Kış Güneşi ve Yarım Kalan Renkler

Taiga’sız geçen okul gününün ardından eve döndüğünde Yasuko ortalarda yoktu. Annesi muhtemelen markete kadar gitmişti. Ryuuji, üniformasını çıkarmak için odasına yöneldi.

Pencerenin ötesinde Taiga’nın yatak odası görünüyordu. Şapşal kız, diye geçirdi içinden ve hafifçe dilini şaklattı. Dışarıda kış kıyamet hüküm sürerken Taiga’nın hem penceresi hem de perdeleri ardına kadar açıktı. Görünüşe bakılırsa yatağına uzanmış, uyuyordu. Odasının tamamını göremiyordu elbette ama yatağın ucundan sarkan çıplak ayak parmaklarının gevşekliğinden keyfinin yerinde olduğu belliydi.

“Ah, cidden ya… Hiç mi üşümüyorsun?”

Onu uyandırmak için telefonla aramayı denedi ama yatak odasından herhangi bir zil sesi gelmiyordu. Uzaklaştırma almış olmasına rağmen, hiçbir şeyi dert etmeden öğle uykusuna yatmıştı. Ne rahat hayat ama.

Pencereden dışarı sarktı. Komşuları rahatsız etmemeye çalışarak sesini alçalttı ve bağırdı: “Hey! Şifayı kapacaksın! Madem uyuyacaksın, kapat şu pencereyi!” Kızın ayaklarının yatakta öte yana devrildiğini gördü ama uyanacak gibi durmuyordu. Kendi haline mi bıraksam, diye düşündü.

“Gerçekten tam bir pasaklı…”

Eğer gerçekten hastalanırsa, ona bakmak zorunda kalacak kişinin yine kendisi olacağını fark etti. Ryuuji, üzerindeki üniformayı bile değiştirmeden evden çıktı. Girişteki diyafondan zili çalarsa Taiga her türlü uyanırdı. Onu bir kez ayağa dikti mi, beraber alışverişe de gidebilirlerdi. O gün balıklarda indirim vardı.

Mermer kaplı girişe girip kızın oda numarasını tuşladı. Zil çaldı ama cevap veren olmadı. Sağ elinin parmağıyla düğmeye basarken, Taiga’nın atkısını hâlâ geri vermediğini hatırladı. Atkısını getirmesini ve hemen oracıkta boynuna dolamayı istiyordu ancak Taiga’nın “Üşüyorum, çok üşüyorum” diye mızmızlanmalarına katlanıp katlanamayacağından emin değildi.

O sırada atkı, yatakta uzanan Taiga’nın omuzlarına yumuşacık dolanmıştı. Aslında kız uyanıktı; susmak bilmeyen zil sesine daha fazla dayanamayıp sonunda doğruldu.

Yatağın yayları esneyince, üzerine gelişigüzel yığılmış kağıtlar yere saçıldı. Dökülenlerin arasında okulun verdiği savunma metni taslağı ve iki adet kartpostal vardı.

O sevimsiz evde kalmış öğretmen bunları ona verirken, “Bu ödevin bir parçası değil,” demişti. Kartpostallardan biri Amerika’daki Kanou Sumire’ye özür dilemek içindi. Diğeri ise öğretmenin kendisineydi; Taiga’ya içine istediği her şeyi yazabileceğini söylemişti.

Aslında zorunlu olmadığı için bir şey yapmaya niyeti yoktu ama canı o kadar sıkılıyordu ve o kadar çok boş vakti vardı ki, bir şeyler yazsa fena olmayacağını düşündü. Kanou Sumire için ne yapacağına zaten karar vermişti. Sorun, öğretmene göndereceği kartpostaldaydı. Hiçbir şey yazmamak ya da öğretmeni gıcık etmek için kurukafa çizmek fazla çocukçaydı. O da tüm kartı tek bir renge boyamayı düşünüyordu.

Yatakta bir o yana bir bu yana yuvarlanırken hangi rengi kullanacağına karar vermeye çalıştı. Pencereden görünen gökyüzüne ve bulutlara baktı, sonra da Takasu ailesinin penceresine gözü takıldı.

Hâlâ bir renge karar verebilmiş değildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.