Dönemin bitmesine çok az kalmıştı ve her seviye için düzenlenen partiler tüm hızıyla devam ediyordu. Birinci sınıfların partisinde bile, okulun en gösterişli salonundaki masaları süsleyen lüks yemekleri tarif etmeye kelimeler yetmezdi.
Raymond, Daniel ve ben çoğunlukla bizimle benzer geçmişe sahip erkeklerle takılıyorduk. Genel sınıftan yanımızda olan birinci sınıfları da sayarsak, aslına bakılırsa epey kalabalık bir gruptuk. Erkekler okul üniforması kuşanmıştı ama kızların çoğu, peşlerinde yarı insan köleleriyle seksi elbiseler içinde gelmişti. Diğer erkeklerle birlikte gözlerimizi kızların göğüslerinden çekmek için epey çaba sarf etmek zorunda kalıyorduk.
Kendi kendime, "Sanırım az önceki kızınki en az doksan bedendi..." diye mırıldandım ve boğazımı temizledim. "Öhöm, yani diyorum ki, buranın yemekleri harika, değil mi?" Yönümü tekrar tabağındaki etleri iştahla mideye indiren Daniel’ın olduğu masaya döndüm.
Ağzı tıklım tıklım doluyken, "İlk defa bu kadar büyük bir partiye katılıyorum," dedi. "Akademi gerçekten inanılmaz bir yer!"
Raymond bıkkın bir tavırla arkadaşımıza baktı. "Daniel, ağzın doluyken konuşma. Her seviye için bu kadar devasa partiler düzenlediklerine inanmak güç. Başkent gerçekten bambaşka bir seviye. Bizim gibi taşralı varisler bunun yanından bile geçemez."
Yalan yok, aslında işin özü de tam olarak buydu. Luxion’ın söylediğine göre, bu partilerin yapılma amaçlarından biri de taşralı yoksul soylulara başkentin zenginliğini ve gücünü gösterip gözdağı vermekti. Fakat bu kadar şatafat, zenginlik içinde büyümüş şımarık soylu çocuklarını bile etkileyecek cinstendi.
Daniel etraftakileri süzdü. "Genel sınıftan kızların bile çoğu elbise giymiş. Neredeyse hiçbiri okul üniformasıyla gelmemiş."
Raymond gözlüğünü yukarı doğru itti. Gözleri tam da kendi tarzı olan zayıf bir kıza kilitlenmişti. Bu çocuk tam bir gizli sapık olup çıkmıştı.
"Elbise fiyatlarının yelpazesi epey geniş," dedi. "Söylenene göre iki bin dia gibi bir fiyata bile bulabiliyormuşsun."
Tek bir elbise için iki yüz bin yen mi? Bu şimdi ucuz mu demek oluyordu?
Tam o sırada, son zamanlardaki tüm dedikoduların odak noktası olan Marie ortaya çıktı... Hem de okul üniformasıyla. Onu görenlerin arasında bir fısıltı furyası koptu. Marie sayesinde, burslu öğrenci Olivia’nın da buraya üniformasıyla gelmiş olmasını kimse umursamadı.
Garip. Bir vikont kızı en azından bir elbise alabilmeliydi diye düşündüm. Adımlarını prense ve diğer nüfuzlu lordlara doğru yöneltmesini izledim. Okulun kast sisteminin bu kralları onu sıcak bir şekilde karşıladı, her ne kadar Prens Julius kızın üzerindekileri görünce şaşkına dönmüş olsa da.
"Elbise giymedin mi?" diye sordu.
"Şey, ben... Almaya gücüm yetmedi." Marie, şüphesiz onları cezbetmek amacıyla yerinde huzursuzca kıpırdandı.
Erkeklerin hepsi bir ağızdan, "Daha önce söyleseydin ya..." diye hayıflandı.
Jilk gülümsedi. "Bu elbise geçidinden sonra üniforma görmek insana biraz tazeleyici geliyor ama istersen bir sonraki parti için sana bir elbise ayarlayabilirim. Başkentteki mağazalardan birinin sürekli müşterisiyim, eminim sana tam uyacak bir şeyler bulurlar."
Marie kafasını iki yana sallayarak üsteledi. "H-hayır, bunu asla kabul edemem."
Bu alçakgönüllü tavrı, beşinin de onun sevgisini kazanmak için birbiriyle yarışır gibi yardıma can atmasını sağladı ve erkeklerin heyecanını daha da körükledi.
Tabii bunların hiçbiri benim umurumda değildi. Arka plan karakterlerinin burada tek bir görevi vardı: Kendine bir eş bulmak. Bu parti de bunun için biçilmiş kaftandı. Üst sınıflardan duyduğumuza göre, bazen bu etkinliklerde çiftler kurulabiliyordu.
Arkadaşlarıma bakarak, "Pekala beyler, hazır mısınız?" diye sordum.
Daniel tabağını masaya bıraktı. "Öf, tıka basa doydum."
Raymond gözlüğünü düzeltti. "İşimiz epey zor olacak."
"Bakın! Tam şurada üç kişilik bir kız grubu var! Hadi gidelim."
Tek bir vücut halinde harekete geçtik. Hedefimiz neydi? Gözümüze kestirdiğimiz her kıza yaklaşmak. Partinin atmosferi hepsinin neşesini yerine getirmişti. Belki bazıları standartlarını sırf bizimle evlenmeyi kabul edecek kadar düşürürdü. Bu noktada kızın halihazırda bir sevgilisi olup olmaması bile umurumuzda değildi.
"Affedersiniz mi? Gidin de bir aynaya bakın."
"Nerenin baron hanesindendiniz? İlgilenmiyorum."
"Sizin gibi taşralılar kendilerine taşralı kızlar bulmalı. Vikont unvanının altındakileri gözüm bile görmez. Bir de sınır bölgesindenmişsiniz, şaka mısınız nesiniz?"
"Bu kadar çaresiz erkekler çok iğrenç oluyor. Ne kadar zavallı göründüğünüzün farkında mısınız acaba?"
"Ben daha ağırbaşlı erkeklerden hoşlanıyorum, teşekkürler."
"Prens ve yanındakilerin tırnağı bile olamazsınız."
Yarı insan köle sevgilileri bile bize bıyık altından gülüyordu. Onlara dokunamayacağımızı çok iyi biliyorlardı; ne de olsa bir insan erkek, bir kadının kölesine el kaldırırsa hakkında çok ciddi soruşturma açılırdı.
"Şey, ama sadece biraz konuşabilseydik—"
Kızlardan biri kölesine çenesiyle işaret etti. Kas yığını yarı insan bizi tek bir hamleyle havaya uçurdu. Yerde yuvarlanırken kızlar kahkahayı bastı. Erkeklerin bazıları onlara katılırken, bazıları da bize acıyarak baktı.
Yarı insanın sahibi olan kız, arkadaşları kıkırdarken burnundan soludu. "Defolun gidin," dedi. "Ve bir sonraki partide kendinizi biraz daha kabul edilebilir kılmaya çalışın. Ya da belki de sizin için zaten çok geçtir. Belki de tek kurtuluşunuz, bir sonraki hayatınızda daha iyi biri olmak için dua etmektir. Elveda, taşralı pislikler."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.