Bir Krallığın Devri

Holfort Krallığı’nın sarayı.

Kabul salonunda, tahtın önünde dikilen bir Roland vardı.

Kraliçe koltuğunun önünde ise Mylene duruyordu, ikisi de yerlerine oturmaya yeltenmiyordu.

Onlara en yakın konumda duranlar, bakanlardan biri olan Bernard Fia Atlee ile Roland’ın yakın dostu ve özel hekimi Fred’di.

Anjelica’nın içeriye getirdiği tek kişi ise babası Vince’ti.

Bu koskoca kabul salonunda sadece altı kişi bulunuyordu.

Anjelica, yüksekte duran Roland’a doğru hafifçe eğilerek selam verdi. Ardından sakin ama son derece kararlı ve güçlü bir sesle talebini sundu:

— Haşmetmeap, tahtı devretmenizi istiyorum.

Salondaki herkes bu sözlerle gerildi.

Buna Anjelica’nın kendisi de dahildi.

Tahtı devret demek, bir nevi "Devleti bana teslim et" demekti çünkü.

Bu gergin havadan ilk sıyrılan Roland oldu ve hafifçe kıkırdadı.

— Bana tahtı bırakmam için baskı yapacak kişinin Julius ya da Jake değil de Anjelica olacağı hiç aklıma gelmezdi.

Hazırlıklar zaten çoktan tamamlanmıştı.

Ancak Roland burada bir reddetme yoluna giderse, Anjelica’nın zor kullanmaktan başka çaresi kalmayacaktı.

Kabul salonunun devasa giriş kapısının ardında ve odaya çıkan koridorlarda Redgrave Hanesi’nin askerleri çoktan konuşlanmıştı.

Vince’in burada bulunma sebebi de Redgrave Hanesi’nin tamamen Anjelica’nın arkasında olduğunu göstermekti.

Anjelica, Roland’ın karşısında durarak adeta "Seni o tahttan aşağı indirecek güce sahibim" diyerek gözdağı veriyordu.

Durumdan önceden haberdar oldukları için başta Mylene olmak üzere kimse panik yapmadı.

Yine de Roland’ın vereceği cevaba göre işler sarpa sarabilirdi.

Zaten Redgrave Hanesi’nin askerleri saraya girdiği an içeride ufak çaplı bir kargaşa çıkmıştı bile.

Roland’ın ağzından çıkacak sözler, kan dökülüp dökülmeyeceğini belirleyecekti.

Leon için dökülecek kanı en az seviyede tutmak gerekiyordu. Anjelica da bu yüzden onu ikna etmeye çalışıyordu.

— İş bu raddeye geldikten sonra, mevcut krallığı ayakta tutmanın hiçbir manası kalmadı. Leon da artık kararını verdi. Haşmetmeap, sizden ricam tahtı bırakmanızdır.

Rica eder gibi konuşsa da Anjelica’nın asıl demek istediği şey, "Leon artık işi ciddiye alıyor, karşı koymaya çalışman nafile" idi.

Nereden bakılırsa bakılsın, bu yapılan tahtı zorla gasp etmekten farksızdı.

Herkesin bakışları Roland’a çevrildi. Adam ise son derece pişkin bir tavırla konuştu:

— Pekala!

Bu kadar kolay kabul etmesi karşısında salondakilerin suratı tuhaf bir hal aldı.

Hiç direnmemesini asilce bir tavır olarak mı görmelilerdi, yoksa koca tahtı bu kadar hafife aldığı için ona kızmalı mıydılar?

Herkesin kafası karışmıştı.

Anjelica da şaşkındı.

— Bu kadar kolay karar vermeniz doğru mu gerçekten? Yani, ne bileyim, biraz daha şey...

Anjelica’nın ne demek istediğini anlayan Roland kollarını göğsünde kavuşturdu.

— Karşımda konuşup nasihat etmek istersin anlıyorum ama dediğin gibi, bu durumda elden bir şey gelmez. Detayları Mylene’den duydum. Anlattıklarınızın ne kadar doğru olduğuyla ilgilenmiyorum. Önemli olan tek şey, İmparatorluk’un gerçekten de Krallık’ı haritadan silmek için harekete geçmiş olması.

Akla yatmayan kısımlar olsa da en azından zorluk çıkarmadan tahtı devretmeyi kabul etmişti.

Anjelica teşekkür etti:

— Bu sağduyulu kararınız için minnettarım.

— Güzel! Neyse, peki benim bundan sonraki durumum ne olacak? Can güvenliğimin garantilenmesi bir yana, bana hak ettiğim muamele gösterilecek değil mi?

— Ne? Ah, evet. Kraliyet ailesinin üyeleri olarak tabii ki canınız güvende, sizi idam edecek değiliz. Ancak biraz kısıtlanacağınız kesin. Muhtemelen gözlerden uzak, uygun bir yüzen adada inzivaya çekileceksiniz.

Kendi geleceği için endişelenen Roland’a bakan Mylene’in yüzünde derin bir bıkkınlık belirdi.

Fakat Roland’ın asıl derdi şimdi başlıyordu.

— Elden bir şey gelmez demek ki. Ortalıkta dolanırsam yeni bir taht kavgasının fitilini ateşleyebilirim. Pekala, peki metreslerimi de yanımda götürebilecek miyim?

Bu istek karşısında Anjelica neye uğradığını şaşırdı.

— Metresleriniz mi?! Şey, bu konuda bir bilgim olmadığı için ne desem bilemedim...

— Belgeler burada.

— Efendim?

Bakan Bernard, hiçbir duygu belirtisi göstermeyen bir yüzle Anjelica’ya birkaç dosya uzattı.

Dikkatli bakılınca Bernard’ın gözlerinin altında mor halkalar oluştuğu görülüyordu.

Son birkaç gündür hiç uyumamış gibiydi.

— Haşmetmeap’ın ricası üzerine sabaha kadar uğraşıp hazırladığım belgeler. Gerçekten de son ana kadar tam bir baş belası olmayı başardı.

Bernard, donuk bir ifadeyle Roland’a hakaret etti.

Dosyaları inceleyen Anjelica’nın yüzü kasıldı.

— İlişki yaşadığınız kadınlar ve onlardan olan çocuklar mı?!

Roland elini göğsüne koydu, bakışlarını uzaklara dikti.

— Sürgüne benimle gelmek isteyecek metreslerin sayısı azdır ama en azından bağım olan o insanları güvenceye almak isterim. Çocuklarımın birçoğu damarlarında asil kanı taşıdıklarını bile bilmeden sıradan halk gibi yaşıyor. O çocuklara bir zarar gelmesini istemem.

Anjelica bir anda kendini, Roland’ın eski metreslerinin ve onlardan olan çocukların hamiliğini üstlenmiş bir halde buldu.

İşin can sıkıcı tarafı, Bernard’ın uzattığı belgelerin eksiksiz olmasıydı.

Tahtın devredilmesi için gerekli tüm resmi evraklar hazırlanmıştı; bunlar sayesinde yeni kral sorunsuzca başa geçebilecekti.

Anjelica sinirden titrerken, Mylene kocasına adeta bir çöpe bakıyormuş gibi iğrenerek bakıyordu.

— Demek dışarıda bu kadar çok sevgi dağıtıyordunuz.

Mylene’in bu iğneleyici sözleri karşısında Roland korkmak bir yana, yüzsüzce gülümsedi.

Yanlış hiçbir şey yapmadığına gerçekten inanıyormuş gibi göğsünü kabarttı.

— Merak etme. Gelecekte bir sorun çıkmasın diye kimliğimi hep gizli tuttum. Çocukların hiçbiri kraliyet soyundan geldiklerinin farkında bile değil.

Roland’ın dostu Fred, arkadaşının bu halleri karşısında elleriyle yüzünü kapattı.

Dostunun düştüğü bu acınası durumu görmeye dayanamıyor, ayrıca geçmişte onun bu kaçamaklarına göz yumduğu için vicdan azabı çekiyor gibiydi.

— Sadece bir tane gayrimeşru çocuk bile başlı başına büyük bir skandalken, siz neler yapmışsınız!

Vince ise kaşlarını çatmış, yumruklarını sıkıyordu.

Gizli çocuklar lafını duyunca öfkesini kontrol etmekte zorlandığı her halinden belli oluyordu.

— Sana o kadar gereksiz işler açma diye tembihlemiştim, ama sen şu iflah olmaz herife bak...

Geçmişte yaşanan bir şeyler yüzünden Vince içindeki gazabı zar zor bastırıyordu.

Mylene gibi Anjelica da Roland’a tiksintiyle baktı.

— Haddinizi aşan bir hırsa kapılmadığınız sürece, hepsini koruma altına alacağıma söz veriyorum.

(Bu adam... Hayır, artık bunun gibilerin arkasını toplamak zorunda kalacağımı düşündükçe içimi tarif edilemez bir öfke kaplıyor. Leon da her seferinde böyle mi hissediyordu acaba?)

Anjelica’dan güvenceyi alan Roland rahat bir nefes aldı.

— Teşekkürler. O veletten benim kadınlarıma ve çocuklarıma bakmasını isteyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Ha, bu arada, o veletten benim kızlarımdan uzak durmasını söyle. Özellikle kızlarıma elini sürerse onu öldürürüm, bunu aynen ilet ona.

Mylene kısık bir sesle söylendi:

— Kendisi elalemin kızlarına el sürmekten hiç geri durmazdı ama.

Salondaki herkes Roland’a karşı öfke, hayal kırıklığı ve bıkkınlık doluydu.

Buna rağmen Roland’ın keyfi son derece yerindeydi.

Hatta durumun tadını çıkarır gibi rahat davranması çevresindekileri daha da çileden çıkarıyordu.

Bu havayı fırsat bilen Roland, Anjelica’ya belli bir kişiden bahsetmeye başladı.

"Hatta istersen sana o herifin hikayesini de anlatayım mı? Hala bağlantıları duruyor olmalı, bu yüzden işinize yarayacaktır. O boş gezen herifi tepe tepe kullanın. Yahu, yine de sonunda şu belalı makamdan kurtuldum ya. Böyle bir unvanı arzulayanların aklına şaşarım."

Krallık makamının sadece ayak bağı olduğunu söyleyen Roland’a, Anjelica öfkeyle çıkıştı.

"Henüz bitmedi. Majesteleri bunu kabul etse bile, duruma karşı çıkacak soylular olacaktır. Onları bastırmak için, her şey sona erene kadar Majestelerinin iş birliği yapması gerekiyor."

Bunun üzerine Roland sinsi bir şekilde sırıttı.

Önündeki belge yığınını fırlatıp gönderdi. Belgeleri havada yakalayan Anjelica şaşkınlık içindeydi.

"Bunlar soyluların imzaları mı? Ne ara topladınız bunları?!"

Kağıtlarda, yeni krala itaat edeceklerine dair yeminlerin yazılı olduğu belgeler eksiksiz duruyordu.

Roland, sanki çok büyük bir zahmete katlanmış gibi omuz silkti.

"Böyle olacağını öngöremediğimi mi sanıyordun? Ben her zaman soyluların açıklarını ellerimde tutarım. Tam sırası geldiğinde de elimdeki kozu oynadım. Böylece önünüzde hiçbir engel kalmadı."

Roland’ın kahkahalarla gülmesi karşısında, etrafındakilerin yüzü asıldı.

Mylene, herkesin hislerine tercüman olarak öne çıktı.

"Bu becerini normal zamanlarda da göstermeni isterdik doğrusu."

Anjelica da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek başını salladı.

Yine de elindeki belge yığınına bakarken yüzü biraz olsun yumuşadı.

'Bununla Leon’u kurtarabilirim. Geriye kalan ise—'

Kabul salonunda sadece Roland ve Mylene kalmıştı.

Mylene, etrafta başka gözler olmadığı için Roland’a karşı beslediği nefreti açıkça gösteriyordu.

"Gizli gizli ne işler çevirdiğinizi merak ediyordum, meğer tahtı devretme hazırlığıymış. Gerçekten sadece böyle zamanlarda çok beceriklisiniz. Tahttan çekildiğiniz için içiniz içinize sığmıyordur şimdi, değil mi? Özgürlüğü tatmak nasıl bir duygu?"

Roland, kendisini sözleriyle iğneleyen Mylene’e arkasını dönmüştü.

Pencerenin önünde durmuş, dışarıyı seyrediyordu.

"İstersen tam burada senin için bir sevinç dansı bile yapabilirim."

"Kalsın. —Gerçekten bu kararınızdan emin misiniz? O çocukların tavrına göre planlar değişebilir ve kendimizi idam sehpasında bulabiliriz."

Roland, endişeli görünen Mylene’in yüzüne bakmak için arkasını döndü.

"Böyle bir şey olmayacağına kalıbımı basarım. O velet sana sırılsıklam aşık çünkü."

"Sorumluluk sahibi bir konuma geldiğinde insanların planları da fikirleri de değişir."

"Hayır, o verdiği sözden dönmez."

Yere bakarak konuşan Roland’ın bu halini gören Mylene şaşırmış olmalıydı.

"Normalde kedi köpek gibi didişirsiniz ama ona güveniyorsunuz demek."

"Güvenirim."

Roland başını kaldırdı, gözlerini uzak bir noktaya dikerek konuştu.

"Şimdi İmparatorluk'un karşısına dikilebilecek tek kişi o velet. O velet son ana kadar canını dişine takıp savaşacak ve Krallık için elinden geleni yapacak. —Tam bir baş belası. Tek başına arkasına bakmadan kaçıp gitmek varken, gereksiz bir sorumluluk duygusu yüzünden bütün ağır yükleri sırtlanıyor."

Mylene, kendini korur gibi kollarını göğsünde kavuşturdu ve yüzünde acı bir ifade belirdi.

"Çünkü el çabukluğu olan ama iş ilişkilerinde beceriksiz bir çocuk."

Roland onun bu halini görünce dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı ancak hemen eliyle ağzını kapattı.

"Yine de, ceza gibi olan o tahtta oturmak isteyenlerin aklına şaşarım."

Mylene derin bir iç çekti.

"Kral olma fikrinden gerçekten nefret ediyorsunuz."

Roland, tahta çıktığı günden beri başına gelenleri düşündü ve yüzünü tiksintiyle buruşturdu.

"Nefret ediyorum! Kazasız belasız bırakabildiğim için içim rahatladı."

Kral olmayı hiçbir zaman istemediği gerçeğini gizlemeye bile çalışmıyordu.

Ardından kendi kendine mırıldandı.

"Yine de, olamaz... Demek Bartfalt, ha—"

"Bir şey mi oldu?"

Mylene başını yana eğerek sorunca, Roland tekrar arkasını döndü ve pencereden dışarı baktı.

"Sadece bunun da bir kader olduğunu düşündüm."

Bartfalt hanedanının kaderi de neyin nesiydi? Mylene bunu merak edip sorsa da Roland son ana kadar ona cevap vermedi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.