.

Saray soylusu olarak bu unvana sahip olan kişi ise Lucas’tı.

Lucas’ın yüzündeki gülümseme soldu, sıkıntılı bir ifadeye büründü.

Anlaşılan bu konudan pek hoşlanmıyordu.

— Bunu size majesteleri mi söyledi? Derecemi de unvanımı da geri iade etmiş olmama rağmen...

Angelica iki elini masaya koyarak yüzünü Lucas’a yaklaştırdı.

— Şimdiki kral ile aranızda taht kavgası çıktığını ve bu yüzden geri çekildiğinizi duymuştum. Ancak adınızı değiştirip kraliyet başkentinde kalmaya devam etmişsiniz. Normalde tahta geçmesi gereken kişi sizdiniz.

Lucas derin bir iç çekti.

— O dönem tahta en yakın aday bendim, bu doğru. Majesteleri gençliğinde fazla hovardaydı ve soylular arasında pek sevilmezdi. Onun yanında ben çok daha ağırbaşlı ve ahlaklı görünüyordum herhalde.

— İşin aslı bu değil, değil mi? Babam bana her şeyi anlattı. Karakteriniz ve yeteneğiniz düşünüldüğünde, tahta en çok layık olan kişi akademi müdürüydü. Siz sadece güç savaşlarından tiksindiğiniz için tahttan kaçtınız, değil mi?

Güç savaşlarından yorulup kaçtığına dair o dönemler pek çok dedikodu yayılmıştı.

Lucas bunu reddetti.

— Kaçtığım doğru ama sebebim bu değildi. Ben kral olsaydım bile bu ülkeyi değiştiremezdim. Bu yüzden bu potansiyeli taşıyan majestelerine yolu açtım.

Angelica, Roland’dan aldığı mesajı iletti.

— "Bu sefer kaçayım deme." Majestelerinin size iletmemi istediği mesaj bu. Size karşı epey kin besliyor gibi.

— İstemeyen bir adama zorla tacı devrettim sonuçta. Ancak şimdiki ben, hiçbir gücü olmayan sıradan bir akademi müdürüyüm sadece.

Angelica, Lucas’ın gücü olmadığına dair sözlerine inanmadı.

— Majesteleri öyle demiyordu ama. Hâlâ eski bağlantılarınızın sürdüğünü ve akademi müdürünün nüfuzunun hafife alınamayacağını belirtti. Size hayran olan Leon nihayet kararını verdi. Lütfen siz de gücünüzü bizden esirgemeyin.

Üzerine gelen Angelica karşısında Lucas bir süre sessiz kaldı.

Ardından hafifçe iç çekerek yüzünü yumuşattı.

— Fazla abartılı bir değerlendirme.

— Siz Leon’un kabul ettiği usta’sınız. Bu sefer kaçmamanızı rica ediyorum.

— Ben onunla usta-çırak gibi değil de daha çok dost olmak isterdim aslında.

Bunu söyleyen Lucas ayağa kalktı ve ciddileşti.

— Ben de ona kendi ideallerimi dayatarak, tıpkı majesteleri gibi onu da acı içinde bıraktım. Bir yetişkin olarak sorumluluk alma vaktim geldi sanırım.

Kararlı duruşunu gören Angelica, Lucas’a teşekkür etti.

— Çok teşekkür ederim. Siz yanımızda olursanız Leon da kesinlikle çok sevinecektir.

Lucas bu durum karşısında biraz mahcup olmuş gibiydi.

— Bağlantılarımı kullanarak Mystarion’a yardım edeceğim. Peki, ne kadarlık bir destek toplayabildik?

Ne kadar askeri güç toplayabileceklerdi? Angelica bu soruyu yanıtladı.

— Henüz net değil. Ancak yakında sonuçları alacağız.

Angelica’nın destek sözü aldığı taraflar, Redgrave ailesi liderliğindeki fraksiyon ve kraliyet ailesiydi.

Redgrave ailesi yardımlarını esirgemeyecekti ancak aynı fraksiyondaki diğer soyluların ne kadar ciddi bir şekilde olaya dahil olacağı belirsizdi.

İkna çalışmaları sürüyordu ama durumun ciddiyetini kavrayamazlarsa sadece sembolik bir güç göndereceklerdi.

Kraliyet ailesi ise eski gücünden çok uzakta ve yıpranmış durumdaydı, bu yüzden askeri güç konusunda ciddi endişeler vardı.

Lucas da durumun farkında olacak ki ifadesini daha da ciddileştirdi.

— Demek her şey şimdi başlıyor.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.