Şanslı Adam Yarışı

Katılımcılar pistin çevresindeki başlangıç noktasında toplanmıştı. Yaklaşık on kız ve elli kadar erkek vardı.


Alacakaranlık çoktan çökmüştü. Serin sonbahar rüzgarının estiği atletizm sahasındaki yerlerini alan kalabalık seyirci kitlesi, etkinliğin başlamasını beklerken ritmik bir şekilde el çırpıyordu. Taiga, projektörlerin aydınlığı altında, sırtında kırmızı bir pelerinle bitiş çizgisindeki bir sandalyede oturuyordu. Öğrenci konseyi ve yürütme komitesi üyelerinden oluşan bir koruma kalkanı etrafını sarmıştı. Ödüle kimsenin yaklaşmaması gerektiğini ihtar edercesine, katılımcıları sert bakışlarla süzerek hazır ol duruşunda bekliyorlardı.


Başlangıç çizgisinde gizli bir husumet çoktan baş göstermişti. Yan yana duran bunca insanın iyi geçinmesi zaten beklenemezdi. Herkes, küçücük bir avantaj bile olsa kapabilmek için en ön sıraya yerleşmeye çalışıyordu.


“İtmesene be!”


“Kes sesini, ben atletizm kulübündeyim! Sizin gibi yavaşlar önümü kapatıyor, çekilin şuradan!”


“Ne dedin sen?! Kaşınıyorsun galiba! Asıl sen geri bas!”


“Hey! Biz kızız, itip kakmayın tamam mı?!”


“Yere kapaklanıp ağlayacaksanız hiç başlamayın daha iyi, sizi hımbıllar!”


“Kızların burada işi ne zaten? Sadece ayak bağı oluyorsunuz!”


“Nee?! Ne kadar kaba!”


“Geberin gidin!”


Dirseklerin havada uçuştuğu, ayakların ezildiği ve omuzların birbirine çarptığı bu ortamda durum gitgide tehlikeli bir hal alıyordu.


“Bu da ne?!”


“H-hadi canım... Takasu-kun da mı katılıyor?!”


Tek bir çocuğun gelişiyle kalabalık, Musa’nın önünde yarılan Kızıldeniz misali ikiye ayrıldı. İnsanlar titreyerek yol verirken çocuk, başlangıç çizgisinde kendine kolayca yer buldu ve heybetli bir duruş sergiledi. Tabii ki bu çocuk Takasu Ryuuji’den başkası değildi. Küçük gözbebekleri titriyor, bakışlarından tek bir kelime okunuyordu: "Psikopat." Kurumuş, çatlamış dudaklarını yaladı. Çevresine hükmeden bir tavırla etrafı süzdü.


Sadece bakışlarıyla bile etrafındaki dalgalanan kalabalığı geriletmeyi başarmıştı. Normalde böyle bir tepki canını yakardı ama bu sefer tam da hedeflediği şey buydu. Birinci olmayı kafasına koymuştu.


Taiga’nın yanına herkesten daha hızlı ulaşmak istiyordu. Ryuuji az önce şoktan ölecek gibi olmuş, beyni boşalmıştı. Ama şimdi tek bir amaca kilitlenmişti. Öfkesinden kuduracak haldeydi.


Taiga’ya prenses diyen o herifi tutup bir kağıt parçası gibi buruşturup atmak istiyordu. Taiga’yla birlikte o herife haykırmak istiyordu. Sana kimin ihtiyacı var ki?! Sen kral falan olamazsın. O parıldayan tacı Taiga’nın başına kendi ellerimle takacağım. Senin ellerine ihtiyacımız yok diye bağırmak istiyordu. Kendi elleriyle Taiga’ya destek olacaktı. Bundan sonra, ister on yıllar ister bin yıllar geçsin, o kırılgan haliyle tek başına yürüyebilmesi için ona güç verecekti.


Sonra o budala eski halini de bir kenara fırlatıp yeniden doğacaktı. Sana da artık ihtiyacım yok diye geçirdi içinden.


Bunu başarmak için her şeyi yapardı. Yoksa kendi aptallığını asla affedemezdi. Bunu yapmazsa, bir daha Taiga’nın yüzüne bakacak yüzü bulamazdı.


“Birkaç uyarım var! Öncelikle, kimse kendini sakatlamasın! Bitiş çizgisine birkaç minder yerleştirdik!”


Kitamura, elinde start tabancasıyla bitiş çizgisini işaret ediyordu. Gerçekten de hedefin etrafına minderler dizilmişti.


“Eyvallah!”


Ses, sumo kulübünün iri yarı ve güçlü kuvvetli üyelerinden gelmişti. Mevsimin soğuğuna ve bembeyaz tenlerinin açıkta kalmasına aldırmadan keyifleri yerinde görünüyordu. Yanlarına vurup dizlerini kırdılar, bacaklarını açtılar ve çıplak ayaklarıyla yavaşça birbirlerine yaklaştılar. Şanslı Adam’ı bilek güçleriyle ele geçireceklerdi. Kollarını iki yana açarak kararlılıklarını herkese hissettirdiler.


“Ben bunu istemezdim işte...” dedi bir kız. “Aslında benim hoşuma giderdi,” dedi bir diğeri heyecanla.


Ryuuji’nin ise umurunda bile değildi. İster sumo kulübü olsun ister Amerikan futbolu, o koca göğüslerin arasına balıklama dalacak olan kendisiydi. Gerçi bu düşüncesi dışarıdan bakılınca biraz yanlış anlaşılmaya müsait olabilirdi.


“Pekala, parkuru açıklıyorum, iyi dinleyin!”


“Parkur derken, sahanın etrafındaki o yarım daireden bahsediyorsun herhalde?” dedi biri. Ancak gözlükleri parıldayan Kitamura, tek bir kelimeyle onu susturdu: “Yanlış!” Ardından eliyle işaret verdi.


“Vay canına, bu bayağı tuzluya patlamış olmalı!”


Başlangıç çizgisindeki katılımcıların ayaklarının dibinden başlayarak rehber ışıklar bir anda yandı ve bitişe kadar uzanan parlak bir hat oluşturdu.


“Gerçekten harika ama... bir tuhaflık yok mu?”


“Çizgi pisti takip etmiyor. Eski okul binasının hemen önünde aniden kesiliyor, değil mi?”


“İyi yakaladın!”


Kitamura’nın gururu yüzünden okunuyordu. Burun delikleri şişerek derin bir nefes aldı.


“Şanslı Adam yarışının ilk bölümü düzlükten oluşuyor! Ardından eski okul binasının arkasındaki yoldan devam ediyor. Sonra ana girişin yanından tekrar atletizm sahasına döneceksiniz ve doğruca hedefe! Elinizde ne var ne yoksa ortaya koyun!” diye haykırdı göğsünü kabartarak.


Hemen ardından itiraz sesleri yükseldi. “Nee?!”


“Bir dakika, bir dakika! Sizi gidi aptal öğrenci konseyi! Eski binanın arkasındaki o daracık çit kenarında bu kadar insanla koşmamızı mı bekliyorsunuz?!”


“Girişin orası da sadece merdivenlerden ibaret değil mi?! Orası da aşırı dar!”


“Sadece elinizden gelenin en iyisini yapın. Hazır mısınız?!”


Kitamura’nın gayet umursamaz tavrı karşısında, daha fazla tartışmanın bir anlamı olmadığını herkes anlamıştı. Ryuuji’nin içinden geçen ise şuydu: Beğenmiyorsanız katılmayın.


Gürültülü kalabalığın ortasındaki yerini koruyarak önündeki parkura dikti gözlerini. Memnun değilseniz, diye düşündü, buyurun bırakın. Herkesin bırakması işime gelir.


Aslında mesafe o kadar da uzun değildi. Asıl mesele eski binanın arkasına geçildiğinde başlayacaktı. Orası adeta dar bir tünel gibiydi. Orada itiş kakışla vakit kaybetmeyecekti. Tek yapması gereken oraya ilk giren olmak, binanın arkasına vardığında ise bir tıpa gibi yolu kapatıp kimsenin geçmesine izin vermemekti. Ondan sonrası, yani son düzlük, biraz da şansa kalmıştı. O noktaya kadar ne kadar fark açabileceği önemliydi. En azından eskiden spor kulübü geçmişi vardı; ortaokulun son yılında badminton kulübündeydi. O kadar da yavaş sayılmazdı.


Ryuuji dudağını ısırdı. Normal bir yarışta asla yenemeyeceği en dişli rakiplerinin, yani atletizm kulübü üyelerinin konumunu kontrol etti. Gözlerinden yayılan baskı giderek artıyordu. Şeytani bakışlarını onlara diktiğinde gözleri tek bir şey söylüyordu: Sakın önüme geçmeyin.


“Yerlerinize! Hazır!”


Ryuuji bakışlarını hemen önüne çevirdi. Arkasında dönen tekinsiz fısıldaşmalardan habersizdi. Profesyonelce çömelerek çıkış yapmaya hazırlanan grubun önüne kalçasıyla hafifçe engel koydu. Sonra ayağını başlangıç çizgisinin tam sınırına yerleştirdi.


Güm! Start tabancası patladı.


Ryuuji adeta bir mermi gibi ileri atıldı, gözü kara bir hızla koşmaya başladı.


Ama hazırlıksız yakalandı. Arkadan biri tişörtüne asıldı. Dengesi bozuldu. Bir başkası ayağına çelme taktı. Kulağına birilerinin sesi çalındı:


“Önce Takasu-kun’u devre dışı bırakın! Herkes birbirine girmişken kimin yaptığını anlamaz!”


“S-sizi alçaklar...!”


Ryuuji piste kapaklandı. Üzerine basa basa geçip kalçasını iyice çiğnemeyi de ihmal etmediler. Yerden kalkmaya çalışırken gözlerine toz kaçtı.


“K-kahretsin!”


Eğer böyle oynayacaklarsa, o da altta kalacak değildi.


“Bunu kaybedemem!”


Toprağı pençeleyerek hızla ayağa kalktı. Yanından geçen her korkağa hak ettiğini verdi. Tabii ki hedefinde gözler vardı; o korkunç bakışlarını doğrudan gözlerine dikti.


“Ah ah ah ah!”


Gözlerini kaçırıp sendeleyen birkaç kişiyi geride bıraktı. Ardından erişebildiği birinin sırtına yapıştı.


“Kişisel algılama!”


“Uvavavavah!”


Herifi bütün gücüyle aşağı çekti. Adam, takılıp düşen bir başkasıyla birbirine girdi. Ryuuji bu şansı karşısında gülümsemesini saklayamadı. Artık tamamen kötü adamların safına geçmişti.


Ne varmış bunda? diye düşündü. İnsanların beynini bile yıkayabilirdi. Ne de olsa o, doğuştan serseri suratlı Takasu’ydu. Bu yüzle hayatta kalmış, eğilip bükülmemişti.


“Uvah?! Takasu-kun hortladı!”


“Korkuyorum! Suratına bak, dehşet verici!”


“İşte orada, orada, orada!”


“Ahhhh!” Seyirciler arasından bile çığlıklar yükseliyordu. Görünüşe bakılırsa, aşağıdan vuran parkur ışıkları yüzünde ürkütücü bir etki yaratarak işini kolaylaştırıyordu. Ryuuji son sürat atılırken, kararlı yüzü şeytani bir hal almıştı. Alacakaranlığın loş ışığı, yüzündeki o tekinsizliği iyice ortaya çıkarıyordu. Omuzlarının üzerinden Ryuuji’ye bakanlar korkudan kendi ayaklarına takılıp düşüyorlardı. Sadece bakışlarıyla bile üç kişiyi yarış dışı bırakmıştı.


“Seni tanıyorum. Yanılmıyorsam sen...”


“Uvaaaah, özür dilerim!”


Birinin kulağına arkadan fısıldadı; şaşkınlıkla ona bakan çocuğu tanımasa bile çocuk korkudan yere serildi. Böylece sayı dörde çıktı. Ama henüz bitmemişti. Önünde hala başka kafalar yükseliyordu. Beklendiği gibi, atletizm kulübü üyeleri çok hızlıydı ve seviyeleri diğer herkesten farklıydı. Başlangıçtaki o fiyasko ona pahalıya patlamıştı; çok geride kalmıştı.


“Kaaaaahretsin!”


“Aman tanrım, bir iblis geliyor!”

O feryadı kopardıktan sonra, önündeki beş koşucudan ziyade seyircilerin arasındaki ortaokullu bir kız korkudan yere kapaklandı.

Çok yaklaştım, diye geçirdi içinden Ryuuji. Dilini damağına şaklatıp cık dedi ve çatık kaşlarının altından rotayı iyice süzdü. En öndeki grup çoktan okul binasının arkasına dalmıştı. Teker teker gözden kayboldular.

Hayır, hayır, olamaz, diye düşündü. Eğer o dar yere girerse artık kimseyi geçme şansı kalmazdı. Hile yapma ihtimali de ortadan kalkardı. Ne yapmalıydı? Hiçbir fikri yoktu. Ne olursa olsun, yarıştaki sıralaması değişmeden yoluna devam etmesi gerekiyordu. Keskin virajı dönüp okulun arkasındaki, adeta zifiri karanlık bir mağarayı andıran çitlere doğru yaklaştı.

“Cık! Kaçırdım!”

Taiga’nın döner tekmelerinden biri tam gözünün önünden geçti; ya da o öyle sandı. Üzerine gelen saldırı beklediğinden daha yavaştı, bu yüzden kritik bir an içinde Matrix vari bir hareketle arkaya doğru büküldü. Aniden gözlerine doğru hamle yapan her neyse, ondan ucu ucuna kurtulmuştu.

Sırtüstü yere kapaklandı. Kendini toparlayıp doğrulduğunda bunun ne olduğunu anladı. Birinin eliydi bu. Çitteki bir boşluktan dışarı bir kol uzanmıştı.

“Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?!”

“Kusura bakma ama geçmene izin veremeyiz! Basketbol kulübü dışındaki herkes karanlığa gömülecek!”

“Ah, sizi budalalar! Kim olduğumuzu anlayacak!”

Oraya ne ara sızmışlardı bilmiyordu ama çitlerin diğer tarafında, yüzlerine maske niyetine havlu sarmış şüpheli bir grup, karanlıktan faydalanarak yan yana dizilmişti. Oradan geçen masum güzellik yarışması adaylarını gafil avlayıp yere seriyorlardı. İleriye baktığında, sağda solda yüzüstü yere yığılmış, çiğnenmiş insanlar gördü.

“Ş-şaka yapıyor olmalısınız! Yemin ederim hepsini öğretmenlere anlatacağım!”

“Ne istersen yap! Zaten asla geçemeyeceksin! Oh, bir tane daha geliyor!”

“Gelsin bakalım! Bu futsalcı takımdan!”

Ryuuji’nin hemen arkasından gelen kişi, çit hayaletlerinin acımasız pençesine düşmüştü bile.

Neyin nesi bunlar böyle? Ryuuji şaşkındı ama burada vakit kaybedemezdi. Sadece ileri atılması gerekiyordu. Bir kez daha tüm gücüyle fırladı.

“Ah! Özür dilerim!”

Yere serilmiş birinin poposuna basmıştı ama öylece dikilip duracak vakti yoktu. Bir yanında dört katlı eski okul binasının nemli betonu, diğer yanında ise hayalet gibi insanlarla dolup taşan çitler vardı. Eğer biraz daha yavaşlarsa...

“Bu serseri Takasu değil mi! Duyduğumuza göre aslında göründüğün kadar korkunç değilmişsin ha?!”

“Evet, siz çok daha korkunçsunuz!”

Çitlerin arkasından ona eşlik edenler birbiri ardına kollarını tel örgülerin arasından uzatıp pervasızca kıyafetlerini ve saçlarını yakalamaya çalışıyordu.

Aşağıda ise yere kapaklananlar birer engele dönüşmüş, Ryuuji’nin ayaklarına dolanıyorlardı. Onlara sürtünerek sendeleyip durdu. Derken arkasından bir çığlık koptu. Önündeki engellere takılıp üst üste yığılmış insanlar vardı. Burası cehennemin ilk bloğu gibiydi; ya da bir nevi insan hamam böceği tuzağı.

“Kahretsin,” dedi, “ne kadar sinir bozucu!”

Bir sıçrayışta çitin üzerine atladı. Kazandığı ivmeyle iki metrelik yüksekliğe hızla tırmandı ve tepesinde ayağa kalktığında bir an dengesi bozulur gibi oldu.

“Buna izin var mı ki?!”

“Ş-şu an benimle konuşma!”

Aşağıdakiler ona ağzı açık bir şekilde bakıyordu ama bunu bizzat yapan kişi için durum çok daha korkutucuydu. Çığlık atar Gözleri dolarak sessiz bir feryat kopardı. Ryuuji karanlığı tek seferde yarıp geçmeye kararlıydı. Önünü ancak birkaç santim görebiliyordu. Aşağı bakma, sakın düşme, dedi kendi kendine; ölecekmiş gibi hissediyordu.

“Hey, bu hile ama! Çekin şunu aşağı... ah, ah, ah, yandım!”

Bileklerini yakalamaya çalışan ellere acımasızca basarken çoktan dalgın bir hâle bürünmüştü. Korkusunu da aynı şekilde ayaklarının altında eziyordu. Birinci olacaktı. İşte bu kadar; yanında götürebileceği tek şey buydu. Taiga’ya ilk ulaşan o olacaktı. O andan itibaren, zihninde taşıdığı tek düşünce buydu.

Aşağıdaki zifiri karanlık parkurda, yere düşenler ve tökezleyenler birbiri ardına gelmeye devam ediyordu. Yolu kapatacak şekilde üst üste yığılıp kalmışlardı. Tam bir trafik keşmekeşi yaşanıyordu; işte kazanma şansı buydu. Sallanırken umutsuzca dengesini sağladı.

“Ha?! O serseri Takasu mu?! Ciddi misin?! Gerçekten bu kadar ileri gidecek kadar gözü mü döndü?!”

“Kendime göre sebeplerim var, rahat bırakın beni!”

Ona hayretle bakan aylak sürüsünü sonunda geride bıraktı. Ryuuji liderliği ele geçiriyor olabilirdi. Çitin üzerinde koşarken uç safhada bir konsantrasyon içindeydi. Eski okul binasının ötesinden sahanın ışıkları süzülmeye başlamıştı. Bitiş çizgisine kadar uzanan ışık silsilesi parlıyordu. Çitten aşağı atladı ve artık yere sağlam basan ayaklarıyla iniş yaptı.

Karanlığın içinden herkesin önünde fırladı ve önündeki ani viraja kafa üstü dalar gibi girdi. Dönemeç açıldı ve dört katlı binanın merdivenlerini bir çırpıda aştı.

İşte tam o anda olanlar oldu.

Aisaka Taiga sandalyesinden kalktı.

Oyuncak bebeği andıran yanaklarına canlı bir pembe renk yayıldı.

Hafifçe nemlenmiş, kocaman açılmış gözlerinde tek bir adamın silüeti yansıyordu.

En tepedeki o tek kişi. Ona herkesten daha hızlı koşan o kişi. O—

Tam o sırada bir gürültü koptu.

“Ha?! Olamaz?! Bu Takasu-kun, Takasu-kun geliyor, ahhhh!”

“Doğru, valla doğru, birinci geliyor, inanılmaz! Harika, harika, hadi yapabilirsin!”

Koparn alkış kıyamet arasında en çok bağıranlar Kihara Maya ve Kashii Nanako’ydu. Ellerini çırpıp zıplıyorlardı. Onların biraz gerisinde, üzerinde paltosuyla duran Kawashima Ami, “Aman?” diye mırıldandı.

Kollarını kavuşturup yüzüne hayret dolu bir ifade yerleşirken, gözlerinde gizemli ve tutkulu bir ışık dans ediyordu.

Sonra olanlar oldu.

Toplanan kalabalıktan birkaç kişinin, durumu fark edince gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu inanılmaz gelişme karşısında biri kısık bir sesle, “Ç-çok hızlı...” diye geveledi.

Seyirciler, Ryuuji’nin spor sahasına dönen en hızlı kişi olduğuna tam inanmışken olanlar oldu.

Gafil avlandığı sağ tarafından bir gölge, o dar ve ani virajı hiç ses çıkarmadan dönüverdi. Ryuuji’yi sollayıp geçti. O kişi merdivenleri bir adım önünde tırmandı ve yere sağlam ayaklarla bastı. Sonra alçak bir pozisyondan bir an arkasına dönüp gözlerini kıstı ve fısıldadı: “Uyuşuk.”

Kushieda Minori mi?!

Salınan saçları rüzgârda dans eden Minori, soğuk bir esinti gibi Ryuuji’nin yanından uçup gitti. Hızla önüne döndü. Herhangi bir erkeğin en yüksek hızını bile geride bırakacak mucizevi bir tempoyla düzlükte süzülürken adeta havada uçuyor gibiydi. Bir kez olsun ona doğru dönmedi bile. Onu bir kenara itip geçmişti. Ryuuji geride kalıyordu. Parlak hat artık Minori için ışıldıyor, onu doğrudan bitişe götürüyordu.

Kaybedemem; Ryuuji kalbindeki alevlere adeta benzin döktü.

Kesinlikle, ne olursa olsun kaybedemem. Sana karşı kaybedemem.

İki gözün de gerçekten açık mıydı? diye sormuştu Minori ona.

Açıklardı.

Ama yanlış şeyi görmüştü.

“Kahretsin... kaaaahretsin! Lanet olsun, kahretsin, kahretsin!”


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.