Beklenmedik Unvan

Babam, tam anlamıyla başımdan aşağı kaynar sular döken o haberi vermek için beni çalışma odasına çağırmıştı.

"Ne...?"

"Niye bu kadar şaşırdın ki?" diye sordu. "Henüz keşfedilmemiş bir zindan bulup burayı temizledin. Üstelik kayıp bir eşya ve yepyeni bir süzülen ada keşfettin."

Masasının üzerinde, doğrudan bana gönderilmiş saray mühürlü bir mektup duruyordu. Maceracı olarak gösterdiğim başarılar yüzünden bana geçici baron unvanı veriliyordu; tabii okul hayatım boyunca şövalyelik mertebesine ulaşmam şartıyla.

Panikle, "Ama n-neden?!" diye feryat ettim.

"Sana sebebini az önce söyledim ya," dedi babam bıkkın bir tavırla içini çekerek. "Ayrıca unutma, mezun olduğunda seni planladığımız gibi vasalım olarak yanıma alamam artık."

Babam da bir barondu ve Holfort Krallığı'nın yasalarına göre bir barona sadece şövalyeler ya da baroneler vasal olarak hizmet edebilirdi.

"Ama benim sahip olduğum bölge bir barona yetecek kadar büyük değil ki!" diyerek itiraz ettim.

"Onu ben de biliyorum!" diye çıkıştı babam. En az benim kadar eli ayağına dolaşmıştı. Krallığın beni sadece bağımsız bir şövalye yapacağını, en fazla da baronetlik vereceğini tahmin ediyordu.

"Bunun akademideki sınıfları da etkileyeceğini söyleme bana sakın?" diye sordum.

Yüzünü ekşitti. "Yeni unvanına uygun sınıflarda ders görmek zorunda kalacaksın."

Akademide dersler ikiye ayrılırdı: Soylu ailelerin mirasçıları için olanlar ve genel öğrenciler için olanlar. Genel öğrenciler genellikle bir soylu aileye hizmet eden şövalyeler ile baronelerin çocuklarından ya da herhangi bir toprak veya unvana varis olmayan ikinci ve üçüncü oğullardan oluşurdu. Çok yüksek rütbeli aileler ikinci ve üçüncü oğullarını üst sınıflara gönderebilirdi ama taşralı soyluların buna bütçesi yetmezdi. Tabii bu durum kızlar için geçerli değildi. Soylu ailelerin kızları, maddi durumlarına bakılmaksızın her halükarda üst sınıflara kabul edilirdi.

Nicks genel sınıftaydı. Normalde benim de orada olmam gerekiyordu. Kendi başıma buyruk, bağımsız bir hayat kurma planları yaparken tamamen buna güvenmiştim.

Şimdi ise o planların hepsi suya düşmüştü.

"Eğer bir yolu varsa... Genel sınıfta kalmayı tercih ederim," diyerek şansımı denedim.

Babam, "Seçme şansın yok," dedi. "Sen artık bir baronluğun mirasçısısın. İstesen de istemesen de buna uygun bir eğitim alman gerekiyor."

"Peki ya evlilik ne olacak?!"

"Saygın bir aileden kendine bir eş bulmak zorunda kalacaksın."

Çaresizlik içinde dizlerimin üzerine çöktüm. "Hayır! Neden her şey benim başıma geliyor?"

"Aptal, çocuk gibi ağlamayı kes! Etrafta Zola gibileri pek kalmadı artık. Akademide bir sürü iyi kızla tanışacaksın... herhalde."

Söylediğine kendisi bile inanmıyordu!

"Baronluklardan ve kontluklardan gelen kızlar resmen yürüyen birer saatli bomba. Hayatta olmaz. Beni bu işe karıştırmayın!"

"Onlar hakkında böyle konuşma! Kulaklarına giderse başımız beladan kurtulmaz. Hem senin kız kardeşlerin de bir baronun kızları. Onlar gözüne gerçekten o kadar kötü mü görünüyor?"

"Onlar resmen birer cadı!" İnanamayan gözlerle yüzüne baktım. "Ben sadece kendi halinde, sessiz sakin bir kız istiyorum. Soylu kadınlar benden uzak dursun!"

Babam elleriyle yüzünü sıvazladı. Ama bana hak verdiğine emindim. Kız kardeşlerimin ne mal olduğunu kendi gözleriyle görmüştü. Taşrada büyümüş olmalarına rağmen hiç çekinmeden, "Erkekler sadece maddi destek sağlamak için vardır. Yakışıklı bir erkek istiyorsam başka yerlere bakarım. Belki de kendime bir köle alırım! Baba, bana da bir elf sevgili alsana; yani demek istediğim, özel bir hizmetçi!" diyebiliyorlardı.

Büyük ablam çoktan aile parasıyla kendine bir köle satın almıştı, küçüğü de ona gıptayla bakıyordu. Nicks akademiden eve döndüğü sırada yaşanan bu olay yüzünden annem bile çileden çıkmıştı. Babam, Nicks ve ben tüm bu rezilliği dehşet içinde izlemiştik. Kız kardeşlerim kelimenin tam anlamıyla kötü kalpli yaratıklardı.

Dizlerimi göğsüme doğru çekip olduğum yere büzüldüm; içimdeki tüm umutlar sönüp gitmişti. Hayalini kurduğum o huzurlu gelecek ellerimden kayıp gitmişti.

Babam kaşlarını çatarak bana baktı. "Her şey o kadar da kötü değil. Veliaht Prens ve diğer nüfuzlu mirasçılar da seninle aynı dönemde okuyacak. Onlarla geleceğin için yararlı bağlar kurma fırsatın olacak."

"Onların yanında sadece figüran olurum." Otome oyunlarındaki prensler her zaman sıradan kızlardan hoşlanırdı, diğer soylular umurlarında bile olmazdı. Bu klişe, içimdeki karamsarlığı daha da körüklüyordu.

"Hemen en kötüsünü düşünme," diyerek beni azarladı. "Bak, senin sayende bölgemiz çok daha iyi durumda. İki yıl daha böyle giderse çok daha iyi bir konuma geleceğiz."

Perişan halimi gördükçe onun da canı sıkılıyordu, bu yüzden ondan özür diledim. Ama ne olursa olsun, önümdeki gelecek bana kapkaranlık görünüyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.