Hafif eğimli set, boylu boyunca uzanan yeşil çimenlerle kaplıydı. Rüzgarın etkisiyle hareket eden otların hışırtısı kulaklarıma doluyor, her nefesimde o taze kokuyu içime çekiyordum.
Ben, Leon Fou Bartfort, o setin üzerine boylu boyunca uzanmış, elimi güneşe doğru kaldırmıştım. Kalbim göğüs kafesimi parçalamak istercesine deli gibi çarpıyor, vücudumdan soğuk ter boşanıyordu. Göğsümde keskin bir ağrı vardı; kendimi berbat hissediyordum.
“Bu... bu da neydi böyle?”
Yerden çimenleri kökleyerek öyle bir hızla doğruldum ki başım döndü. Sert esen rüzgar yaprakları ve otları havada savururken, üzerime çöken bir gölge güneşi perdeledi.
Bir hava gemisiydi bu. Tepemde, gökyüzünün derinliklerinde süzülen kare şeklinde, ahşap bir kutu. Normalde bölge civarına periyodik olarak uğradıkları için dönüp bakmazdım bile ama bugün gözlerimdeki şaşkınlığı gizleyemiyordum. Sanki onu hayatımda ilk kez görüyormuşum gibi kalakalmıştım.
Hâlâ küt küt atan kalbimin üzerine elimi bastırdım. Nefes nefeseydim. Ayağa kalkıp bakışlarımla engin denizin üzerinde süzülen gemiyi takip ettim.
Okyanusta bir şeyler... yanlıştı.
“Neler oluyor? Bu da ne...?”
İleriye doğru bir adım atmaya çalıştım ama bacaklarım birbirine dolanınca kendimi yeniden yerde buldum. Şöyle bir kendime baktığımda, ellerimin ve bacaklarımın tuhaf bir şekilde küçük olduğunu fark ettim. Hiç şüphesiz bu benim vücudumdu ama sanki... çekmişti?
Bazen bazı şeyler üzerine düşünmek için fazlasıyla ağırdır. Ben de bunun yerine az önce gözüme çarpan şeyi incelemeye karar verdim. Ayağa kalktım ve huzursuzlukla çarpan kalbimin eşliğinde, çocuksu bacaklarımla denize doğru yürüdüm.
Kenardaki çitler aşağı düşmeyi engelliyordu ancak manzara her zamanki gibiydi. Tuzlu su kütlesinin üzerinde sürüklenen devasa bir kara parçasının üstündeydim.
“Doğru ya,” diye mırıldandım kendime. “Bizim adamımız uçuyor.”
Bunun normal olduğunu hatırlayınca sevinmeli miydim yoksa üzülmeli mi, emin değildim. Adaların havada süzülmesi gereken bir şey miydi?
Bir şekilde unutmuş olabilir miydim? Neden böyle hissettiğimin sebebi bu muydu? Bilmiyordum. Elimi güneşe doğru kaldırdığım o andan beri içimde tuhaf bir his vardı. Bir an, sanki tüm hayatım —ya da daha doğrusu, başka birinin hayatı— gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmişti. Pek de özel bir hayat sayılmazdı ama o adam mutlu görünüyordu. Bir rüya olamayacak kadar canlı, fazla gerçekti. Yine de ismini bile hatırlayamıyordum.
Başımı ellerimin arasına aldım. Hatıralar hâlâ pırıl pırıldı. İsim hariç...
Henüz beş yaşındaydım ama bu yaşın çok ötesinde bir şeyler tecrübe ettiğimi biliyordum.
Şu anki hayatımın anılarıyla az önce zihnime doluşanlar birbirine karışırken olduğum yere çöküverdim. Sırtımı çitlere yaslayıp gökyüzünü seyretmeye koyuldum.
“Bana... ne oldu böyle?”
Bu soruyu kime sorduğumu ben bile bilmiyordum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.