Yalnız Kalanlar İçin Bir Fincan Çay

Mayıs ayındaki çay partisi için davetiyeleri gönderip olumlu yanıtı aldıktan sonra, okuldan bir oda ödünç alıp hazırlıklara başladım. Okulda bu tarz işler için tahsis edilmiş özel odalar bulunuyordu ve öğrencilerin misafir ağırlamak için buraları kullanması gayet doğaldı. Yeni öğrendiğim bu sanatı icra etmek için daha fiyakalı bir mekan seçmeyi isterdim ama geleneklerin getirdiği kısıtlamalar yüzünden okul sınırları içindeki bu odayla yetinmek zorunda kaldım.

Ustamla görüştükten sonra çay takımını, çay yapraklarını ve ikramlıkları hazırladım. Ardından odayı temizleyip her şeyi büyük bir titizlikle yerli yerine yerleştirdim. Artık tek yapmam gereken misafirimin gelmesini beklemekti.

Luxion odanın ortasında süzülerek yaptığım işi inceliyordu. Gerçekten çok uğraşmışsın. Sadece birkaç hafta önce bu işi halletmesi için profesyonel birini tutmayı planlayan adamla aynı kişi olduğuna inanmak zor.

Kapa çeneni. Gözüne çarpan bir aksaklık olursa haber ver. Cebimden köstekli saatimi çıkarıp zamanı kontrol etmeden önce her şeye son kez göz gezdirdim. Davet ettiğim hanımefendi, bir baronun küçük kızıydı.

Siz yeni insanları anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum, dedi Luxion. Gen uyumluluğuna bakıp en uygun eşi doğrudan seçmek varken neden bu kadar uğraşıyorsunuz?

Burada hiç kimse gen analizi yapamadığı için olabilir mi acaba?

O halde söyleyecek başka sözüm yok.

Tam o sırada davet ettiğim kız içeri girdi. Selam.

Hoş geldiniz hanımefendi, buyurun... Eh?

Tavrındaki rahatlığa bir nebze hazırlıklıydım ama beni asıl şaşırtan bu değildi; arkasından gelen ve kıkırdayıp duran, davet etmediğim iki kız daha içeri süzülmüştü.

Arkadaşlarım, dedi baronun kızı umursamaz bir tavırla. Birlikte biraz vakit öldürelim dedik. Field hanedanının mirasçısı tarafından düzenlenen devasa bir çay partisine davetliyiz ama gitmeden önce biraz vaktimiz vardı.

Seçkin ailelerin mirasçıları, bizimkilerle kıyaslanamayacak kadar büyük çay partileri düzenler, hatta misafirlerini taşımak için özel arabalar gönderirlerdi.

Anlıyorum, bundan haberim yoktu. Peki, ne zaman kalkacaksınız? diye sordum.

Yaklaşık yarım saat sonra. Canımız sıkıntıdan patlamak üzereyken birden senin davetini kabul ettiğim aklıma geldi.

Peşine takılan diğer iki kız kendi sandalyelerini çekip masaya kuruldu ve hemen ikramlıklara yumuldu.

Çay da alır mısınız? diye ikram ettim.

Üçü masanın etrafını öyle bir sarmıştı ki bana oturacak yer kalmamıştı. Kendi aralarında heyecanla birazdan gidecekleri parti hakkında konuşuyorlardı. Ben ise adeta bir uşak gibi başlarında dikilip çaylarını tazeliyor, önlerine sürekli yeni tatlılar taşıyıp duruyordum.

Tam yarım saat sonra, arkalarında bıraktıkları dağınıklığa hiç aldırmadan ayaklanıp kapıya yöneldiler.

Hadi bize eyvallah, dedi baronun kızı. Atıştırmalıklar fena değildi ama bundan daha iyisini alamayacaksan kızların gözüne giremezsin. Bir dahakine daha dikkatli ol, tamam mı?

Sanki bana çok büyük bir lütufta bulunup hayat dersi vermiş gibi, arkadaşlarıyla birlikte kıkırdayarak kapıdan çıktı. Field hanedanının partisine doğru ilerlerken arkalarından konuşmaya devam ediyorlardı. Gösterdiğim misafirperverlik için teşekkür etme gereği bile duymamışlardı.

Bu atıştırmalıkları daha bu sabah çok prestijli bir dükkandan taze taze aldırmıştım. Dünyanın parasını dökmüşken benden bir de daha fazlasını mı istiyorlar? Omuzlarım çöktü.

Kirli tabaklar ve bardaklarla dolu masaya bakıp ardından gözlerimi tavana diktim. Usta, çay yolunda yürümek gerçekten uzun ve meşakkatli bir süreçmiş.

Ortalığı toplamaya koyulurken gözlerime hücum eden öfke gözyaşlarını bastırmaya çalıştım. Tam o esnada dışarıdan bazı sesler yükseldi. Bir grup kız öğrenci tartışıyor gibiydi.

Oraya katılmaya hakkın yok senin!

Ama bana da davetiye gelmişti...

O sadece nezakettendi. Haddini bil, seni gidi halktan biri!

Düzinelerce ayak sesi uzaklaşırken kızlardan birinin arkadaşını uyardığı duyuldu: Acele etmezsek Field mirasçısının partisi biz olmadan başlayacak.

Bu halktan biri dedikleri kız, yoksa oyunun başkarakteri miydi? Kapıdan dışarı hafifçe kafamı uzattım. Angelica gibi etrafına göz alıcı bir aura saçan bir güzel görmeyi bekliyordum ama koridorun ortasında, yerde öylece oturan kıza baktığımda tüm beklentilerim boşa çıktı.

Karamel tonlarındaki saçları küt kesimdi. Ne karizmatik ne de baskın bir duruşu vardı. Maviye çalan yeşil gözleri ve yumuşak yüz hatlarıyla, onun için programlanan rakibinin tam zıttıydı.

Yani, şirin bir kızdı elbette. Ama çok... sıradandı.

Belki de parlaması için üzerinde biraz çalışılması gereken tiplerdendir? diye mırıldandım kendi kendime. Yine de düşündüğümden çok daha sönük kalıyor.

Yerdeki paramparça edilmiş davetiye kağıtlarına bakıyordu.

Benim çay partim boyunca odada süs eşyası gibi sessizce duran Luxion, omzumun üzerinde belirdi. İnsanların akran zorbalığı dediği şey bu olsa gerek, değil mi? Soylu olmayan, burslu bir öğrenci... Şüphesiz ki buradaki birçok öğrenci, aralarında halktan biri barındırmaktan hoşnut değil.

Öyle görünüyor.

Kız mahzun bir halde yerdeki yırtık davetiye parçalarını toplamaya başladı.

Omzumun üzerinden geriye, odanın içine baktım. Sanırım bir misafirlik daha malzemem kalmıştı.

Kızı orada o halde bırakmaya gönlüm el vermedi. Öyle perişan bir haldeyken arkamı dönüp gidemezdim.

Hey, baksana! Biraz çay içmek ister misin? diye seslendim. Sesim, kız tavlamaya çalışan boş bir oyuncu gibi fazlasıyla lakayıt çıkmıştı.

Başkarakter şaşkınlıkla yüzünü bana doğru kaldırdı ve gözlerini gözlerime dikti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.