“G-görücü usulü evlilik mi? Ne diyorsun sen?!”
Akşam yemeğinden hemen sonraydı. Babamın çalışma odasındaydım ve hanımefendi Zola Fia Bartfort, beni evlendirme niyetini açıkça ortaya koymuştu. Babam her zamanki koltuğunda oturmuş, yüzünü buruşturuyordu.
Bana uzattığı kişisel bilgi formuna ağzım açık bakakaldım. Müstakbel eş adayının tüm detayları, hatta bir portresi bile oradaydı.
“Nişan işini Zola ayarladı.” Babam, bir hanımefendiye bir de bana bakarken oldukça huzursuz görünüyordu. “Kadın onun bir tanıdığıymış, yeni bir koca arıyormuş.”
Zola, evdeki en kaliteli stoktan doldurduğu çayından bir yudum aldı. “Hıph. Ucuz çay yaprakları ağzımın tadına hiç uygun değil,” diye mırıldandı.
“Hayır.” Bu konuda geri adım atmaya niyetim yoktu. “Bu kadarı da saçmalık!”
Bahsi geçen kadın tam bir felaketti. Bilgi formuna göre, sadece ismen bir baron kızıydı (miras kalacak bir hanedanı yoktu), şimdiye dek tam yedi kez evlenmişti (bu devasa bir tehlike bayrağıydı!) ve elli yaşının üzerindeydi. Bütün çocukları benden büyüktü.
Zola fincanını masaya sertçe bırakıp bakışlarını bana dikti. “O kadın bana her zaman büyük bir özen ve sadakatle sahip çıkmıştır. Dahası, saray soylusu bir ailenin kızıdır; yıllardır kraliyete bağlılıkla hizmet eden bir aileden gelir. Neyinden memnuniyetsizlik duyuyorsun acaba?”
Neyinden mi memnuniyetsizlik duyuyorum?! Belki de Zola gerçekten bir geri zekâlıydı. Ayrıca, elli yaşındaki bir kadının neresi genç hanımefendi oluyordu?
“Henüz akademiye bile kaydolmadım,” diye itiraz ettim, “evlilik mevzusu da nereden çıktı şimdi?”
Soylular genelde mezun olduktan hemen sonra evlenirdi. Okul döneminde evlenmeye kalkanlar ya da okuldan vazgeçenler, toy ve olgunlaşmamış olarak görülürdü. Bunun tek istisnası siyasi evlilikler ya da bir sebeple aceleye getirilmesi gereken düğünlerdi. Yine de çoğu kişi mezuniyete kadar nişan aşamasından öteye geçmezdi.
“İkinci bir oğlun akademiye gitmesini kabul edebilirim ama üçüncü bir oğul için buna hiç gerek yok!” Zola öfkeyle tısladı. “Burada kalsan bile başımıza masraf açmaktan başka bir işe yaramayacaksın.”
Ona nefretle baktım.
“İşlerin bu noktaya gelmesinden dolayı üzgünüm,” diye söze başladı babam özür dilercesine, “ama evin maddi durumunun pek iyi olmadığı konusunda haklı. Yine de istersen kayıttan sonra da evlenebilirsin.” Göz ucuyla kadına baktı ama biliyordum ki ne derse desin Zola onu dinlemeyecekti.
Zola koltuğuna yaslandı. “Mezun olsa bile kayda değer bir iş bulabileceğinden şüpheliyim. Ailenin iyiliği için evlenmen en doğrusu. Seni bir eş sahibi yaptığım için bana minnettar olmalısın. Hatta orduda bir işin olması için bile her şeyi ayarladım. Biraz çaba göstersen iyi edersin.”
İşte o an fark ettim…
Beni savaşta ölmeye gönderiyordu.
Çatışmada ölen adamların ailelerine maaş bağlanırdı. Halktan kişiler için bu toplu bir ödeme şeklindeydi ama soylularda işler biraz farklı yürürdü. Ülkeyi savundukları için onurlandırılırlar ve aileleri her yıl düzenli bir tazminat alırdı. Bilgi formunda, Zola’nın arkadaşı önceki yedi kocasının da Görev Başında Onurlu Bir Ölüm ile can verdiğini gururla belirtmişti.
Bu nişan, benim orduda can vermem üzerine kurulmuş bir kumpastı; böylece o daha fazla şan kazanacak ve cebine sürekli nakit akışı sağlayacaktı.
“Olamaz,” dedim. “Reddediyorum.”
Zola elini masaya vurarak ayağa fırladı. “Yeter! Senin gibi aşağılık bir veletin bana karşı gelmeye hakkı yok! Eğer gerçekten erkeksen ailen için çalış!”
Bunu söyleyen kadın, günlerini babamın başkentte onun için tuttuğu malikânede, cebindeki yüklü bir harçlık ile gününü gün ederek geçiriyordu. Sarayda çalışan soylu ailelerden birinden geliyordu ve başkentten ayrılmaya hiç niyeti yoktu. Doğruydu; evde maddi durumlar bu kadar sıkışıkken babam ona hâlâ para gönderiyordu ve o, bu şekilde davranma cüretini kendinde buluyordu. Ancak babam onunla bağlarını koparırsa itibarı zedelenirdi. İstese de boşanamıyordu.
Bu işten kurtulmak için beynimi zorladım.
Hadi ama, hatırla! Bu dünya hakkında fazladan bilgilere sahibim! Gün boyu çalışmaktan hep bitkin düştüğüm için oyun bilgilerimi hayatımı etkilemek adına kullanmaya hiç yeltenmemiştim ama artık değişim zamanı gelmişti.
“Yani param olduğu sürece,” diye söze başladım ağır ağır, “bir şikâyetin olmayacak, öyle mi?”
Zola burun kıvırdı. “Hah? Hayatında tek bir kuruş bile kazanmamış bir asalak için fazla kibirli bir tavır.”
Onu sarsmamak için kendimi zor tuttum. Başkentte sefa sürerken Bartfort Hanesi’ni sömüren bir kadının bana asalak demeye hiç hakkı yoktu.
“Reddedemeyiz,” diye devam etti Zola, “bu onu gücendirir. Eğer akademi kayıt masraflarını karşılayacak kadar kazanmanın bu işi çözeceğini sanıyorsan, çok safsın.”
Babam kararsız görünüyordu. Reddedilemeyecek bir nişan, kadın egemen bir toplumda bile sıra dışı bir durumdu. Yine de Zola’ya karşı pek diş geçiremiyordu. “Leon henüz çok genç. Acele etmeye gerek yok—”
“Daha fazla bir şey duymak istemiyorum! Yirmi yaşını geçtikten sonra kimse ona bakmaz bile. Daha gençken ona bir eş bulduğum için bana teşekkür etmeniz gerekirken, oturmuş detaylar üzerine sızlanıp itiraz ediyorsunuz.” Zola bana döndü. “İşte tam da bu yüzden sizin gibi taşralı veletlerden nefret ediyorum!”
Hadi ama, taşranın sana bir zararı dokunmadı ki.
İtiraz etmeye yeltendim ama babam araya girdi. “Olaylara bir de Leon’un gözünden bakmaya çalış. Kimse ilk karısının elli yaşın üstünde olmasını istemez. Arada neredeyse kırk yaş fark var.” İç çekti. “Eğer parayı bulabilirse, bu nişandan vazgeçmeyi kabul eder misin?”
Zola koltuğuna geri gömüldü, bacak bacak üstüne attı ve bana alaycı bir bakış attı. “Öyle mi? Onun bu kadar parayı kazanabilecek kadar becerikli olduğunu bana hiç söylememiştin. Eğer durum buysa, bana gönderdiğin harçlığı artırmanı çok isterim.”
Bu dünyadaki tüm kadınların onun gibi olduğuna kendimi inandırmak istemiyordum ama tanrım, bu kadın insanın sabrını gerçekten sınıyordu.
Bu dünyadaki kadınlar, özellikle de soylu kadınlar hakkındaki imajım yerle bir olmuştu.
Babam elleriyle yüzünü ovuşturdu. Bakışlarını yere indirdi ve kelimeler ağzından zorla dökülür gibiydi. “Bize biraz zaman tanı. Parayı bulacağız.”
Benim hesabıma kendini bu kadar zorladığı için suçluluk hissettim. Çok perişan görünüyordu.
Bu dünya gerçekten aşağılık bir yerdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.