Yanılan kendisiydi. Minori’den şüphe etmişti. Şöyle bir durup düşünse aslında her şeyi anlayabilirdi. Her gece Taiga’yı dışarı yemeğe çıkaran o herif... Sırf bu yüzden Taiga’nın çenesinde sivilce çıkmamış mıydı, hastalanmamış mıydı? Yol kapalı diye Ryuuji’yi kızın peşinden gönderen de o herifti. Arabasını bırakıp kızını eve bizzat götürmeye üşendiği için yapmıştı bunu. Taiga’nın eline akıl almaz miktarda para tutuşturan da oydu; muhtemelen kız bir daha para için kendisini arayıp rahatsız etmesin diye yapmıştı. Onunla tek bir ev yemeği bile yemeye yanaşmayan da yine aynı herifti. Taiga yemek yapmayı bilmiyordu, kendisi de uğraşmak istemiyordu çünkü. Hatta verdiği sözü tutamadığı için özür dilemek yerine Ryuuji’ye mesaj atmıştı. O herif, Taiga’nın yüzüne karşı özür dileyecek cesarete bile sahip değildi. En başından beri kendisine zahmet verecek her şeyden köşe bucak kaçmıştı. O herif, o herif, o aşağılık herif! Aslında ortada ne kadar çok ipucu vardı!
Bu, Ryuuji’nin her şeyi gözden kaçırdığı anlamına geliyordu. Sadece kendisini düşünmüş, gerçekleri olduğu gibi görememişti. Şu an kendine lanet okuyor olmalıydı. Ne büyük bir budalaydı. Sadık ama aptal bir köpek gibiydi. Taiga’yı incitmiş, Minori’den şüphe duymuştu; şimdi ise o kadar geride kalmıştı ki Minori’nin sırtına dokunması bile imkansızdı. Eğer burada kaybederse, hikayesi sadece aptal bir herif olarak son bulacaktı. Kaybetmeye kesinlikle tahammülü yoktu.
Önünde koşan Minori, kararlılığın vücut bulmuş hali gibiydi. Düzlükte hızını giderek artırıyordu. Ryuuji, arkasından yaklaşan diğerlerinin ağır nefes alışlarını duyabiliyordu.
“Şu kızın bacaklarına bak, ne biçim koşuyor! Vay be, tam bir sürpriz at!”
“Kızlar softbol kulübünün kaptanı değil mi o?!”
“Çok hızlı, herhalde ezilmemek için şimdiye kadar kendini saklıyordu!”
Minori’nin zarif ama güçlü adımlarla koşan sırtına bakan Ryuuji ve diğerleri, çaresizce onu kovalıyordu. Hedef çizgisi artık tam karşılarındaydı; Ryuuji üstün kondisyonu sayesinde Minori ile arasındaki farkı zar zor kapatıyordu. Arkadan gelen ayak sesleri iyice yaklaştı. Tam o sırada, pistin kenarından bir karaltının yavaşça yaklaştığını gördü. Ryuuji daha ne olduğunu anlayamadan bir gürültü koptu.
“Ay?! Vaaaaaaa?! İyaaaaaaaa?!”
En önde tek başına koşan Minori bir çığlık attı. Gizlice bir engeli piste sürükleyen o gizemli kişi, engeli tam Minori’nin geçeceği yere, yolun ortasına bırakıverdi. Pist ve alan kulübünden birileri olsa bu engelin üzerinden rahatça atlayabilirdi, yani suçlular muhtemelen onlardı. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar oldu; Minori engelin üzerinden atlamaya çalıştı ama dengesini kaybetti. Engele çarparak onu devirdi ve tepe taklak yere kapaklandı. Havaya yoğun bir toz bulutu yükseldi. Arkadan gelen Ryuuji, yerde yatan Minori’ye çarpmamak için hemen yana kıvrıldı.
“Aaa, dikkaaat et!”
Pistin dışına doğru hamle yapınca dengesini kaybedip o da yere serildi. Yüzüstü çakılmıştı, yanakları yanma hissiyle cayır cayır ediyordu. Minori onu fark etmedi bile; bir çekirge gibi yerinden fırladı. Ryuuji ise durmaksızın ileriye doğru bir takla atıp koşmaya devam etti. Kaç kez düşerse düşsün, tıpkı onun yaptığı gibi ayağa kalkacaktı; her ne kadar kaybettiği zamana yansa da... Bir kişi, iki kişi, üç kişi yanlarından geçti; Minori dördüncü, Ryuuji ise beşinci sıraya geriledi. Ryuuji düşünmeyi bırakıp tüm gücüyle ileri atıldı. Henüz pes edemezdi, duramazdı. Ama bitiş çizgisi hemen oradaydı ve öndeki her an ipi göğüsleyebilirdi...
Yoksa çok mu geçti?
“Kushieda-senpaaaaaaiiii! Al şunuuuuuu!”
Tam o anda, seyircilerin arasından beyaz bir şey fırlatıldı. Minori refleksle kolunu uzatıp havada yakaladı. Bu bir softbol topuydu. Minori koşarken önce topa, sonra önündeki rakiplerine, ardından da onların enselerine baktı.
“Yakaladıııııım!”
Sert bir adım attı.
İki ayağını da yere sağlamca bastı. Belini yay gibi gerdi. Vücudundaki tüm enerjiyi sağ koluna yükledi ve alev saçan bir atış çıkardı. Alttan fırlattığı beyaz top, havayı bir ok gibi delip geçti. Topun yörüngesi hafifçe alçalıp pistin ışıklarına teğet geçti, sonra aldığı falsoyla tam hedefe yöneldi.
Akıl almaz derecede isabetli, kusursuz hesaplanmış bir atıştı. KÜT! Top önce liderin kafasının arkasına çarptı, oradan sekip ikinci sıradakinin alnına indi. İkisi de darbenin şiddetiyle dizlerinin üzerine çöktü. Ryuuji, “Kim bu kız?!” diye düşünerek ona döndüğünde olaylar gözünün önünde cereyan etmeye devam etti.
“Nausicaa-kun, yalvarırım git! Taiga için devam et!”
Nausicaa-kun da kimdi? Sözleri komikti ama sesi ve bakışları son derece ciddiydi. Minori’nin gözleri sadece ve sadece Ryuuji’yi delip geçiyordu. Bir sonraki an, öne doğru bir plonjon yaptı ve üçüncü sıradaki adamın bacaklarına yapıştı.
“Ben-ölürsem-seni-de-yanımda-götürürüm atağııııı!”
“Ne?! Şaka mı yapıyorsun yaaaa?!”
İkisi birlikte bağırarak birbirine dolandı ve yere kapaklandılar. Ryuuji onun niyetini anlamıştı. "Sen git," diyordu. "Beni boş ver, öne geç."
"Kimse yetişmeden Taiga’ya ulaş," diyordu.
“Kushieda...”
Yer yerinden oynuyormuşçasına devasa bir tezahürat yükseldi.
Çığlıklar, şikayetler, büyük bir kargaşa...
“Yetiştik beeeeeee!” Sevinçten çılgına dönen insanlar atletizm sahasına doluştu.
İşte o an olanlar oldu.
Hâlâ ayakta olan Taiga, gelişmeleri izliyordu.
Doğrudan bitiş çizgisine koşması gereken kişi, neredeyse düşecek gibi olsa da aniden durdu. Pistte birkaç adım geri gitti. Sonra o iki kişilik insan yığınının yanına varıp altta kalanı, eşofmanlı kızı çekip çıkardı.
Yüz yüze geldiler.
Tek kelime etmeden tekrar koşmaya başladılar.
Hiçbiri ilk adımı atmamış olsa da, elleri birbirine kenetlendi. Ardından, peşlerindekileri kıl payı geride bırakarak bitiş çizgisinden el ele geçip birinciliği göğüslediler.
Taiga yavaşça sandalyesine geri oturdu.
Kolları titremiyordu. Bacakları da öyle. İkisinin yüzünü de zihnine kazıyormuş gibi gözlerini sonuna kadar açmıştı. Parçalanmaya yüz tutmuş kalbinin derinliklerinde tek bir düşünce vardı. Sadece tek bir cümle: İyiyim. Zihni, tezahüratlardan ve alkışlardan uyuşmuştu.
“Bu haksızlık ama, değil mi?!”
“Hangisi kazandı şimdi?!”
Orada burada kaba tartışmalar ve gürültüler yükselmeye başladı. Nihayetinde, olan biteni kutsayan o muazzam tezahürat her şeyi bastırdı. Taiga, sanki yerinden hiç kalkmamış gibi bir ifadeyle, sessizce gözlerini tekrar yere indirdi. Sandalyesinde oturmaya devam etti.
Tacını saçlarının üzerine yerleştirirlerken oturuyordu.
Onlar, yan yana durup tacı birlikte tutarak endişeyle Taiga’nın yüzüne bakarken de oturmaya devam ediyordu.
Sorun yok... diye tekrarladı içinden. Benim de bir gururum var. Bu kadar endişelenmenize gerek yok. Beni gördünüz, değil mi? Tek başıma ayağa kalkabiliyorum.
Kendi başıma yaşayabilirim.
“Kazandık! Kazandık! Kazandık! Başardım, başardım, başardım!”
Çatırdayarak yanan devasa ateşin önünde, komite üyesi –hayır, yönetmen– Haruta sevinçten zıplayıp duruyordu. Dünyalar onun olmuş gibiydi. Sınıf sergisi, Miss Festival, Şanslı Adam yarışı... 2-C sınıfı hepsini süpürmüştü. Sonuçta her cephede galip gelmişlerdi.
Şanslı Adam yarışının heyecanı soğumadan, ödül törenini hemen sahada yaptılar. Haruta, elindeki devasa başarı belgesini gururla havaya kaldırdı. Merkeze yakılan kamp ateşi, bu tek günlük şenliğin sonuna kadar kalan sayısız öğrenciyi aydınlatıyordu. Kapanış partisi başlamıştı. Sayısız kıvılcım parlayarak gece karası gökyüzüne doğru süzülüyordu.
Üzerinde paltosuyla Ami, Haruta’nın yanında hafifçe hırpalanmış bir kupayı tutuyordu.
“Ahhh, o kadar mutluyum ki! Yapmayın, ağlatacaksınız beni...”
O sarsılmaz "iyi kız" maskesini takınarak yerinde kıpırdandı. Hatta sahte gözyaşları bile hazırdı. 2-C sınıfından etrafını saran herkes bir ağızdan konuşuyordu.
“Ami-chan, harikaydın!”
“Ami-chan, ağlama ne olur!”
“Ben de çok duygulandım!”
“Herkes muhteşemdi!”
“Haruta bile, Haruta olmasına rağmen süper iş çıkardı!”
Hatta gerçekten gözyaşı döken birkaç kız bile vardı. Bu duygu selinin tam ortasında Haruta, zafer kazanmış bir edayla başını salladı.
“Biliyor musunuz, düşündüm de... Sizce de MVP, yani turnuvanın en değerlisi... Yuri-chan değil mi?”
Öğrenci halkasının biraz uzağında duran bekar kadını (30 yaşında) işaret etti. Bekar kadın (30 yaşında) omuzlarını silkti. Öğrenciler hep bir ağızdan ona döndü. Gözleri saf bir parıltıyla ışıldarken, birbirlerine onaylarcasına bakıyorlardı.
“Bak şimdi söyleyince hak verdim...”
“Profesyonel güreş şovunu en başta Yuri-chan önermişti.”
“Herkes çok çalıştı ama bize bu fırsatı veren kesinlikle Yuri-chan’dı.”
“Katılıyorum. Turnuvanın yıldızı Yuri-chan!”
“Yuri-chan, teşekkürler!”
“Yuri-chan, neyin var?”
Aniden ilgi odağı olan bekar kadın (30), bacakları titrerken acı çeker gibi bir hal aldı. Ateşin ışığında saçları kurumuş, cansız görünüyordu. Bir anda yorgunlukla tek dizinin üzerine çöktü ve şakaklarını ovmaya başladı.
“Ngh, ben sadece... ne kadar küçük hesaplar peşinde koştuğumdan nefret ettim bir an... Nefret ediyorum, yetişkin olmaktan nefret ediyorum...”
Öğrencilerinin gözlerinin içine bile bakamıyordu. İçlerinden biri sessizce ona doğru bir adım atıp elini uzattı. Bu Ami’ydi.
“Hocam, kendinize gelin. Aslında merak ediyordum da, nedir bu bej rengi tutkusu? Kıyafetlerinizi diyorum.”
“O-Otuz yaşında olduğum için...”
"Olamaz! Çok komik bu!"
Otuz yaşındaki bekar kadının gözlerinden yaşlar boşaldı. Tüm duyguları o yaşlarda birleşti; şimdiye kadarki en etkili, en güçlü gözyaşları haline geldiler. Otuz yaşında olmam çok komik, diye düşündü, bana bile komik geliyor. Kederle omuzlarını düşürdü, gözlerinin altında dayanılmaz bir gölge oluştu.
"Hocam," dedi Ami, "bej size pek yakışmıyor. Teniniz biraz şeffaf gibi, bu yüzden bence parlak pastel renkler size çok daha iyi gider. Ayrıca fiziğiniz de çok düzgün, vücut hatlarınızı ön plana çıkarmalısınız. Bu bir silah, biliyorsunuz değil mi, si-lah. Günümüzde bu kadar sade giyinen otuz yaşında kimse kalmadı. Bekarsınız, modanın ve aşkın tadını çıkarma konusunda daha açgözlü olmalısınız. ♥"
"K-Kawashima-san..."
"Geçen gün sizi gördüm. Okuldan sonraki bahçe partisinde o şahane çantanız yanınızdaydı, değil mi? Yeniydi, öyle değil mi? Gerçekten harika görünüyordu! Keşke benim de olsa... Aaah?!"
Otuz yaşındaki bekar kadın, palto giymiş bu meleğe sarıldı. Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim... diye defalarca sayıkladı.
Ne hoş bir manzara. Derinden etkilenen ve etraflarını saran 2-C sınıfı öğrencileri onları çılgınca alkışladılar. Haruta, bekar kadının omuzlarına kolunu attı ve aynı rahatlıkla diğer kolunu da Ami’nin omzuna doladı.
"Yuri-chan-sensei, siz de mutlaka partiye gelin!"
"G-Gelsem olur mu gerçekten?! Ama o zaman yaramazlık yapamazsınız ki?!"
"Sorun değil, sorun değil, her şey yolunda," dedi Haruta. "Zaten en başından beri efendi gibi bir aile restoranına gitmeyi planlıyorduk."
"Emin misiniz?! Yaş ortalamasını tavan yaptırırım ama."
"Hiç sorun olmaz."
Gürültülü kalabalığın hemen yanında parlayan ateş iki metre yüksekliğe ulaşmış, gölgelerini yere düşürerek dans ettiriyordu. Diğer sınıflardan gelenlerin yüzleri ateşin turuncu ışığıyla aydınlanmıştı. Kimisi yorgunluktan bitap düşmüş olsa da gülüyor, sohbet ediyor, ateşi seyrediyor, yere çökmüş bu sıra dışı kültür festivalinin sonunun tadını kendine göre çıkarıyordu. Diğer okulların üniformalarını giymiş bir grup kız ve onlarla birlikte heyecanlı bir erkek topluluğu vardı. Tabii kendi etkinlikleri için toplanmış başka sınıflar da oradaydı. Sayıları az olsa da, yan yana oturan ve aralarında o malum atmosferi oluşturan kızlı erkekli çiftler göze çarpıyordu. Henüz erkendi ama hazırlık komitesi bir çadırın altında, verdikleri emeğin gururuyla gözyaşları içinde kutlama yapıyordu. Öğrenci konseyi ise sıra sıra dizilmiş masaların üzerine oturmuş, kültür festivalinin bu son etkinliğini tepeden seyrediyordu.
Nihayet bitmişti. Her yıl sadece bir gün süren o büyük şölen sona ermişti.
"Kapanış partisine gidiyorsun, değil mi Bayan Kültür Festivali?"
"Eh, sen gidersen evde akşam yemeği de olmaz zaten. Gidebilirsin Bay Şanslı Adam."
Bekar kadını çevreleyen halkanın kenarında Ryuuji acıyla inleyerek geri sıçradı. Prensesimiz, yanağındaki o meşhur yarayı sertçe dürtüyordu.
"Kendini yaralatmışsın, ne kadar ezikçe. Yarın seni Miyake kliniğine götüreyim mi?"
"Miyake mi... orası veteriner değil mi?!"
"Hahahahaha!" Taiga, başındaki o göz alıcı Swarovski tacıyla şeytani bir kahkaha attı. Elbise ve melek kanatları ona çok yakışmıştı. Ona bakıp da büyülenmeyecek kimse yoktu. Görünüşe göre bir insanın kişiliği ile dış görünüşü gerçekten tamamen alakasızdı. Ya da aralarında ters bir orantı vardı.
Ryuuji, "Bu yarayı kimin için aldım sanıyorsun?" der gibi dik dik Taiga’ya baktı.
Taiga kibirle onu süzdü ve zehirli dudaklarıyla güldü.
Doğru, diye düşündü Ryuuji, gül bakalım. Taiga bunca zaman beklediği babasının kaçtığını bilmesine ve o mesajı görmesine rağmen, bu geceki gülüşü her zamankinden bile daha kışkırtıcıydı.
Görmek için yalvardığı o mesajı ona gösterdiği an, "Hyaa!" diye bağırmıştı. Sanki telefonu sertçe bir yere fırlatmış gibi yapıp Ryuuji’yi paniğe sürüklemiş, sonra hemen "Şaka yaptım," diyerek kahkahayı basmıştı. Hala ellerinde sıkıca tuttuğu telefona bakmıştı. Bununla da kalmamış, Ryuuji’yle dalga geçip onun telaşlı haline gülmüştü. Tüm vücudu ateşin parıltısıyla yıkanıyor, mini elbisesi hala zarifçe dalgalanıyordu.
Ne kadar endişelendiğimden haberin bile yok, diye iç geçirmeye çalıştı Ryuuji ama yapamadı.
"Yahu... sen ne kadar çetin birisin?" dedi. "Kesin sinir krizi geçirirsin sanıyordum."
"En başından beri o adamın ne yaptığı umurumda değildi. Sorun değil, gerçekten, hiç önemli değil. Hiçbir şey değişmedi. Asıl sen, ben orada yapayalnızken nasıl bu kadar cesurca Minorin ile flört edebildin? Onunla ne zaman barıştın?"
"Şey, o konu..."
Barıştıklarını sanmıyordu. Minori onlardan biraz uzakta, başkasıyla sohbet ediyordu. Ona şöyle bir baktı, hemen gözlerini kaçırıp başını kaşıdı. Taiga söyleyince fark etmişti; o hengamenin ortasında el ele tutuşmuşlar gibi hissetmişti. Bu el. Bunu hatırlamaya çalıştığı an, aniden vücudundan bir titreme geçti. Yanakları yanmaya başladı.
Doğru ya, diye düşündü. El ele tutuşmamış mıydık?
"Ne demek 'Şey'? Yoksa Grey's Anatomy'deki o kalp cerrahı kadına olan takıntın yüzünden mi böyle yapıyorsun? Seni budala herif. Sil şu aptal gülümsemeyi yüzünden. Çabuk ol ve özür dile, seni hantal it! Söz vermiştin, değil mi?!"
Taiga sırtını dürterken bir kontratak yapma fırsatı bulamadı. "Ah, ah," diye inledi. Sonra, ondan kaçmak için sendeleyerek uzaklaşmaya çalışırken olan oldu.
"Müzik başlıyor."
Hoparlörlerden meşhur bir vals yayılmaya başladı. Sesine bakılırsa, biraz eskimiş bir kasetten geliyordu. Ritim tıkırdarken ve ateş sonbahar gecesinin gökyüzünü aydınlatırken, tasasız notalar havada dans etti.
Düşününce, diye geçirdi içinden Ryuuji hafifçe gülümseyerek. Öyle yapınca yüzündeki yara sızladı. Şanslı Adam’ın şunu yapmaya hakkı yok muydu? Şuna hakkı yok muydu—
"Gidip Kushieda’dan özür dileyeceğim. Ama ondan önce—"
Taiga’nın gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ateşi yansıtan bu gözler, yanan mücevherler gibi köz köz parıldıyordu. Bir balo değil belki ama— Alışık olmadığı o kelimeleri söyleyemeyen dudaklarını ıslattı. Ryuuji elini Taiga’ya doğru uzattı. Arada sırada böyle şeyler yapmakta sakınca yoktu, değil mi?
"Mi-no-riiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiin!"
Taiga, Ryuuji’nin sözlerini tamamen görmezden gelerek lafını kesti ve çıkarabildiği en yüksek sesle en yakın arkadaşına seslendi. Sesi bir uluma gibi yankılandı. Minori refleksle arkasına döndü.
"Ne oldu, ne oldu?! Bir sorun mu var?!"
Minori koşarak Taiga’nın yanına geldi. Taiga’nın boğazını okşadı, alnını ovdu; saçlarından boynuna kadar öyle bir hırsla elini gezdirdi ki sanki onu tımar ediyordu.
"Minorin Minorin Minoriiin! Seni seviyorum seviyorum seviyorum!"
"Tamam tamam tamam, anladım, anladım! Aaah, Taiga çok tatlısın! Tacın sana çok yakışmış! Dünyanın en güzel prensesisin, çok tatlısın, çok, çok!"
"Tacımı sen taktığın için çok mutluyum."
"Sadece ben değil, Takasu-kun da birinci oldu, değil mi?"
"Onu bilmem. Bir şey görmedim. Bir şey duymadım."
Taiga her zamanki gibi bir hayvana dönüşmüştü. Tüm gücüyle, yüzü sargılarla kaplı Minori’ye yapıştı. Minori’nin boynunu kokladı, yüzünü ona sürdü ve sanki dünyadaki en huzurlu yerindeymiş gibi gevşedi.
Siz ne yapıyorsunuz böyle? Ryuuji sadece gülebildi.
"Fhahaha," dedi Minori, "gıdıklanıyorum!"
Farkına varmadan o da gülmeye başlamıştı. Ryuuji’nin gözlerinin içine baktı. Bakışlarını fark edince hafifçe omuz silkti ama bunu nazikçe yaptı.
Huzurla yatan Taiga aniden kafasını kaldırdı. Biraz çabalayarak Minori’nin kollarından kurtuldu. Mağrur bir tavırla ayağa kalktı ve hedefindeki kişiye dik dik baktı.
"Şey, Kawashima-san. Benimle dans eder misin?"
"Hayır, hayır, benimle dans et."
"Sana her zaman hayranlık duymuşumdur. O kraliçe gibi performansına resmen aşık oldum."
Vals çalmaya başlayınca, erkekler Ami’nin etrafını sarmıştı. Her sınıftan, her yaştan erkek oradaydı. Hatta diğer okullardan gelenler bile ona sevgi dolu sözler yağdırmak için araya katılmıştı. Tapılan o nesne, yani Ami, kaşlarını çattı ve kendisine uzatılan onca ele bakarken zor durumdaymış gibi göründü. Ancak gerçekte, hepsini büyük bir keyifle süzüyor gibiydi.
"Ş-Şey... ne yapsam kiii~?! Bu çok zor, daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım~!"
O sarsılmaz iyi kız maskesini takınmış, utangaç tavırlarla mırıldanıyordu. Kamp ateşi kimsenin yaklaşamayacağı kadar sıcaktı ama bu manzara insana bir soğukluk veriyordu; özellikle de Ami’nin gerçek yüzünü bilenlere.
"Eğer bu kadar zorsa, senin partnerin ben olurum, Çivava!"
Taiga, çevik bir kedi gibi sahneye atladı. Sonra Ami’ye yapışıp onu dişlemeye başladı.
"H-Hayır, bekle, Aisaka-san! Bırak, hey, bu gerçekten acıtıyor... acıtıyor diyorum!"
"Gel. Bak, seninle dans edeceğim dedim ya!"
"Acıtıyooor, seni şımarık velet!"
Taiga, Ami’nin o karanlık yüzü ortaya çıkana kadar omuzlarına asılmaya devam etti. Ami onu üzerinden silkeledi ve kovalamaya çalıştı... ya da öyle göründü.
"HOOOOOP!"
Taiga bir lariat takedown yaptı. Sanki o profesyonel güreş şovuna kaldığı yerden devam ediyor gibiydi. Ami’yi arkadan yakalayıp yere yapıştırdığında etraftakiler bağırmaya başladı: "Say, say!" "BİR! İKİ!"
O vahşi kaplanın üzerine giydirince, o güzelim elbisenin de melek kanatlarının da hiçbir anlamı kalmıyordu.
Ryuuji onları durdurmalı mıydı yoksa hallerine mi bırakmalıydı, bilemiyordu. Bunu düşünmek bile içini daraltıyordu. Ami kesinlikle iyi olurdu; ne de olsa oldukça dayanıklıydı. Ryuuji bıkkınlıkla onları izlerken, biri hafifçe omzuna dokundu.
"Kusura bakma, Takasu-kun."
Minori’nin tam yanında durduğunu fark etti.
Yüz hatlarının kıvrımları, yanan ateşin rengine boyanmıştı. Hâlâ birbirleriyle uğraşıp duran Ami ve Taiga’yı izliyordu. Ryuuji bir an tereddüt etse de sonunda başını öne eğdi.
“Asıl özür dilemesi gereken benim. Hiçbir şeyi anlayamamışım. Sana çok ağır laflar ettim. Üzgünüm. Gerçekten çok üzgünüm.”
Minori’nin gözleri şaşkınlıkla irileşti. Başını hızla iki yana salladı.
“Öyle deme! Hiç de öyle değil, Takasu-kun.”
Gözlerini yumdu; kelimeleri sanki içinden söküp alıyormuşçasına fısıldadı.
“Senden bilerek sakladığım şeyler vardı, Takasu-kun. Sana anlatmadım, üstüne bir de senden daha iyiymişim gibi davrandım. Her şeyi bildiğim halde seni suçladım. Açıklamam gereken şeyler vardı ama sustum. Bu yaptığım hiç adil değildi.”
Sözleri burada kesildi. Vals müziği çalmaya devam ediyordu ama kimsenin dans ettiği yoktu. Öğrencilerin kimi yere çökmüş, kimi ayakta karşılıklı durmuş, gözlerini o göz alıcı ateşten korumaya çalışıyordu. Ami elinden kaçınca Taiga, sinirden soluk soluğa bir başına kalmıştı. O sırada gözlüklü bir çocuk, fark edilmeden ona yaklaştı.
“Hey, Aisaka. Şanslı Adam ben değilim belki ama yine de sana dans teklif etme hakkım var mıdır dersin?”
Taiga’nın gözleri şokla faltaşı gibi açıldı. Tam o anda, kamp ateşinden her zamankinden daha gür bir çıtırtı yükseldi. Alevler sarsıldı; bu sarsıntı Taiga’nın buğulanmış, kırpıştırıp durduğu gözlerine yansıdı.
“Kuralları koyan… Öğrenci Konseyi değil mi zaten?”
Kitamura hafifçe güldü. Kaskatı kesilmiş, ne yapacağını bilemez halde duran Taiga’ya hiç tereddüt etmeden elini uzattı.
“Buna karar verecek olan sensin, Aisaka.”
Taiga onun eline bakakaldı.
“Evet mi hayır mı? Aisaka Taiga, benimle dans eder misin?”
Ryuuji olan biteni biraz uzaktan izliyordu. Taiga’nın yüzü ateşle aydınlandığı için teninin rengini seçemiyordu ama kızın kıpkırmızı kesildiğine adı gibi emindi. Kalbinin, dışarıdan duyulacak kadar şiddetle çarptığını biliyordu.
Birileri Taiga ve Kitamura’yı işaret ederek şaşkınlıkla bağırdı. Öğrenci Konseyi’ndeki şu gözlüklü tip, Avuç İçi Kaplanı’na çıkma teklif ediyor! Hiç heveslenme, bu düpedüz delilik. Oha! Birileri de eğlenerek ıslık çaldı. Ancak Kitamura istifini bozmadı. Elini uzatmış halde, tek bir milim bile kıpırdamadan Taiga’nın cevabını bekledi.
“Ş-şey… Konsey için yapman gereken işler yok mu?”
“Sorun değil. Böyle bir gecede bir dostumla dans etmek istiyorum.”
Taiga’nın dudaklarına hafif bir tebessüm yayıldı. Kocaman gözlerini Kitamura’nın yüzüne dikti. Bakışları buğulandı, yaşardı, titredi. Gözlerini yumup tekrar açtığında artık etrafındakiler umurunda bile değildi.
“Kitamura-kun,” dedi Taiga sevdiği çocuğun adını anarak. “Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Gerçekten.”
Bu sözler üzerine Kitamura’nın gözleri, gözlüklerinin ardında gülümser gibi oldu. Bakışlarını hafifçe kıstı.
“Neden teşekkür ediyorsun ki? Çok tuhaf. Arkadaşlara teşekkür edilmez.”
“Öyle mi diyorsun?”
“Öyle değil mi? Ee, bir cevap verecek misin artık?”
“Ha ha. Dans nasıl ediliyor ki?”
“Birbirinizin elini tutarsınız, gözlerinizin içine bakarsınız ve canınız isteyene kadar dönersiniz. Sanırım böyleydi.”
Taiga güldü. Mahcup bir tavırla gökyüzüne baktı; sonra elini uzatıp Kitamura’nınkini tuttu. Bak bak, nasıl da yakınlaştılar, ortalık ısınıyor diye densizce bağırdı birileri. Belki de Kültür Festivali’nin getirdiği o coşkuyla, kalabalığın bir kısmı havaya girip alkış tutmaya başladı.
Kızın umurunda değildi.
Gülümserken hiçbir şey umurunda değildi.
Ben tek başıma da iyiyim, diye geçirdi içinden.
Ama bana teklif ettiğin, elini uzattığın için teşekkür ederim, çok teşekkür ederim. Elbisesinin içinde zarafetle süzülürken, kalbinden geçenleri Kitamura dahil kimseye belli etmedi. Döne döne dans etmeye başladılar.
“Yaklaşık bir yıl önce, Taiga’nın babası çıkageldi,” dedi Minori.
Ryuuji, ateşin etrafındaki bu manzarayı izleyenlerin yanında duruyordu.
“Taiga’nın yalnız yaşadığını biliyordum, bu yüzden çok sevinmiştim. ‘Taiga babasıyla yaşayacak, ne harika bir haber’ falan demiştim. Ama taşınacakları daireyi seçecekleri gün, adam birdenbire ‘iş’ bahanesiyle yurt dışına kaçtı. Taiga buluşma yerinde saatlerce bekledi; sonunda emlakçı gelip ona durumu anlattı. Babasının sözleşmeyi hiçbir zaman imzalamadığını söyledi. Dairenin satışını da durdurmuştu. O hazırlıkları yapmak, planlar kurmak ne kadar eğlenceli gelmiştir ona, değil mi? Taiga da çok heyecanlıydı. Ama adamın… en başından beri niyeti ciddi falan değildi.”
Eğer sormuş olsaydı, Ryuuji de anlardı.
Taiga’nın neden babasıyla telefonda bile konuşmak istemediğini, adam ortaya çıktığında neden apış arasına tekmeyi bastığını anlardı. Ryuuji, kızın direncini kırmıştı. Kendi yaralarını düşüncesizce sergileyerek onu gafil avlamıştı. Taiga’nın ne anlatacağını dinlememişti bile.
“Bu yüzden o herif ne zaman—”
Minori, Ryuuji’nin çöken moralini fark etmiş olacak ki, Taiga’nın babasından “o herif” diye bahsetmeye başladı. Bunu kaba bir tonla, sanki Ryuuji’ye Senin suçun değil, o herifin suçu demek istiyormuş gibi söylüyordu.
“O herif ne zaman ikinci karısıyla kavga etse, ‘Gidip Taiga’yla yaşayacağım!’ diye tutturuyor. Ama sonunda karısıyla barışıyor ve bir kenara atılan yine Taiga oluyor. Bu yaşandığında çok sinirlenmiş ve o herifi iş yerinden aramıştım. Ne dedi biliyor musun? ‘Ebeveyn ve çocuk arasındaki bağ ne olursa olsun kopmaz ama kadınla erkek arasındaki ilişki kopabilir. Bu yüzden asıl korunması gereken bağ, kadın ve erkek arasındakidir.’ Tam bir pislik.”
“Taiga’yı sadece kendi heyecanları için kullanmıyor mu yani? Bu çok…”
“Evet. Resmen bunu yapıyor.”
Minori hafifçe duraksadı. Gece göğüne yükselen ateş sütunu gözlerine yansıyordu.
“Yani, o gün… tartıştığımızda, sadece seninle konuşmalıydım Takasu-kun. Ama… ama… anlatmak istemedim.”
Bakışlarında yalnız bir ifade vardı ama Ryuuji bunun üzerinde durmamanın daha iyi olacağını biliyordu.
“Taiga bana hiçbir şey anlatmıyordu. Tek bilen sendin. Bunu düşününce… Bilmiyorum, belki de inatçılığımdandı. Belki de kaybetmek istemediğim içindi… Taiga ile birlikte göğüs gerdiğimiz o geçmişi seninle paylaşmak istemedim sanki. Sana karşı bir üstünlüğüm varmış gibi hissettim. Sen gerçeği bilmiyordun, her şeyi yanlış anlıyordun. Ve ben, Taiga’yı kesinlikle senden daha iyi anlıyordum. Öyle hissettiriyordu işte. Her şeyi elime yüzüme bulaştırdım, değil mi? Sonunda Taiga’yı yine üzmekten başka bir işe yaramadım.”
“Ama onu üzen sen değildin. Hem Taiga neden bu sefer olanları sana anlatmadı ki?”
“Çünkü anlatırsa babasına yine çok kızacağımı biliyordu. Bence bunu sezmişti. Sonuçta, her şeye rağmen Taiga başkalarının babası hakkında kötü düşünmesini istemiyordu. O yüzden bir yıl önceki o olaydan beri, evdeki durumuyla ilgili bana hiçbir şey anlatmıyor.”
Ryuuji’nin uzun zamandır kafasını kurcalayan soru nihayet cevaplanmıştı.
Minori’nin neden Taiga’ya yardım etmediğini hep merak ederdi. Taiga ev işlerinde felaket durumdaydı ama Minori her şeyin üstesinden gelirdi.
Demek Taiga, Minori’nin yardımını bizzat geri çevirmişti.
Eğer başının dertte olduğuna dair tek bir sinyal verseydi, Minori kızın babasından daha da çok nefret edecekti. Taiga, babasına kendisi ne kadar küfrederse etsin, başkalarının aynısını yapmasını istemiyordu. İnsanların ondan nefret etmesini istemiyordu. O zaman da böyleydi, muhtemelen şimdi de öyleydi. Konunun üzerini kapatıp Umurumda değil demekle yetinmek istiyordu belki de.
Minori ellerini hafifçe kaldırıp omuz silkti.
“Taiga benim için çok değerli. Bu yüzden benden bir şeyler saklaması canımı yakıyor… Kıskanıyorum, bu kişi sen olsan bile.”
Arka planda uzun bir vals tınısı yankılanırken, sesinde hafif bir kendini hor görme ifadesi vardı. Böyle bir durumda onu nasıl teselli edebilirdi ki? Ryuuji kara kara düşünürken, Minori aniden, “Belki de lezbiyenimdir?” dedi.
Başını kaldırdığında yüzünde tuhaf bir ciddiyet vardı. Birden Ryuuji’nin gözlerinin içine baktı. Şaka mı yapıyordu yoksa gerçek miydi, kestirmek imkansızdı. Gözleri sadece yumuşak ve güzel bir ışıltıyla parlıyordu.
Ryuuji’nin söyleyebileceği tek bir şey kalmıştı.
“Ş-şey… bence… öyle olmasan daha iyi olurdu.”
Minori onun için küçük bir kahkaha attı.
“…Haklısın,” dedi sadece.
Farkına varmadan, yazın denize baktıkları o andan bile daha yakın duruyorlardı şimdi. Ryuuji kollarını uzatsa, Minori’yi omuzlarından çekip sarmalayabilirdi herhalde.
“Aa. Normal konuşuyorum.”
“Ha? Ne dedin?”
Minori’nin sözleri her zaman birdenbire dökülür ve biraz gizemli kalırdı.
“Yok bir şey, yok bir şey. İ-iyiyim ben. İyiyim. İ-i-i-iyiyi…”
Öh! Öh! Birden öksürmeye başladı. Ryuuji sırtına vurmaya yeltendi ama kız sanki bu hamlesinden paniklemiş gibi geriye kaçtı. Elektrik çarpmışçasına yerinden sıçradı. Sarsıldı, kıvrandı ve sonunda, gıdıklanmadığı halde beklenmedik bir çığlık attı: “Ciyak!” Ardından kahkahayı patlattı.
“Ahyaaaaaa hya hya hya hyaah!”
“Bu hiç normal değil! Kesinlikle normal değilsin!”
Minori olduğu yerde zıplayarak kendi kendine yüksek sesle gülmeye başladı. Kaçacak sandı ama kız zıplamaya devam ederek dizlerini Ryuuji’ye çarpıyordu. Minori’nin zihninde ve ruhunda o an neler dönüyordu acaba?
“Biri bana ne olduğunu açıklasın!” diye göğe yalvarırcasına bağırdı. Birkaç saniye sonra beklediği cevap geldi.
“Tamamdır! Bir adet Takasu ve Minori kıstırılmıştır! Hepsini yakalamalıyız!”
Daha ne olduğunu anlayamadan Ryuuji, karanlığın içine doğru uçan bir tekmeyle sarsıldı. Birden arkalarından, o an romantik bir şekilde dans ediyor olmaları gereken Kitamura ve Taiga belirdi. İkisi, kollarının arasına aldıkları Ryuuji ve Minori’yi şiddetle sarsmaya başladılar.
“Vaaay, ödümü kopardınız! Ne yapıyorsunuz siz?!”
“Ha ha ha! Festivalin son etkinliği bu, herkes dans etmeli!”
Kollarını gevşeten Kitamura ve Taiga; Ryuuji ile Minori’yi kaptıkları gibi dört kişilik bir halkanın içine sürüklediler. Kitamura halkayı çekiştirerek grubu herkesin görebileceği bir noktaya, ateşin tam yanına kadar getirdi.
“Ahya hya, çok utanç verici! Bu yaptığımız dans falan değil!”
Ryuuji, Taiga’nın kulağına lanet okur gibi bir şeyler fısıldarken Minori hallerine bakıp keyifle gülümsüyordu.
“A-a-ama tam da aramızda güzel bir hava yakalamıştık! Ne diye rahatsız ediyorsunuz ki bizi?!”
“Sadece güzel anılar biriktirmeye geldim. Aslında sonunda, sonunda, sonuuuuunda sadece Kitamura-kun ile dans edebileceğimi düşünmüştüm!” Taiga’nın eli, Ryuuji’nin parmaklarını korkunç bir güçle sıkıyordu.
“Ah ah ah ah...”
Ryuuji kısık bir sesle inledi. Hayır, gerçekten. Taiga mutlu olduğu için aslında seviniyordu. Bakın, parmakları Ryuuji’ninkilere kenetlendiğinde bile üzerinden güç taşıyordu... Ben mutlu olmazsam senin de mutlu olmana izin vermem diyen o muazzam kuvvetle Ryuuji’nin yumruğunu pestile çeviriyordu.
“Aaaaah... insaf et be! Gerçekten kıracaksın!”
“Parmakların bu kadarcık şeyle kırılacaksa, baştan kırılsınlar daha iyi!”
Kırılmazlardı herhalde, diye geçirdi içinden. Öte yandan, Kitamura ve Minori’nin sergilediği o absürt heyecan ve enerji, bu hırçın ikiliyi tamamen gölgede bırakıyordu.
“Tamamdır! Ami’yi yakalamaya gidiyorum!”
“Harikaaa! Bekle bizi Ahmin!”
Birer avcı edasıyla gözlerine kestirdikleri zavallı avlarına doğru yöneldiler. Ami, gökyüzüne doğru hırsla yükselen, çıatırtılarıyla geceyi inleten kamp ateşinin önünde olan bitenden tamamen habersizdi.
“Gerçekten çok güzelsiniz Kawashima-san.”
“Sahiden bir erkek arkadaşınız yok mu? Bu imkansız gibi bir şey.”
“Herkes kesinlikle sizin kendi liglerinin çok üstünde olduğunuzu düşünüyordur.”
“Neeee? Yok canım, hiç de öyle değil! Aslında hiç popüler biri değilimdir!”
“Yine mi aynı şey? Çok safsınız.”
“İşte, işte bu saflığınız yok mu! Ama sizin en tatlı yanınız da bu zaten.”
“Olamaz! Ben saf mıyım yani?! Hayııır, neden ki?! Cidden, neden herkes bana saf olduğumu söylüyor merak ediyorum!”
Yüzündeki ifade resmen Keyfim yerinde! diye bağırıyordu. Etrafına gülücükler saçarak cazibesini konuşturuyordu. Diğer sınıftan çocuklarla takılıyordu. Yanına dizdiği çocukların hepsi az çok yakışıklıydı ve Haruta’dan en az beş yüz kat daha zeki görünüyorlardı.
Kitamura, Minori, Ryuuji ve Taiga sessizce Ami’nin arkasından yaklaştılar. Kollarından oluşturdukları halkayı üzerine geçirmek üzerelerdi.
“Gerçekten hiç bilmiyorum. Herkesin bana neden bunu dediğini merak ediyorum. Neden herkesin bana ‘Ami-chan, çok safsın’ demesi tam bir gizem.”
O ho ho! diye güldü.
Onu tam da keyfinin en zirve yaptığı noktada yakaladılar.
“Tamamdır! Ahmin’i paketledik! Hepsini yakalamalıyız!”
“A-A-AHHHHH?! Ne-ne oluyor be?!”
Dördü birden onu sağlama almıştı. Şaşkınlıktan donakalan çocukları arkalarında bırakıp Ami’yi çekiştirerek ateşin önüne getirdiler ve etrafını sardılar.
“Hee hee hee, Ahmin,” dedi Minori, “az önce çok eğleniyor gibiydin sanki?!”
“Bizi unuttun mu yoksa?” dedi Kitamura. “Ha?”
“Ben de az önce böyle yakalanmıştım işte...” diye mırıldandı Ryuuji.
“O garip gülüşünle ne yapıyordun öyle sen?!” diye çıkıştı Taiga.
Ami pes etmeye niyetli değildi. Etrafında giderek daralan o dört kişilik halkadan kurtulmak için debelenip duruyordu.
“Hayır hayır hayııır! Kesinlikle istemiyorum bunu! Böyle güzel bir gecede hepinizle bir arada takılmak istemiyorum!”
Ancak çabası beyhudeydi; boşuna, tamamen ve kesinlikle nafileydi. Minori ve Ryuuji, kızın ellerinden sıkıca kavrayıp onu zorla halkanın bir parçası haline getirdiler. Çöküp kurtulmaya çalıştığında bile onu yukarı çektiler.
“Görüyorsun işte, teslim ol artık! Çocukluk arkadaşı değil miyiz sonuçta?!”
“Hayııır! Bu bir şaka olmalı, seni teşhirci!”
“Aptal köpek, asıl teşhirci sensin! Miss Festival güzellik yarışmasındaki o sapıkça kıyafeti nereden buldun öyle?!”
“Neeee?! Herkes senin adına heyecanlansın diye yaptım onu! Seni nankör kaplan veledi!”
“Oha, güzellerin elleri bile yumuşacık oluyormuş!”
“Hayııır! Minori-chan parmaklarımın arasına dokunuyor!”
“Pes et, pes et! Uslu ol da arkadaşlarınla oyna!”
“Ahhh! Takasu-kun, ellerin vıcık vıcık terli!”
“Ah... yapacak bir şey yok, benimkiler hep böyle!”
Böylece beşi birden kamp ateşinin etrafında döne döne dans etmeye başladılar. Kahkahalar atıyor, büyük bir gürültü koparıyor, kızıyor, bağırıyor ama her şeye rağmen kesinlikle gülümsüyorlardı. Onlar ateşin başında ısınırken, çevredeki insanlar da bu hallerine gülüyordu.
“Çocuk gibiler,” dedi birisi.
Bu gece özel bir geceydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.