Sırlar ve Çay Kokusu

Bu sefer, gerçekten de bir çay partisi gibi hissettiriyordu.

“Ha, demek sen de Field ailesinin mirasçısının partisine davet edildin.”

“Evet,” diye yanıtladı. “Burslu bir öğrenciyle konuşmanın ilginç olabileceğini söyleyip beni de çağırdı ama diğer herkes orada işim olmadığını söyledi... Sonuçta halktan biri olduğum için.”

Laf arasında çayın kokusunun tadını çıkararak tatlılardan birini ağzıma attım. Ana karakteri, yani Olivia’yı ikramlardan tatmaya ikna etmek biraz uğraştırmıştı. Fakat şimdi yerken yüzü aydınlanıyor, hüznün tüm izleri siliniyordu. Çabalarımın tamamen boşa gitmediğini görmek içimi rahatlattı.

Çay bardağına bakarken tereddüt etti. “Bu gerçekten çok pahalı, değil mi? Bunu içmemde bir sakınca olmadığına emin misiniz?”

Bu alçakgönüllülüğü beni bir an duraksattı. Onun sinsi ve hesapçı olduğunu iddia eden o Japon pislik de kimdi acaba?!

“Aman, tek başıma içmeme imkan yok zaten. Bana yardım etmiş olursun,” diyerek onu rahatlattım. “Her neyse, anlaşılan epey zor zamanlar geçiriyorsun.”

Aslında onunla hiç ilişki kurmayı düşünmüyordum, hatta tam tersi bir niyetim vardı ama hangi aşk adayının peşinden gittiğini merak ediyordum. Ana karakterin hangi rotada ilerlediğini bilmekten zarar gelmezdi. Sonuçta kiminle sevgili olacağı benim hayatımı da bir nebze etkileyebilirdi... Belki de.

Aslına bakılırsa, zerre kadar etkilemeyecekti.

Ne olmuş yani? Sadece kiminle olacağını merak ediyordum işte, çok mu suç?

“Field ailesinin mirasçısının partisine davet edildiğim için çok heyecanlanmıştım ama galiba hiç umut yok, değil mi?” diyerek boynunu büktü.

Brad Fou Field, krallığın sınırındaki bir kontluğun varisi olacaktı. Uzun mor saçları sayesinde bu kibirli herif kalabalıkta hemen dikkat çekerdi. Seçkin soylulardan biri olarak, ailesi devasa bir malikaneye ve uçsuz bucaksız topraklara sahipti; kısacası her yerlerinden zenginlik akıyordu. Bartfort Hanedanı onun yanında esamesi okunacak bir yer değildi.

Brad, cephede savaşan bir askerden ziyade bir stratejist olarak öne çıkardı. Askeri güçleri yönetecek kadar zeki bir danışman olduğu söylenebilirdi. Oyundayken onu büyü takıntılı, narsisist ve aşağılık kompleksi olan bir pislik olarak görürdüm.

Büyü konusunda çok üstün olsa da, yakın dövüşteki yetersizliği onun en büyük utancıydı. Taşralı lordlar dövüş sanatlarındaki hünerleriyle övünmeye bayılırdı. Akıl yerine kaba kuvvete değer verir, birbirlerini Zırh kullanmadaki becerileriyle ölçerlerdi. Brad de taşralı bir aileden geldiği için fiziksel yetenek eksikliğinden ötürü acayip kompleksiydi. Biri bu konuyu açacak olsa, gazap içinde patlardı.

Daha basit ifade etmek gerekirse, tam bir baş belasıydı.

Aslında dur bir dakika. Şimdi düşününce, o aşk adaylarının hepsi birbirinden sinir bozucu heriflerdi.

Olivia’nın yüzü gölgelendi ve bakışlarını kucağına indirdi. “Sizce buraya hiç gelmemeli miydim? Gerçekten elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ama diğerlerine ancak ucu ucuna yetişebiliyorum. Buraya neden kabul edildiğimi bile bilmiyorum.”

Doğru ya, oyunun başında başlangıç değerleri çok düşüktü ve akademide gerçekten çok zorlanıyordu.

Oyunda Prens Julius ve diğer aşk adayı pislikler ona kol kanat geriyordu ama şu anda Olivia tamamen kendi başınaydı. Yine de, zaman çizelgesinin bu noktasında neden hala tek başına mücadele ediyordu? Diğer aşk adaylarıyla hiçbir olayı tetiklememiş olsa bile, Prens Julius’un ona göz kulak olması gerekirdi. Acaba bu gerçeklikte işler farklı mı ilerliyordu?

Olivia ile ortak hiçbir dersim yoktu, bu yüzden ikimiz hiç etkileşime girmemiştik ve neler olup bittiğine dair en ufak bir fikrim yoktu. Sadece tıpkı oyundaki gibi hayatının tıkırında gittiğini varsayıyordum. Herhangi bir sebepten ötürü Prens Julius ile birlikte olmasa bile, diğer aşk adaylarından birine yakınlaştığı sürece başının çaresine bakabilirdi.

Fakat Olivia’nın anlattıklarına bakılırsa, neredeyse bir aydır tamamen yapayalnızdı. Durumu benimkinden bile daha acınasıydı. Eş bulma arayışını geçtim, bir tek arkadaşı bile yoktu. Bu durum onu feci şekilde yalnızlaştırmış olmalıydı.

Seçkin ailelerden gelen erkekler halktan biri olduğu için onu görmezden geliyor, benim gibi umutsuzca eş arayan heriflerin ise onun gibi biriyle vakit kaybedecek lüksü olmuyordu. Oyundaki aşk adaylarının Olivia ile muhatap olmasının tek sebebi, hepsinin zaten nişanlılarının olmasıydı (ve buna gerçekten acayip gıcık oluyordum). Diğer kızlara gelince, onlar da halktan birinin akademide ne işi olduğunu anlamıyor ve ona hınç besliyorlardı. Olivia gerçekten çok zor bir durumdaydı.

Yine de bu işte bir gariplik vardı. Olivia’nın şimdiye kadar tüm aşk adaylarıyla çoktan tanışmış olması gerekirdi. Tanışma etkinlikleri zorunluydu; oyun esnasında bunları geçmek bile mümkün değildi.

Sonra, nedendir bilinmez, aklıma Marie geldi... ve yüzünde yakaladığım o tekinsiz alaycı gülümseme.

“Şey, ac-acaba...” Sessiz kalmam karşısında Olivia’nın kafası karışmış gibiydi. “Ö-özür dilerim, yanlış bir şey söylediysem!”

Dürüst olmak gerekirse, akademideki diğer kızların ondan biraz feyz almasını dilerdim. Tam bir tanrıçaydı. Sahi, onun sinsi olduğunu iddia etme cüretini gösteren o önceki hayatındaki pislik kimdi?! Kimdi o? Bulup o reenkarnasyon geçirmemiş suratını yumruklamak isterdim.

“Sadece biraz düşünüyordum,” diyerek onu sakinleştirdim. “Her halükarda, ilk defa burslu bir öğrencimiz oluyor. Eminim sadece sen değil, herkes bu duruma alışmakta zorlanıyordur. Şu an için her şeyi en ince ayrıntısına kadar kafana takmamak en iyisi.”

Pek çığır açıcı bir tavsiye sayılmazdı. Önceki hayatımda toplumun üretken bir bireyi olmam, dünyaya yön verecek kadar büyük bir bilgeliğe sahip olduğum anlamına gelmiyordu.

Olivia başıyla onayladı. “Sanırım haklısınız.” Başını kaldırıp bana baktı. “Burada olmam... gerçekten sorun değil mi?”

“Ha? Tabii ki sorun değil,” diye ağzımdan kaçırdım. Sonuçta sen ana karaktersin.

“N-neden böyle söylüyorsunuz?” diye kekeledi Olivia. “İnsanlar bana her gün buraya ait olmadığımı söylüyor.”

“Şey, yani, bilirsin işte...” Onun durumu hakkında özel bilgilere sahip olduğum için verdiğim cevap garip gelmiş olabilirdi. Hemen aklıma gelen ilk şeye sığındım. “Buraya kaydolmana saray karar verdi. Diğer öğrencilerin şikayetleriyle uğraşmak zorunda değilsin. Senin burada olmayı hak edip etmediğini söylemeye hiçbirinin hakkı yok.”

Olivia gözlerini kırpıştırdı. “A-ama onların hepsi—”

“Kaldıramıyorlarsa okulu bıraksınlar.” Omuz silktim. “Sana istedikleri kadar gitmeni söyleyebilirler ama saray seni seçti. Neden o öğrencilere şikayetlerini ilgili makamlara ileteceğini söylemiyorsun? Çoğunun buna verecek akıllıca bir cevap bulabileceğini sanmıyorum.”

Zaten bir sorun çıkarsa o aşk adayları onu kesinlikle korurdu. Her şey yoluna girerdi. Muhtemelen.

Yine de akademide şu ana kadar vaktini nasıl geçirdiğini duyduktan sonra biraz endişelenmiştim. Çocuklardan hiçbiriyle tanışmamışken, bırak rotaları için gerekli olayları tetiklemeyi, işler gerçekten yolunda gidecek miydi?

“Büyü üzerine daha çok çalışmak istiyorum,” diye mırıldandı Olivia. “Ama akademide bilmediğim bir sürü yazılı olmayan kural var... Son zamanlarda ders kitaplarımla bana eşek şakaları yapıyorlar. Gerçekten çok can sıkıcı.”

O yazılı olmayan kuralları iyi bilirdim. Akademideki erkeklerin de bunlardan bir sürü vardı. Kızlarınkilerin ise şüphesiz çok daha acımasız olduğuna emindim.

Bu kuralları bilmeden bu okulda okumak çok büyük bir dezavantajdı. Şimdi düşününce, oyunda kötü kadının ana karakteri bu kurallara uymamakla suçladığı bir sahne vardı. Oyunda ana karakteri kollayacak aşk adayları bulunuyordu... ama Olivia’nın arkasında kimse yoktu.

Onu öylece kaderine terk edemezdim. “Bu kurallar konusunda uzman birini tanıyor olabilirim,” dedim yavaşça. “Sanırım bu konuda sana yardımcı olabilirim.”

“Gerçekten mi?!” Olivia’nın yüzü sevinçten öyle bir parıldadı ki gözlerimi kamaştırdı.

Hiç vakit kaybetmeden ablamı çağırdım. Ne de olsa Jenna’nın da arada bir işe yaraması gerekiyordu. Onu harekete geçirmek için biraz para koklatmam yeterli olurdu. Her ne kadar isteksiz olsa da, eninde sonunda bildiklerini paylaşacağından emindim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.