Kan ve Gözyaşı Arasında

Sınıfın kapısı aniden gürültüyle açıldığında, 2-C sınıfındaki herkes bakışlarını kapı eşiğine dikti. Ryuuji, Noto ve Haruta; başını önüne eğmiş, tek kelime etmeden oturan Kitamura’nın yanındaki sıralardan başlarını kaldırdılar. Kitamura’yı çocuklara bırakıp olan biteni uzaktan izlemeyi tercih eden Maya ve Nanako kapıya döndü. Arkadaşını bulmak için tuvaletlere gitmek üzere olan Minori ve Ami de şaşkınlıkla bakakaldılar.

“Nerede o serseri Takasu?! Çabuk benimle gel! Lütfen, buna bir el atman lazım!”

“...Ha?”

Kapıda birkaç üst sınıf öğrencisi nefes nefese duruyordu. Ryuuji’yi görür görmez içeri daldılar, kolundan tutup onu sınıftan dışarı sürüklemeye başladılar.

“Hop, hop, ne oluyor?! Nereye gidiyoruz?”

“Senin şu ortağın Avuç İçi Kaplanı, Kanou’yu pataklamaya gitti! Ortalık fena karıştı!”

Hee? Ryuuji ne olduğunu anlayamamıştı, tam dediklerini tekrar etmelerini isteyecekti ki vücudu çoktan harekete geçmişti bile. Üst sınıfların onu çekiştirmesine gerek kalmadı; kapıdan fırlayıp koşmaya başladı.

“H-hadi biz de gidelim!”

“Takasu onu tek başına durduramaz!”

“Harbiden, neyin nesi bu Kaplan?!”

Kendisiyle birlikte koşmaya başlayan sınıf arkadaşlarının farkında bile değildi. Merdivenleri tırmanırken içinden, ne yapıyor bu aptal, diye bağırmak geliyordu. Hangi sınıfta olduğunu aramasına gerek kalmadı. Çığlıklar arasında sınıflardan kaçan öğrenciler mi yoksa yangın yerine üşüşen meraklılar mıydı seçemiyordu ama önündekilere haykırdı:

“Çekilin önümden! Hey, yol açın! Kenara çekilin! Taiga!”

Oha, Takasu da kavgaya giriyor, diye bağırdı birisi. Ryuuji, savaş alanının ortasına vardığında o kişiyi kenara itti. Sıralar ve sandalyeler darmadağın olmuştu. Etrafa saçılmış ders gereçlerinin ve çantaların arasına baktı.

“Seni aptaaaaaal!”

Sumire, elindeki sopayla Taiga’nın ellerine tepeden bir darbe indirerek kılıcını düşürdü. Taiga istifini bozmadan silahını bıraktı ve göz açıp kapayıncaya kadar boşta kalan elleriyle Sumire’nin boğazına yapıştı.

“Aptal, budala, mankafa, beyinsiz! Deminden beri vır vır konuşup duruyorsun—”

“Höh!”

Yediği yumrukla yüzü yukarı ve yana savruldu.

“Yah!”

Refleksle başını düzeltti ama çenesine bir ters el darbesi daha yedi. Sumire’nin dizlerinin bağı çözüldü, kılıcı yere düştü. Dengesini kaybetti. Belki de yere kapaklanacaktı ama Taiga’nın ona acımaya niyeti yoktu. Sumire yere çökerken Taiga üzerine atıldı.

“Daaaaaaaaah!”

“Uaah?!”

Taiga, Sumire’nin ceketinin eteklerinden yakaladı. Küçük gövdesinden gelen o tekmeyle Sumire’yi sanki sihirli bir değnek değmişçesine havaya savurdu. Sumire sırtüstü yere çakıldı, burnu kan içindeydi. Yumak olmaya çalışan Taiga’nın yüzü de ondan geri kalır durumda değildi. Kanla kayganlaşan elleri Taiga’nın işine yaradı. Sumire ayağı kayıp tökezleyince, Taiga elini kavradı ve vahşi bir hayvan gibi kükreyerek durumu tersine çevirdi. Sumire’nin üzerine çöküp saçlarına yapıştı ve yumruğunu havaya kaldırdı.

“D-dur! İstemiyorum bunu! Duuuuuuuuurrrrrr!”

Bağıran Minori’ydi. Ryuuji, düşüncesizce ikisinin arasına girmeye çalışan Minori’yi neredeyse havada yakalayıp durdurdu. Eğer Minori de bu kavgaya karışırsa ne yapacağını bilemezdi.

“Kushieda’yı tutun!”

Yere kapaklanan Minori’yi yakalayan birilerine bağırdı. Sonra Ryuuji, Taiga’nın üzerine atıldı.

“ÜVAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!”

Uluyarak sarsılan kızı arkasından çaresizce kavradı. Onu zapt etmek için iki elini ve tüm gücünü kullandı. Taiga muhtemelen o ellerin kime ait olduğunu bile fark etmeyecek haldeydi. Bir çığlıkla ondan kurtulmaya çalışırken, Sumire’den karnına bir diz darbesi yedi. Ryuuji’nin Taiga’yı tuttuğunu görmesine rağmen Sumire de geri adım atmıyordu. Taiga’nın yüzüne iki üç yumruk daha indirdi; bu kez Ryuuji, Taiga’yı korumak için yüzünü elleriyle kapamak zorunda kaldı. Durması için bağırırken Taiga’yla birlikte yere yuvarlandılar. Taiga, kucağında bir öfke yumağı gibi debeleniyordu. Sumire, Ryuuji’nin okul ceketine yapışmıştı. Karşılarında artık o mantıklı öğrenci konseyi başkanı yoktu.

O anda birileri Sumire’nin kolundan tuttu. Bir an içinde birkaç kişi Sumire’yi oradan söküp aldı ve ayakları yerden kesilene dek havada tuttular.

“Bıraaaaaaakııııın! Seni aptal budala kaplan, sana bir ders vereeeeeceeeeeğiiiiim!” Sumire’nin feryadı Ryuuji’nin kulaklarını tırmaladı.

“Neeee?! Ne ne ne ne ne ne ne demek ders vereceğim?! Sanki çok bir bok biliyormuşsun gibi! Korkak herifin tekisin sen!”

Sumire tekrar saldırmaya yeltenince, Kitamura aniden ortaya çıkıp çaresizce kadının kolunu tuttu. Taiga daha da tiz bir sesle bağırdı:

“Sanki bizden üstünmüşsün gibi konuşuyorsun! Azizelik taslayıp duruyorsun ama canının yanmasından ödlesin! Birinin canını yakmaktan korkuyorsun! Senin o ödlekliğin, o korkun Kitamura-kun’un canını yaktı! Seni affetmeyeceğim! Seni aslaaaaa affetmeyeeeeceeeeeeğiiiim!”

Ryuuji tarafından zapt edilmesine rağmen hala tekme savurmaya çalışan Taiga, ayaklarını havada sallıyordu. Çırpınırken bağırmaya devam etti:

“Korkak! Ödlek! Kendiyle yüzleşemeyen bir sulugözsün sen! Sulugöz, sulugöz, sulugöööööööözz!”

“Sulugöz olmaya razıyım, sen ise sadece kaba saba bir aptalsın!”

“Senden iyidir be, kaçış ustası! Hadi ona söylesene! Kitamura-kun’un duygularını kabul etmeyeceksen, ondan hoşlanmadığını söyle ona! Söyleseneeeee!!”

“Keeeeeeeeees sesiniiiiiiiiiiii!!!”

Sumire de tekme savurmaya çalıştı. Ayağından fırlayan terlik, şans eseri Taiga’nın suratına isabet etti. Tam gözüne gelmişti; elleri tutulduğu için Taiga sadece yüzünü buruşturabildi. Sumire’nin sesi boğuldu ve çatallandı.

“Ben... Ben yalan söyleyemem! Bu yüzden... bunu söylemeyeceğim!”

Sumire strateji değiştirdi. Diğer terliğini de çıkarıp var gücüyle fırlattı ama terlik ters yöne gidip bir dolaba çarparak yere düştü.

“Aisaka, sen ne bilirsin ki?! Beni tanımıyorsun bile! Senin gibi basit bir aptal olabilseydim olurdum! Ben de aptal olmak istiyorum! Sadece gözü kapalı ileri atılan bir aptal olmayı ben de istiyorum...”

Boğuk sesi kurudu ve hırıltılı bir hal aldı. Kendi sesine sinirlenmiş gibi iki büklüm oldu Sumire.

“Eğer ondan hoşlandığımı söyleseydim... sonra ne olacaktı?! O budala! Hemen peşimden gelmeye çalışırdı! Bunu istediğimi bilseydi, yapardı! Hiç çekinmeden her türlü fedakarlığı yapardı! O öyle biri çünkü... işte bu yüzden! Sırf bu yüzden aptal olamam!”

Debelenirken, o kusursuz öğrenci konseyi başkanının yanaklarından kandan daha koyu gözyaşları süzüldü. Sumire sanki onları kabul etmiyormuş gibi başını iki yana salladı ama ne kadar silkelense de gözyaşları dinmek bilmedi. Duyguları ve kelimeleri de sel gibi akıyordu. Yüzünü buruşturup kurumuş boğazıyla bağırmaya devam etti. Engel olamadığı o yoğun duygularla feryat ediyordu.

“Ben... Ben de... aptal olmak istiyorum! Ama... hayır... hayır... ne olursa olsun... ne yaparsam yapayım! Bunu... yapamam.”

Kanou Sumire’nin de henüz on sekizinde bir çocuk olduğunu anlamak neden bu kadar vaktini almıştı?

Hepimiz sadece birer çocuğuz, diye düşündü Ryuuji. Aptal olup olmamak mesele değildi; hepsi sadece birer çocuktu. Gidilen yol istedikleri gibi çıkmadığında ağlayan, haykıran çocuklardılar. En başından beri sadece çocuktular.

Nihayet okul yönetimi içeri girmeye başladı. Yetişkinler duruma el koymak için gelmişti.

Birisi endişeyle Sumire’nin yüzüne bakıp yaralarını kontrol etti. Bir diğeri, en az onun kadar hırpalanmış olan Taiga’yı yakaladı; Ryuuji refleksle onu geri almak için elini uzattığında ise sertçe ona dik dik baktı. Elleri havayı kavrayıp boşlukta kaldı. Taiga koridora çıkarıldı ve başka bir yere götürüldü.

Öğrenciler şok içindeydi.

“Başkan aslında sadece çok nazik biri,” dedi Kitamura.

“Ki...”

“Seni kalbimin en derininden seviyorum! Tanıştığımıza çok memnunum! Senden hoşlandığım için... seni sevdiğim için çok mutluyum! Bunun yaşandığına sevinçliyim! Hiçbir pişmanlığım yok! Her şey için teşekkür ederim!”

Yüzleri hala gözyaşı içindeyken birbirlerine baktılar. Kitamura aniden derin bir selam verdi. Elveda, diye mırıldandı kendi kendine. Sonra, götürülen o haylazın peşinden koştu. Muhtemelen olan biteni açıklayacak birine ihtiyaçları olacağı için bunu yapmıştı.

Sumire’yi revire götürmek üzere olan hoca, Ryuuji’nin yüzüne bakmak için duraksadı. Ryuuji, dudağının kenarındaki kesiğin ya da Taiga debelenirken ve onu Sumire’den korumaya çalışırken yüzünde oluşan tırmık izlerinin farkında bile değildi. Muhtemelen Ryuuji’yi de revire götürüyorlardı.

Suçlular uzaklaştırılınca, 2-C sınıfının öğrencileri üniversiteye hazırlanan üçüncü sınıfların o yabancı dünyasında, rahatsız edici bir şaşkınlıkla geride kaldılar. Sınıfı toplamaya yardım edip etmemek konusunda tereddüt ederken, eğilen birisi o nesneyi buldu.

“Aa... Bu bir öğrenci defteri...”

“Kiminmiş?”

Sahibini bulmak için, defterin sayfalarını karıştıran kişinin etrafına üşüşüp içine baktılar. Aisaka Taiga ismini gördüler.

“Kaplan’ınmış... Düşürmüş olmalı.”

“Kaybetmemesi için saklamalıyız. Takasu-kun... ah, doğru ya.”

“Kimde kalsın? ...Şey.”

“Iıı...”

Kimsenin içeriğe bakma gibi bir niyeti yoktu. Sadece isme bakıp kapatacaklardı ama o ağır plastik kapak, tutan kişinin eline bir anlığına yapışıp kaldı. Yanlışlıkla kapağın iç kısmını gördüler. Hepsi buydu. Sonra herkes sustu.

Defterin iç kapağındaki o katlanmış plastik kısmın içindeydi. Taiga’nın defterine özenle yerleştirdiği o fotoğrafı herkes görmüştü. Kültür festivali gecesinden kalmaydı. İkisinin dans ederken çekilmiş bir fotoğrafı. Ve o an anladılar ki bu, Taiga için her an yanında taşıyacak kadar kıymetli bir hatıraydı.

Onun için o kadar değerliydi ki, Kitamura’ya en ufak bir haksızlık yapıldığında, onun uğruna kavgaya tutuşacak kadar çok seviyordu.

“Ondan gerçekten de hoşlanıyormuş...”

Bu ne bir söylenti ne de bir şakaydı. Çıplak gerçekti. Bir genç kızın aşkı, gün ışığına serilmişti. Tam o sırada, elindeki defterle öylece kalakalan kişi, Kitamura ve Taiga'nın dans ederken çekilmiş fotoğrafının altında bir fotoğraf daha olduğunu fark etti.

“Bunu ben alıyorum.”

Daha kimse bakmaya bile yeltenemeden, fotoğraf ellerinden çekilip alındı. Ami, Taiga'nın defterini cebine koydu. Bir melek gibi gülümserken yüzünde huzursuz bir ifade vardı.

“Hadi bakalım, şimdi hep beraber temizliğe yardım edelim. Şey... Senpai, yarattığımız kargaşa için gerçekten çok üzgünüz. Kaplan'ın yaptığına ben bile inanamıyorum...”

“Sorun değil. Senin bir suçun yok, Kawashima-san.”

“Aynen öyle! Sıkma canını! Hadi, neşelen biraz!”

Ami hafifçe dudak büküp kirpiklerini yere indirmeye görsün, olacak olan buydu zaten. Üçüncü sınıflara katılan 2-C sınıfındaki herkes temizliğe yardım etmeye başladı ama bir kişi olduğu yerde donup kalmıştı. Ami bunu fark edince gözlerini hafifçe kıstı.

O her zamanki gamsız gülümsemesini kaybeden Minori, bir şeyler düşünüyor gibiydi. Aklındakileri unutmaya çalışırcasına kaşlarını çattı. Sonra başını iki yana salladı. Ami onu izlerken, sanki biraz anlıyorum, diye geçirdi içinden.

Ayağa kalktı ve fikrini değiştirdi. Kendi haline bırakayım, diye düşünerek yerdeki kağıt yığınlarını toplamaya geri döndü. Ama sonra yine duraksadı. Cebindeki defterin ağırlığını hissetti. Nefret ettiği o kişinin halini hatırladı. O da az önceki Minori gibi donup kalmış, ifadesizleşmişti. Ona acımıyordu. Kesinlikle acımıyordu ama...

“...”

Ami ayağa kalktı. Bir kedi gibi, hiç ses çıkarmadan Minori’ye yaklaştı. Kulağına sadece birkaç kelime fısıldadı.

“Vicdan azabın biraz olsun dindi mi bari?”

“Ha...”

Minori arkasına döndüğünde gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Onun suratını gördüğü an Ami söylediğine pişman oldu. Göğsündeki o ağırlık beklediğinden de beter bir hal aldı. Ama Minori’nin bunu fark etmesini istemiyordu. Put gibi dikilen Minori’yi öylece bırakıp sessizce üçüncü sınıfların dersliğinden süzüldü.

Yalnız kaldığı an, sanki birinden kaçıyormuş gibi koridorları ve merdivenleri telaşla indi. Otomatların dizili olduğu o geniş sahanlığa ulaştı.

Ses çıkaramıyordu.

“...!”

Otomatların arasındaki boşluğa sığındı. Alnını duvara dayadı. GÜM!

Aptalca bir şey söylemişti. Söylememesi gerekiyordu. Bunu diyerek eline ne geçmişti ki? Daha iyi biri olduğunu sanıyordu. Daha iyi biri olmak istiyordu. Bunun için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Yine mahvetmişti. Güm, güm. Duvara iki kez daha vurdu.

Evet.

Bu sadece acıma duygusu değildi. Onu kıskanıyordu. Ve başka şeyler de vardı... İşin içine bir sürü başka duygu da karışmıştı. Artık ipin ucu kaçmıştı herhalde. Ne istediğini kendisi bile bilmiyordu. Hiçbir şey gelmiyordu elinden.

Hiçbir şeyi doğru yapamıyordu. Değişemiyordu. Olmak istediği kişiye bir türlü dönüşemiyordu.

Issız sahanlıkta, bir kafanın duvara vurulurken çıkardığı o rahatsız edici ses üç kez daha yankılandı.

Minori’nin aklı o kadar başından gitmişti ki, kırılan bir vazoyu temizlemeye çalışırken elini kesti.

İlk başta Sumire’nin burnunun kırılmış olabileceğini söylediler ama röntgenlerde bir şey çıkmadı. Kemikleri aslında o kadar sertti ki doktorlar bile şaşıp kaldı. Okuldaki son günü geldiğinde, yüzü tıpkı Kitamura’nınki gibi morluklar içindeydi. Lise hayatına, kollarının zor zapt ettiği kucak dolusu çiçekle veda etti. İki gün sonra da uçakla Japonya’dan ayrıldı.

Kitamura, okuldaki en acınası çocuk unvanını Ryuuji’nin elinden aldı. Görünüşe bakılırsa Öğrenci Konseyi Başkanı unvanı, bu yeni tahtının yanında promosyon olarak gelmişti.

Üç gün boyunca Ryuuji’nin yüzü, televizyonda sansürlenmesi gereken bir haldeydi. O kadar ağır yaralanmamıştı aslında ama sanki az önce yakuzalarla kapışmış gibi görünüyordu. Nedense Yasuko, oğlunun suratının bu halinden tuhaf bir heyecan duyuyordu.

Taiga okuldan iki hafta uzaklaştırma aldı. İlk başta atılması gündemdeydi ama Kanou’nun ailesi, Sumire de yumruklarını konuşturmuşken ve hiçbir ceza almadan yurt dışına gidiyorken, Taiga’nın okuldan gönderilmesine razı gelmediler. Eğer Taiga atılırsa Sumire’nin yurt dışına gitmesine izin vermeyeceklerini söylediler, bu yüzden okul yönetimi müsamaha gösterdi. Nihayetinde, Aisaka ailesi tüm bu süreç boyunca okula adımını dahi atmadı. Bütün iletişim bir sekreter aracılığıyla telefon üzerinden yürütüldü. Sonunda Taiga, Kanou Market’e özür dilemek ve teşekkür etmek için giderken ona evde kalmış öğretmen eşlik etti. Başını eğip tövbe ettikten sonra, Takasu ailesi dönüş rotası üzerinde endişeyle onu bekledi.

Evde kalmış öğretmen sekiz yıl aradan sonra ilk sigarasını yaktı ve alnına kalıcı bir kırışıklık daha eklendi.

O gün de mahzun Orion, kış göğünde başlarının üzerinde parıldıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.