Geç Kalınmış İtiraf

Ertesi sabah.

Einhorn'un ambarı, Altın El antik kalesinden elde edilen hazinelerle dolup taşmıştı.

Altın, gümüş ve mücevherlerin yanı sıra, antik vazolar ve daha birçok farklı eşya toplanmıştı.

Bir zindan fethi sonucu olarak değerlendirildiğinde, bu kesinlikle büyük bir başarıydı.

Etrafa saçılmış hazinelerin bir araya getirilmesiyle, nakde çevrildiğinde ortaya çıkacak miktarın devasa boyutta olacağı anlaşılmıştı.

Buna rağmen, bir kadın hazinelerin önünde diz çökmüş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

"Marie-sama, lütfen kendinize gelin!"

"Efendim, artık ağlamayı kesin lütfen."

Cara ve Kyle tarafından teselli edilmeye çalışılan Marie, hıçkırıklarını zapt edemiyordu.

"Ama... Ama! Bu çok haksızca! O kadar deli gibi aradım, gizli kapı diye bir şey olduğunu kimse söylemedi bana!"

Creare yanlarında olmadığı için, Marie ve Jake'in ekibi gizli geçitler hakkında bilgi edinememişti.

Bu yüzden Marie ve diğerleri, çektikleri tüm eziyete rağmen neredeyse elleri boş dönmüşlerdi.

Cara, canla başla Marie'yi yatıştırmaya çalıştı.

"Ama bakın, şöyle düşünün! Sonuçta bir maceracı olarak bir zindan fethettiğiniz kesin, bu muazzam bir başarı! Ömrünüz boyunca bununla övünebilirsiniz!"

"Övünmek falan istemiyorum ben! Bana hazine lazımdı!"

Bu başarı, bir insanın hayatında bir kez bile yaşansa ömür boyu anlatacağı bir gurur kaynağı olurdu.

Krallıkta gerçekten de saygı duyulan biri haline gelineceği için, sadece o grupta yer almak bile büyük bir kazançtı.

Fakat Marie'nin peşinde olduğu şey şan şöhret değil, hazineydi.

Ne yazık ki tüm bu hırsı boşa gitmişti.

Kyle, tiksinti dolu bir ifadeyle bana baktı.

"Dük-sama, gerçekten çok acımasızsınız. Damarlarınızda insan kanı akmıyor mu sizin?"

"Sana nazik biri olduğumu söylemiştim. Marie o zaman tavsiyemi dinleseydi, onu da yanıma alır, hazineden payını verirdim."

"Bunu söylemek için tam zamanını buldun gerçekten!"

Kyle yüzü kireç gibi dönüp arkasına baktığında, ağlamayı kesmiş olan Marie, şişmiş gözleriyle dik dik bana bakıyordu.

Gözlerindeki ışık tamamen sönmüştü ve bu haliyle gerçekten korkutucuydu. Hayaletlerden ya da hortlaklardan bile daha ürkütücü görünüyordu.

"Hii?!"

Geriye doğru adım attığımda, Marie ellerini yere koyarak, adeta emekleyen bir canavar gibi hızla bana doğru yaklaştı.

Bu hareketi hem tuhaftı hem de son derece korkutucu.

Doğrudan bacaklarıma sarılıp, ifadesiz bir suratla kafasını kaldırarak bana baktı.

O bulanık gözlerinin ardında derin bir karanlık yatıyordu.

"Eğleniyor musun? Hey, çok mu eğlenceli? İnsanları böyle pişman etmek hoşuna mı gidiyor? 'O zaman şöyle yapsaydım' diye düşündürüp insanın ağzında daha da berbat bir tat bırakmak istiyorsun, değil mi? Zaten o zaman kabul etseydim bile beni yine de kurtarmayacaktın, değil mi? Öyle değil mi?! Cevap versene!"

Beni sarsalayan Marie'nin sesi tamamen duygusuz ve düzdü.

Ama bu hali, durumu daha da dehşet verici kılıyordu.

"Ö-özür dilerim. P-para... Para verebilirim istersen."

"Bunun hiçbir anlamı olmadığını söylemedim mi sana?!"

"Evet, efendim!!"

Marie aniden bağırınca, korkudan sırtımı dikleştirip asker gibi cevap verdim.

Marie bacaklarıma sarılmış halde yeniden ağlamaya başladı.

"Hazineyi bulup kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyordum..."

Normalde olsa, 'Köşeyi dönme hayalleri kuracağına gitsene adam gibi bir işte çalışsana' derdim belki ama şu an bunu söyleyecek cesaretim yoktu.

Bu yüzden, öfkesini üzerimden çekmek için Erika konusunu açtım.

"Ş-şey, ondan ziyade, Erika-sama'nın durumu dengelendi. Creare artık onu ziyaret etmende bir sakınca olmadığını söyledi."

Revirde tedavi gören Erika için endişelenen Marie, bunu duyar duymaz hangardan fırlayıp gitti.

"Erikaaa!!"

Einhorn'un revirinde, yatakta doğrulmuş olan Erika'ya sarılıp ağlayan bir Marie vardı.

Onun bu haline şaşırsa da gülümseyen Erika, şefkatli bir sesle konuştu.

"Ben iyiyim anne."

Odada sadece ikisi vardı.

Kimse olmadan, eski hayatlarındaki gibi rahatça konuşabiliyorlardı.

'Dayım herhalde bizi yalnız bırakmak için özen gösterdi.'

Kendilerini düşünerek odadan ayrılan Leon'u hayal eden Erika, onun gerçekten de anlatıldığı gibi biri olduğunu içinden geçirdi.

Marie ağlayarak Erika'nın sağlığını kontrol ediyordu.

"Erika, iyi olmana çok sevindim..."

"Abartıyorsun. Sadece biraz nefesim daraldı o kadar."

"Kendini zorladığın için oldu! Gemide kalmalıydın işte."

"Gelmek isteyen bendim. Boş ver şimdi onu, zindan nasıldı?"

Bu hayatta kronik hastalığı olan Erika için endişelenen Marie, gerçekten de bir anne gibi davranıyordu.

Beden yaşları arasında sadece iki yaş fark vardı, üstelik ruh yaşı olarak Erika ondan onlarca yaş büyüktü.

Buna rağmen Marie, ona bir anne şefkatiyle yaklaşıyordu.

Erika, Marie'nin sırtını hafifçe sıvazladı.

Marie ise bu zindan fethinde Leon tarafından nasıl kandırıldığını anlatmaya başladı.

"Tamamen abimin zaferiyle sonuçlandı. Çok kalleşçe. Gizli geçit olduğunu bildiği halde ağzını açmadı! Kendi nişanlılarını bile kandırıp tek başına kazanmayı hedeflemek... Gerçekten kafayı yemiş o."

Leon'un ne kadar kurnaz olduğunu anlatan Marie, oldukça heyecanlıydı ve mimikleri sürekli değişiyordu.

Onun bu halini izleyen Erika, dayanamayıp gülmeye başladı.

Kibarca kıkırdayan Erika'yı gören Marie kafasını yana eğdi.

"Ne oldu?"

"Komik geldi sadece. Anne, önceki hayatındaki halinin aynısısın. Hani, bana sık sık dayımdan bahsederdin ya."

Marie kekeleyerek önceki hayatındaki halini hatırlamaya çalıştı.

Görünüşe göre, kızına Leon'dan bahsettiğini pek hatırlamıyordu.

"Ö-öyle miydi? Annem, hiç hatırlamıyorum inan. Abim hakkında bir şeyler mi anlattım?"

"Anlattın tabii. Eve sarhoş döndüğün günlerde hep dayımdan bahsederdin. 'Abim yaşasaydı böyle olmazdı' derdin, bazen de 'O pislik abim' falan diye söylenirdin. Ama her seferinde cümlenin sonu şöyle biterdi..."

'Abimi yeniden görmek istiyorum.'

Erika, her seferinde böyle sayıklayarak sızıp kalan Marie'yi çok net hatırlıyordu.

Marie hatırlamamak bir yana, bu utanç verici gerçeği duyunca kıpkırmızı kesildi.

Fena halde paniklemişti.

"Ş-ş-şey... O tamamen şeyden dolayı! Karşıma çıksın da onu tepe tepe kullanayım diye istiyordum! Yani düşündüğün gibi bir şey değil kesinlikle!"

Can havliyle bunu inkar eden Marie, tıpkı bir çocuk gibi görünüyordu.

Erika onun bu halini yüzünde sıcak bir gülümsemeyle izledi.

"Dayımla yeniden karşılaşabildiğin için çok sevindim anne."

Erika ikisinin kavuşmasına sevinirken, Marie'nin yüzü asıldı.

Marie'nin hüzünle yere bakması üzerine Erika şaşırdı.

Anlaşılan Marie de Leon'a karşı bir suçluluk duygusu besliyordu.

"Abim belki de benimle karşılaşmak istememiştir."

"Öyle mi dersin? Dayım gayet keyifli görünüyor ama?"

"Her zaman yılışık yılışık gülen, asla gerçek hislerini söylemeyen sinir bozucu herifin teki o. Erika, sakın öyle bir adamla evleneyim deme... Ah."

Konu evliliğe gelince, Marie "Eyvah!" der gibi bir ifadeyle tekrar çöktü.

Erika'nın nişan durumunu hatırlamıştı.

"Ben bunu dert etmiyorum."

Erika'nın bu rahat tavrı üzerine Marie ayağa fırlayarak sesini yükseltti.

"Nasıl dert etmezsin?! Sevdiğin insanla evlenemeyecekken nasıl bu kadar umursamaz davranabiliyorsun?! Üstelik o Fraser Hanedanı..."

Marie, eksik gedik de olsa, o otome oyununun üçüncü oyununa dair bilgilere sahipti.

Demek bu yüzden Erika’nın evleneceği kişinin o Elijah Rafa Fraser olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılmıştı.

"Annemin endişelenmesi gayet doğal ama Elijah o kadar da kötü bir çocuk değil. O oyundakinden çok farklı."

"Yalan! Ama o oyunda asalak gibi dolanan, çirkin bir herifti... Bir dakika, Erika, az önce sen 'o oyun' mu dedin?"

Erika o otome oyununu biliyordu.

Bu gerçek Marie'nin kafasını fena halde karıştırmıştı.

"Ben de oynadım çünkü. Beni kendi halime bıraktığın için boş zamanlarımda yavaş yavaş bitirdim oyunu. Eğlenceliydi de."

"De-demek öyleydi. Ama madem biliyorsun, o zaman neden?!"

Marie hâlâ üstelemeye çalışınca Erika başını iki yana sallayıp ciddi bir suratla konuştu.

"—Anne, bir prenses olarak reenkarnasyon geçiren benim sorumluluğum bu."

"Sorumluluk mu?"

"Reenkarnasyondan ziyade birinin bedenini mi ele geçirdim acaba? Tam emin değilim ama ben Holfort Krallığı’nın prensesiyim. Bu konumun getirdiği sorumluluklar var elbet."

Erika kendi konumunun gayet farkındaydı.

Ve bu dünyadaki evlilikler için de aynı durum geçerliydi.

"Elijah ile evliliğim, önceki hayatımdaki evliliklerden farklı olarak siyasi bir evlilik. Biz evlenirsek içi rahat edecek pek çok insan var."

"Başkaları umurumda bile değil!"

"Sıradan bir insan olsaydım benim de olmazdı. Ama şu an kraliyet ailesinden bir prensesiyim. Halkı ve ülkeyi koruma görevim var."

Marie’nin "Ama, fakat" diye söylenişini dinleyen Erika’nın yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.

Yüzünü Marie’ye dönüp onu rahatlatmak istercesine gülümsedi.

"O yüzden merak etme, bir şey olmaz. Elijah çok nazik biridir."

"Nazik mi?"

"Oyundaki ayarlarda kötü karakterli, çirkin bir herifti ama benim için kilo verdi. Şimdi biraz toplu ve çok tatlı."

"—Oysa Erika'ya yakışıklı biri yakışırdı."

"Anne, sen gerçekten sadece dış görünüşe bakıyorsun. İnsan yaşlandıkça çöküyor, günün sonunda en önemli şey kişinin karakteri ve ekmek kapısıdır."

Yaşlı bir kadın olana kadar yaşamış olan Erika'nın sözleri, Marie için oldukça ikna edici gelmiş olmalıydı.

Bu arada, kendi geleceğini düşünerek endişeye kapılmış gibi görünüyordu.

Başını ellerinin arasına aldı.

"Yaşlanınca çöktüğümüz kesin de... O heriflerin bir ekmek kapısı var mı ki? Karakterleri de zaten şüpheli. Böyle giderse benim yaşlılığım ne olacak..."

Gelecek kaygısı Marie’nin omuzlarına çökmüştü.

Onun bu halini görmeye dayanamayan Erika teselli etmeye çalıştı.

"M-merak etme. Bu hayattaki abim de diğerleri de kötü insanlar değil."

Bunun üzerine Marie başını kaldırıp ciddi bir suratla Erika’ya baktı.

"Peki ya Jilk?"

"Ö-özür dilerim. Ne diyeceğimi bilemedim."

Görünüşe göre Erika da Jilk’in karakterindeki sorunların farkındaydı.

İkisi de keyifsizleşince, ortamın havasını bozduğunu anlayan Marie ellerini beline koydu.

"N-neyse, sen sorun yok diyorsan yoktur. Eskiden beri benden daha aklı başında bir çocuktun zaten. Bense tam bir beceriksizim... Bu sefer de abime bağımlı olmaktan kurtulamadım."

Hüzünlü bir şekilde gülümseyen Marie, kendisinin işe yaramaz biri olduğunu düşünüyor gibiydi.

Hatta neredeyse ağlayacak raddeye gelmişti.

Erika, Marie'ye sarıldı.

"Öyle deme. Seninle tekrar karşılaşabildiğim için çok mutluyum. —Benim yüzümden kendini bu kadar zorladığın için özür dilerim."

"Ben! Ben en sonunda... en sonunda düzgün bir anne gibi davranmak istemiştim! Bu yüzden, sırf bu yüzden!"

Marie, Erika’ya sıkıca sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

İç çeker

"Efendi, Marie neden hazinenin peşine düştü dersiniz?"

"Ha?"

Marie'den kaçıp odama kapandığım sırada Luxion bana bu soruyu yöneltti.

"Hayır, Marie’nin şu anki durumda kendini zorlamasına gerek yok. Sizin gibi bir koruyucu edindiği için ekonomik açıdan hiçbir sıkıntısı olmamalıydı. Onur ya da şan istemeyip sadece hazinenin peşine düşmesi kafamı kurcaladı. Marie'nin asıl arzusu neydi acaba?"

Marie’nin kendini zorlayarak hazine elde etmesine gerek yoktu.

Luxion haklıydı.

Yatağımda diğer tarafa dönüp Luxion’a baktım ve Marie’nin hislerini dile getirdim.

"Çünkü Erika onun kızıydı."

"Bu bir cevap değil ama?"

"Bal gibi de cevap. Önceki hayatındaki kızı karşına çıkmış sonuçta. Onun gözünde gurur duyulacak bir anne olmak istemesi şaşılacak bir şey mi?"

Luxion açıklamama şüpheyle yaklaşıyor gibiydi, pek ikna olmamış bir ses tonuyla konuştu.

"Kendi ayakları üzerinde durmak istemesinin sebebi bu muydu yani? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Sizin himayeniz altında olması onun için çok daha rahat ve tasasız olurdu."

Marie’nin hazine avına bu kadar hevesli olmasının sebebi benden bağımsız olmak istemesiydi.

Fakat Luxion onun bu duygularını anlayamıyordu.

"Marie’nin karakteri göz önüne alındığında, sizin desteğinizi kaybetmekten kaçınması gerekmez miydi?"

"Sen o kızın duygularını hiç hesaba katmıyorsun, değil mi?"

"Duygular mı? Marie dediğimiz kişi her zaman sizin desteğinize güvenen biri değil midir?"

"Yani, tamamen haksız sayılmazsın ama..."

Luxion’a Marie’nin geçmişteki hallerinden bahsettim.

"Bu dünyada önceki hayatındaki kızının olduğunu bilmeden o otome oyununun fetih hedeflerini ağına düşürdü. Sonrasında Azize’nin yerine geçti ama yarım yamalak oyun bilgisi yüzünden sahte azize damgası yedi."

"Düşüncesizce hareket etme konusunda size benziyor efendim. Ne de olsa önceki hayatınızdaki kız kardeşiniz."

"Ben Marie’ye göre olayları çok daha derinlemesine düşünüyorum."

"Buna sadece kendiniz inanıyor olmayasınız?"

"Kes sesini! —Her neyse, kafasına göre yaşamasının bedelini öderken bir yandan da bana muhtaç durumda. Önceki hayatındaki kızına böyle zavallı bir halde görünmek istemiyor işte."

Marie, Erika'nın karşısında anne gibi durabilmek istemişti herhalde.

Ne de olsa önceki hayatında ona hep acınası hallerini göstermişti.

Hayatında tökezleyip ona düzgün bir annelik yapamamış olmanın verdiği pişmanlıktı bu.

"Önceki hayatından kalan bir pişmanlık. Erika’nın karşısında saygın bir anne olarak durmak istiyor işte."

"Bunun farkında olduğunuz halde mi gizli kapı meselesini ondan sakladınız?"

"O ayrı, bu ayrı, değil mi?"

"Gerçekten acımasız bir efendisiniz."

Hazineyi bulup kendi ayakları üzerinde duracak, Erika’nın karşısında ideal bir anne olacaktı.

Ama bir düşünün.

Beş adamı birden parmağında oynattıktan sonra oldu tüm bunlar.

Bu kadarlık bir çaba, şimdiye kadar biriktirdiği eksileri silmeye yetmezdi.

Durumu sıfıra bile getiremezdi.

"Onun çok fazla böbürlenmesine izin vermemek en iyisi."

Ben Marie’nin hislerini açıklayınca Luxion olduğu yerde saat yönünde bir tur döndü.

Bunun ne anlamı vardı şimdi?

"Marie’nin amacını anladım. Ancak aynı zamanda aklıma yatmayan bir şey daha eklendi."

"Nedir?"

"Marie’nin duygularını bu kadar iyi analiz edebilirken, kendi nişanlılarınızın duygularını nasıl fark edemiyorsunuz? Şaka yapmıyorum, bunu gerçekten merak ediyorum."

Luxion tam bam telime basınca yüzüm karmaşık bir hal aldı.

"Kadınların hislerini anlayabilseydim, hayatımı çok daha kolay ve becerikli bir şekilde yaşardım zaten."

"Çünkü çok odunsunuz efendim."

"Sen neden her geçen gün daha da saygısızlaşıyorsun?"

"Sizin o kötü ağzınızdan çok fazla şey öğrendiğim içindir."

Ağzının bozuk olmasının sebebi ben miydim yani?

İlk karşılaştığımızda da gayet iğneleyici konuşuyordun zaten, hatırlatırım.

"Hem bir kere, Marie benim için bir karşı cins değil. Sadece bir kız kardeş."

Nefret edilesi, en yakınımdaki düşman gibi bir şey.

Küçüklüğünden beri tanıdığım için ne düşündüğünü avcumun içi gibi bilmesem de az çok kestirebiliyorum işte.

Özellikle bugün olduğu gibi telaşlı zamanlarında ne düşündüğünü anlamak çok daha kolay oluyordu.

"Anjelica ve diğerleri Marie gibi değil, onlar harika kadınlar. Onları Marie ile bir tutmak hanımlara hakaret olur."

'Marie bunu duysaydı herhalde gazaba uğrardı.'

Marie'nin öfkeden deliye dönmüş hali gözümün önüne gelince yatakta öbür tarafıma dönüp Luxion'a sırtımı döndüm.

Lafı uzatmadan Luxion'a, Erika'nın sağlık durumunu sordum.

"Eee, Erika'nın durumu nasıl?"

'Bir sorun görünmüyor. Detaylı bir muayene yaparsak daha kesin bilgilere ulaşabiliriz. Ancak mevcut şartlarda buna ayıracak vaktimiz yok.'

Detaylı muayene çok uzun sürdüğü için henüz tam anlamıyla gerçekleştirememiştik.

Mia-chan için de durum aynıydı.

Onu uzun süre alıkoymamız gerekeceğinden, şimdilik sadece basit bir kontrolle yetinmiştik.

"Yaz tatili başlar başlamaz hemen detaylı muayeneye alacağız. Mylene-sama'dan da izni kopardım zaten. Peki, sonuçlar ne zaman çıkar?"

'Sonuçların ne zaman çıkacağı, verileri analiz edecek olan Creare'ye bağlı.'

Umarım Erika ve Mia-chan'ın hastalıklarının ardındaki gizem çözülür ve tedavi edilebilirler.

İşi Luxion ve diğerlerine bıraktıktan sonra gerisini düşünmeye gerek yoktu.

Tam bu şekilde uykuya dalmayı düşünürken, Luxion beni dürterek uyandırdı.

'Efendim, şüpheli bir hava gemisi Einhorn'a yaklaşıyor. Görünen o ki içinde kimse yok.'

"Ne?.."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.