Sanki bitli muamelesi görüyordum.
Değerli tatil günlerimizin daha ilk sabahında, şeytanın teki, yani kız kardeşim Jenna, gözde kölesini de peşine takmış erkekler yurduna adeta baskın yapmıştı.
Esnedim, gözüm saate kaydı. Sabahın henüz yedisi olduğunu fark edince kendimi tekrar yatağa bıraktım.
"Uyumana izin vermiyorum!" diye cırladı. "Neler dönüyor burada?! Çabuk bana her şeyi anlat!"
Ağzından köpükler saçarak delirmesinin sebebini hiç bilmiyordum, bilmektense birkaç dakika daha kestirmeyi tercih ederdim. "Kusura bakma, dün erkeklerin dövüş sanatları eğitimi vardı. Canım çıktı."
Kızlar keyifle spor yaparken erkekler çamurun içinde koşturup talim yapıyordu. Bu dünyada insanlarla ya da canavarlarla savaşırken ölmek pek şaşırtıcı bir durum olmadığından, eğitimler fazlasıyla ağırdı.
"Mıymıymıymıy etmeyi kes! Çabuk bana birinci sınıfların durumunu anlat! Hemen şimdi!" Burnumun dibinde ellerini çırpıyordu.
Kedi kulaklı uşağı beni yatakla bir bütün olmuş halimden çekip çıkardı ve bir sandalyeye fırlattı.
Gözlerimi ovuşturup esneyerek oturdum. "Birinci sınıfların bilgisini mi istiyorsun? Eminim sen benden daha çok şey biliyorsundur."
"Her yerde tuhaf dedikodular dönüyor. Hem sen de öyle ya da böyle üst sınıflardan bir öğrencisin."
Öyle ya da böyle mi? Ne kadar da kaba.
"Pekala, şey," diye söze başladım. "En gözde kızlardan ikisinin, Milly ve Jessica’nın çoktan partner bulduğunu duydum. Bizimkiler için büyük hayal kırıklığı. İkisi de iyi kızlardı."
Alaycı bir gülümsemeyle, "Bunu kim umursar?" dedi.
Kim mi umursar? Akademideki tüm erkek öğrenciler!
"Şu Marie denen kızı tanıyorsun, değil mi?" diye devam etti Jenna.
Kütüphanede Marie’nin Brad ile nasıl öpüştüğünü hatırlayınca irkildim. "O, şey... Veliaht Prens Julius’un grubuyla bayağı yakın."
"Sadece prensle mi?"
"Yok, diğer yüksek rütbeli lordlarla da yakın. Hem de çok yakın."
Okul sınırları içinde sürekli dip dibe olmaları, Marie ve Brad bunu istesin ya da istemesin dedikoduları zaten körüklüyordu. Marie ise şimdiden herkesin dilindeydi.
"Sizin sınıfta bir dükün kızı da var, değil mi?" diye sordu Jenna. "Dökül bakalım. Onun hakkında ne biliyorsun?"
"Bileceğimi mi sanıyorsun? Tek duyduğum veliaht prensi fena kızdırdığı."
Jenna sessizce düşüncelere daldı.
Sıra benim sorularımdaydı. "Sen detayları biliyor musun? Kızlara Marie’ye zorbalık yapma emrini dükün kızının verdiği söyleniyor."
Küçümseyerek sırıttı. "Aptal mısın sen?"
Bana mı diyordu bunu? Sabahın köründe erkekler yurduna dalan kendisiydi! Asıl onun biraz edep öğrenmesi gerekiyordu. Gerçi nereye gitse her ihtiyacını karşılayan bir kölesi varken, edep falan çoktan yalan olmuştu.
"Onun seviyesindeki biri emir vermekle uğraşmaz. Diğer kızlar zaten onun hoşlanmadığı birine karşı kendiliğinden harekete geçer." Jenna başını iki yana salladı. "Eğer Marie’yi gerçekten ezmek isteseydi, o kız şimdiye çoktan ölmüş olurdu. Dük ailelerinin gücü hayal bile edilemez. Gerçekten, erkekler bu yüzden çok işe yaramaz."
"Yani zorbalıkla dükün kızının bir alakası yok mu?"
"Öyle demedim. Sonuçta kendi grubundaki kızlar yaptı bunu, o yüzden onların yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmek zorunda."
"Pek adil gelmedi kulağa."
Omuz silkti. "İşler böyle yürür."
Görünüşe göre bu otome oyunu dünyasında kadın olmak da zordu. En azından kötü kadın için zor olduğu kesindi. Ama oyunda, protagonist kıza zorbalık yapılması için diğer kızlara emir veren dükün kızıydı... Yoksa yanlış mı hatırlıyordum? Oyunu oynayalı on yıl olmuştu sonuçta.
Jenna bana baktı ve ciddileşti. "İkinci ve üçüncü sınıflar panik içinde. Keşke o kız veliaht prensin etrafında bu kadar sorun çıkarmasaydı. Kendi planlarım vardı, şimdi hepsi mahvoldu. Bilgi toplamak için biraz daha ciddi çaba göstermelisin! Bundan sonra bana düzgünce rapor vereceksin."
Beni ne sanıyordu bu kız? Ayakçısı falandım herhalde. Yine de bu konuyu araştıracaktım. Ortada bir sorun olduğu belliydi.
"Bunun ne anlama geldiğini tam olarak kavrayabiliyor musun?" diye sordu.
"Kızlar olarak zor zamanlar geçiriyorsunuz."
"Aptal! Süzme gerzek! İşe yaramaz!"
Kulaklarımı ellerimle kapattım. Sabahın bu saatinde onun çığlıklarını çekemezdim.
Öfkeyle soluyarak açıkladı: "Beklenmedik bir şey olmazsa veliaht prens tahta geçecek! Sen de onunla aynı sınıftasın! Onunla aranı iyi tutarsan geleceğin parlak olur. Anladın mı? Aksine, onu kızdıracak bir şey yaparsan senin için her şey biter."
Ben sınır bölgesinden çıkma, alt kademe bir barondum sadece. Prensle ne işim olurdu? Tabii bu durum başkentte yaşamak isteyen Jenna için önemliydi. Prensle arası kötü olan biriyle akraba olursa, sosyal basamakları tırmanma hayalleri suya düşerdi.
"Sorunsuz bir şekilde bir partner bulup mezun olabildiğim sürece prens umurumda bile değil," dedim.
"Öğğ, siz erkeklerle uğraşılmaz!"
Kendi çıkarım için prens ve arkadaşlarına yaranmayı düşünmüş olsam da, bu sadece gelecekteki olayların getireceği belalara bulaşmam anlamına gelirdi. Bunu hiç istemiyordum. Krallıktaki işler oyunun hikayesine göre giderse, zaten yakında her şey altüst olacaktı.
"Her neyse," diye soludu Jenna, "bu işlere bulaşmadın, değil mi? Yani endişelenmeme gerek yok."
"Benim gibi taşralı bir baronla işleri olmaz zaten," diyerek onu rahatlattım. Yine de Marie’nin ne yapmaya çalıştığı kafamı kurcalıyordu.
İlk dönemin sonunda her sınıf için ayrı partiler düzenlenirdi. Jenna beni uyardı: "Sakın batırıp da beni rezil etme. Hıh, bunca kargaşa... Şimdi yine partner olarak başka bir adam seçmek zorundayım." Kendi dertlerine gömülmüş halde kapıya doğru ilerledi. "Ha, bir şey daha. Henüz bir partner bulamadın mı?"
Yüzündeki o alaycı gülümseme beni sinir ediyordu. Korkunç kişiliğine rağmen, evlenmek için Jenna’nın kapısında yatan erkeklerin haddi hesabı yoktu. Onun bu seçme şansına sahip olmasını kıskanmıyor değildim.
"Bulsaydım şu an bu halde kıvranıyor olmazdım," diye homurdandım.
"Tahmin etmiştim zaten. Göze çarpıyor olabilirsin ama hiç çekiciliğin yok. Belki de artık kendini biraz geliştirmenin zamanı gelmiştir."
Alayla güldüm. "Peki o çekici olmayan bitli abinin, ailenin servetini o köleyi satın alabileceğin kadar büyüttüğünü biliyor musun? Bu sana ne hissettiriyor sevgili kız kardeşim? Anlatsana biraz."
"Git pencereden aşağı atla!" diye çığlık attı ve arkasında uşağıyla odadan fırtına gibi çıktı.
Sandalyeden kalkıp esnedim.
Odada cansız bir eşya gibi davranan Luxion bana doğru süzüldü. "Bayağı hareketli bir sabah."
"İlk dönemin bitmesine de az kaldı," diye mırıldandım. "Parti verilmesi normal aslında. Sonuçta asilleriz."
Bu otome oyunu dünyasındaki okul etkinlikleri, Japonya’dakilere çok benziyordu. Sonuçta oyun Japon izleyiciler için yapılmıştı.
"Bu dönem tek yaptığım arkadaşlarımla bir zindana girmek ve çay partilerine katılmaktı," diye sızlandım.
"Gerçekten de pek bir şey başaramadınız. Biraz tembelsiniz, Usta," dedi Luxion.
"Bana karşı bir garazin mi var, Luxion?"
"Yeni insanlardan nefret ediyorum. Doğal olarak sizden de nefret ediyorum."
"Nefret ettiğin biri tarafından tepe tepe kullanılmak ne kadar acı olmalı," diyerek onunla alay ettim. "Merak etme, hayatımın sonuna kadar seni çalıştırmaya devam edeceğim."
"Sabırsızlıkla bekliyorum," diye yanıtladı soğuk bir sesle.
Luxion ne derse desin, akademideki hayatım şimdiye kadar aslında oldukça hareketli geçmişti. Her gün derslere girmenin yanı sıra, fazladan para kazanmak için zindanlarda koşturmuştum. Gerçi kazandığım para pek bir işe yaramamıştı. Bütün parayı kızları çay partilerine davet etmek için harcamıştım ama hepsi tek tek hüsranla sonuçlanmıştı. Dönem göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitmişti.
"Hey," dedim aniden, "benim için biraz bilgi toplayabilir misin?"
Ne kadar çok konuşursa konuşsun, Luxion yine de sadık bir robottu. "Dükün kızı ve Marie Fou Lafan hakkında araştırma yapmamı istiyorsunuz, değil mi? Yapabilirim ama sadece ilgili verileri toplarım. Vücut ölçülerini sizinle paylaşmayacağım."
Kısa bir sessizlikten sonra mırıldandım: "Paylaşsan iyi ederdin."
"Gereksiz bilgi. Reddediyorum."
"Eh, ne yapalım." Omuz silktim. "Jenna’nın bahsettiği şeyleri araştırabilir misin?"
"Prens, dükün kızı ve Marie arasındaki ilişkileri mi anlamak istiyorsunuz? Bunun sizinle ne alakası var?" Sesi şüpheci geliyordu. "Her zaman bulaşmayacağınızı söylerdiniz. Fikriniz mi değişti?"
"Sadece merak ettim."
"Meraklı bir seyirci mi? Gerçekten de iflah olmaz birisiniz. Pekala, durumu araştıracağım."
Luxion’un gövdesi bir bukalemun gibi arka plana uyum sağlayarak eridi, sonunda görevini yerine getirmek için odadan çıkarken tamamen gözden kayboldu.
Bu robot gerçekten de her işi beceriyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.