Olamaz... diye fısıldadı birisi hayranlıkla.
İnanılmaz, çok şirin...
Ryuuji ise... Ryuuji kalakalmıştı.
Eee, bugün Aisaka-san’ın babasının kızına destek olmak için bu salonda olması gerekiyordu! Baba, eğer buralardaysan lütfen ona bir destek ver!
Ami mikrofona haykırırken bir elini genişçe sallıyordu. Bunu yaparken bakışlarını seyirci koltuklarına dikmiş, endişeli görünüyordu.
Taiga, sahnenin tam ortasında kanatları hareketsiz bir halde duruyordu. Gözlerinden, onun geleceğine dair beslediği inanç okunuyordu. Endişeyle dudaklarını ısırdı. Bu koca boşluğun bir yerinden birinin ona seslenmesini, onun için haykırmasını bekliyordu.
Zaman, zalimce bir yavaşlıkla akıyordu.
Şey... ee... Ami’nin sesi titreyerek yükseldi. Taiga’ya destek verecek baba burada değildi. Akışın duraksamasıyla birlikte, kalabalığın arasında yavaş yavaş bir uğultu yükselmeye başladı. Artık güzel bir meleğe duyulan hayranlığı değil, durumun tuhaflığına dair şüphelerini dile getiriyorlardı.
Galiba gelmedi, ha?
Sıradakine geçin, sıradakine!
Taiga’nın kanatları titredi.
Ryuuji bunu gördü.
Sandalyesini geriye doğru tekmeleyip ayağa fırladı. Taiga’nın gözleri Ryuuji’ye kaydı. Göz göze geldiler. Ryuuji’nin elinde hâlâ sıkıca tuttuğu cep telefonunun farkındaydı; hem de herkesten çok. Ryuuji’nin yüzündeki ifadeyi görünce, Taiga’nın çehresi bir an için buruldu. Ryuuji gördü; kız her an hıçkıra hıçkıra ağlayacak bir bebek gibiydi.
Taiga başını öne eğdi ve gözlerini sıkıca yumdu.
Sanki her şeyin farkında olduğunu anlatmak istiyordu. Babasının gelmeyeceğini, artık onu almaya gelmeyeceğini... Hepsini biliyordu zaten. Şaşırmış gibi bile durmuyordu. Sanki bu dünyada artık görmek istediği başka hiçbir şey kalmadığını söylüyor gibiydi.
O küçük omuzlarındaki tüm güç çekildi ve kanatları yavaşça aşağı sarktı. Gözlerinden yaşlar dökülmüyordu ama ayaklarının dibine cansız tüyler savruluyordu.
Ryuuji’nin elinden ise hiçbir şey gelmiyordu; koca bir hiç. Taiga’nın durduğu sahne çok uzaktaydı. Elini uzatsa bile ona ulaşamazdı. Babasını buraya sürükleyip getiremezdi.
Derken, tüm gözler üzerindeyken, Taiga sahneden kaçmaya yeltendi.
Saçları ve elbisesi savrulurken seyirciye arkasını döndü. Sadece yüzünü kapatıp koşmak istiyordu ama böyle zamanlarda bile Taiga gerçekten bir sakardı.
Aaa! Seyirciler arasından çığlıklar yükseldi. Olabilecek en kötü anda, topuğuyla elbisesine bastı. Dengesi bozuldu, kendi ağırlığının kurbanı olup yana doğru devrildi.
Ah... dedi Ami. Küçük kaplan...
GÜM! Taiga sahnenin tam ortasına büyük bir gürültüyle kapaklandı. Ryuuji ve Ami, onun yüzüstü yere yapışışını izlemeye dayanamadılar. Elbisesi yukarı sıyrılmış, bacakları tamamen açığa çıkmıştı. Sahnenin kenarında dizilmiş olan diğer adaylar gördükleri karşısında donakaldılar. Tek bir kişi bile yerinden kıpırdayamadı. Sadece olup biteni seyretmekle yetindiler.
Kimse bu dramatik olay hakkında tek kelime edemiyordu. Spor salonuna derin bir sessizlik çöktü.
Ah... ah, ah, ah...
Sadece Taiga’nın alçak, hırıltılı sesi yankılanıyordu. Hâlâ ayağa kalkmamıştı. Çırpınan elleriyle en azından elbisesinin uçlarını düzeltmeye çalışıyordu ama eteği yırtılmıştı. Tam da uyluğunun riskli bir noktasından yırtılmıştı ve o bembeyaz bacaklarını gizleyemiyordu. Utancından kıpkırmızı kesilmişti. Gözleri dolmuştu.
Ryuuji ne yapabilirdi ki? İlahi bir cezanın yıldırımına çarpılmış gibi, kendini suçlamanın o keskin kazığına saplanmıştı. Pulları yere dikilmiş bir ejderha bile uçamazdı. Kanatlar kendi rüzgârını yaratamazdı. Ryuuji gibi bir köpek ise büsbütün çaresizdi. Öylece kalakalmıştı. Kendi de ağlayacak gibiydi. Taiga o haldeydi ve o burada çakılıp kalmıştı.
Taiga sonunda yüzünü kaldırdı.
Belki utancından, belki de aşırı sinirden; yüzü kandan daha kırmızıydı. Gözleri, her an taşmaya hazır yaşlarla doluydu. Dudaklarını ısırırken o küçük burun delikleri titriyordu.
İşe yaramaz köpeğin düşünceleri havada yankılanıyor gibiydi. Seçebileceğin sadece iki yol var.
İlk seçenek, orada kalıp yerlerde sürünerek ağlamaya devam etmekti. Taiga birinin bir şey yapmasını bekleyebilirdi. Belki de tam zamanında bayılır ve birisi gelip onu kurtarırdı. Onu buradan alıp götürürler ve o da bir sonraki sahneye geçebilirdi.
Bir de diğer seçenek vardı.
Kendi bacakları üzerinde doğrulmak.
Utancını kabullenip dünyayla ve duygularıyla uzlaşmaktı. Başka bir şey olmuş gibi davranabilir ya da yaralarını gösterebilirdi ama öyle ya da böyle devam edecekti. Çelimsiz de olsa, durum berbat da olsa, canı yansa da, defalarca çuvallasa da, bir şekilde yürümeye başlayacaktı.
Hangisini seçeceksin?
Hey Taiga, hangisini seçeceksin?
Ah, gerçekten de...
Şikayeti kısık sesliydi.
Işığı ise güçlüydü.
Öyle güçlü ve öyle göz alıcıydı ki, her şeyden üstündü. Parlayan bir yıldız gibi, Taiga’nın gözleri yavaşça hayata döndü. Sırtındaki kanatlar hoplayıp hareketlendi. Hırsla gözlerini kıstı; o vahşi ve inatçı bakışlarını serbest bıraktı. Uykusundan uyandırılmış bir hayvan gibi kıpırdandı, silkelendi ve başını birkaç kez iki yana salladı.
BU... EN... BERRRBATI!
Sert bir hamleyle, sarkan o yırtık pırtık eteği çekip kopardı. Seyirciler arasından yükselen uğultu, Vay canına... ne kadar sertti, nidasına dönüştü. Kalabalığın tepkisiyle birlikte Taiga’nın üzerine akılalmaz bir kibir çöktü ve çenesini dikti. Kızaran dizlerini ovuşturuyor olsa da, her zamanki o burnu havada tavrıyla göğsünü kabarttı. Kendi bacakları üzerinde sendeleyerek ayağa kalktı.
Doğrulmuştu.
Böyle yapmamalıyım diye mırıldanarak yüzünü buruşturdu. Gözlerindeki yaşlar durulmuştu ama sahnedeki podyumda o görkemli adımlarıyla tek başına ilerlemeye başladı. Kıyafetinin bir anda cesur bir mini eteğe dönüşmesi, onu bir anda favori aday haline getirmişti. Kültür Festivali güzellik yarışmasının galibi yoluna devam ediyordu. Yürüyordu.
Başardı...
O yürürken, Ryuuji onun kanatlarının yardığı rüzgârı kesinlikle hissedebiliyordu.
Ama bu rüzgâr uçmak için çok zayıftı.
O kaynaşan, büyülenmiş kalabalığın ortasında bir tek Ryuuji vardı.
Sadece o yapıyordu.
Güçlü bir şekilde alkışlamaya başladı. Ellerini tüm kuvvetiyle birbirine vuruyordu. Bu ses yankılanıyor ve salonun tavanına kadar ulaşıyordu.
İşte rüzgâr buydu.
Sana şimdi gönderiyorum. Bu rüzgâr senin için.
Hey, şu serseri Takasu değil mi? Harbiden o, partnerine destek veriyor... Ryuuji fısıltıları görmezden geldi. O görkemli bir şekilde yürüyen kız için tek başına ayakta alkış tutuyordu. Ryuuji, rüzgârı sadece Aisaka Taiga için estiriyordu. Ona sunabileceği en büyük övgüyü gönderiyordu. Yapabilirsin, elinden geleni yap! diye bağırdı. Bir şekilde, pes etme!
Ama, şey... destek mi veriyor? Bu çok şirin.
Doğru, doğru. Hadi beyler, Avuç İçi Kaplanı’na bir tezahürat!
Avuç İçi Kaplanı güçlüdür! Ama tam bir sakar dahi!
Alkışlar, Ryuuji’nin etrafından bir dalga gibi yayılmaya başladı. Noto, sonra yanındaki adı sanı belirsiz bir çocuk, derken onun yanındaki... Herkes birbiri ardına ayağa kalkıp Taiga’ya büyük bir alkış tufanı gönderdi. Haliyle 2-C sınıfındaki herkes gök gürültüsünü andıran bir alkış kıyameti kopardı. Sunucu kraliçe bile hafif bir şaşkınlıkla mikrofonu koltuk altına sıkıştırıp el çırpmaya başladı. Viiiiii! Birisi ıslık bile çaldı. Herkes; podyumda yürüyen o güzel, tehlikeli ve akıl almaz derecede sakar festival güzeli adayı için var gücüyle alkışlıyordu. Bu destek, Taiga’nın sırtını yasladığı bir rüzgâra dönüştü ve ilerlemesine güç kattı.
Nihayet o alkış sesleri tüm havayı doldurduğunda olan oldu.
TAAAAAAAAAIIIIIIIIIIIIIIIIIIIGAAAAAAAAAAA!
Kükreyen bir sel gibi bir çığlık yırtıp geçti havayı ama bu ses Ryuuji’nin boğazından çıkmamıştı.
TAIGA, YÜRÜÜÜÜÜÜÜÜÜ BE! Ne olursa olsun, ne zaman olursa olsun, sen çok güçlü bir kızıııııııısın Taiga! HER ŞEY YOLUNDAAAAAA!
Sesi çatlaktı. O kişi derin bir nefes aldı.
Bu Minori’ydi. Minori ta arkalarda bir sandalyenin üzerine çıkmıştı. Tekrar bağırmaya yeltendi. Öksürdü ve bir an için sesi kısıldı. Ryuuji bayrağı devraldı.
TAI-GAAAAAAAAAA!! Harika gidiyorsun! Aynen öyle! Devam et! YÜRÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜ! diye haykırdı. Noto ve diğerleri şaşkınlıkla Ryuuji’ye baktılar ama o bağırmaya devam etti. Minori’nin sesine eşlik ederek, Taiga’ya elinden geleni yapması için haykırdı. Sakın yenilme! diye bağırdı. Ayakta alkış tutarken feryat ediyordu.
Taiga’nın verdiği kararın kesinlikle doğru olduğuna inanıyordu.
Düşsen bile, hayatına devam etmek zorundaydın. Çünkü ne olursa olsun, işler ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, canın ne kadar yanarsa yansın, ihanete bile uğrasan, bittiğini bile düşünsen... İşte o zaman bile, nefes aldığın sürece böyle ayağa kalkmak zorundaydın. Yeniden yürümeye başlamalıydın. Kaç kez düşersen düş, ayağa kalkacak halin olmasa bile, gücün tükenmiş olsa bile, yine de yürümeye başlamalıydın. İster ağla ister gül, kendi yolunda kendi ayaklarınla yürümek zorundaydın.
Yaşamak buydu.
Boyun eğmeden yaşayan Taiga’nın o kıpkırmızı yüzü, hırsla kaşlarını çatarken inanılmaz derecede huzursuz görünüyordu. Ara sıra canı yanıyormuş gibi dizlerini ve dirseklerini ovuşturuyor, podyumda geniş adımlarla, yalpalayarak ilerliyordu. Kanatlarındaki tüyler dökülmeye devam ediyor, Taiga’nın geçtiği yolu ince bir kar tabakası gibi kaplıyordu. Ryuuji tüm gücüyle ona alkış gönderiyordu. Güzel, devam et, her şeyini ver diye haykırmayı sürdürdü. Alkış tufanı gittikçe daha da yükseliyordu. Islıklar yankılanıyordu. Oradan buradan Avuç İçi Kaplanı’nın adını haykıran sesler yükseliyordu.
Mikrofona ulaştığında, alnındaki damarlar titriyordu. Taiga tüm gücünü toplayıp kükredi.
KESİİİİİİİİİN SESİNİZİİİİİİİ!
Ünlü bir rock yıldızı gibi, mikrofon standını kendine doğru eğerek kavradı. Yırtık elbisesinden sarkan bacaklarıyla sertçe yere vurdu.
“Babam kimin umurunda!” diye kükredi Taiga. “Onu paramparça ettim, tüylerini yoldum ve o m-m-moooooooooooorga fırlattım!”
Vay canına... Seyirci bir anda geri çekildi. Ardından, sanki durumu kavramışçasına, derinden bir inilti yükseldi. Elbette, etraftaki en uğursuz, en güçlü, başına buyruk ve en tehlikeli hayvan olan Avuçiçi Kaplan’ın ebeveyn ilişkisi de kanla boyanmış olmalıydı.
Taiga bu kadar ileri gidiyorsa, muhtemelen zihnen perişan bir haldeydi.
“Şimdi size çekiciliğimi göstereceğim! Hey, aptal! Getir şu şeyi!”
En ön sırada oturan Haruta, aksesuarları çoktan hazırlamıştı. Taiga’ya bir el çantası fırlattı, o da havada yakaladı. Kimse ne yapmaya çalıştığını veya niyetini anlayamadı ama Taiga fermuarı açtı, zaten küçücük olan vücudunu daha da büzecek şekilde katladı ve kendini çantanın içine tıkıştırdı. Ardından çantanın içinden haykırdı: “KAPAAAAAAAT ŞUNUUUUUUU!”
Telaşla yanına yaklaşan, diğer zavallı adaylardan biriydi. Korku dolu bir ifadeyle fermuarı çekti ve seyirciler Taiga’nın bu kadar küçülebilmesi karşısında bir kez daha coşkuyla alkış tuttu.
Fermuarı kapatan birinci sınıf öğrencisi hizmetçi, belki de düşünceli davranmaya çalışarak çantayı yerden kaldırdı. Seyircilerin tezahüratları daha da yükseldi.
“BENİ YUKARI KALDIRMAAAAAAAAA!”
Görünüşe göre bu doğru bir hamle değildi. Hizmetçi, Taiga’yı tekrar yere bıraktı.
“AÇ ŞUNUUUUUUUUUUUUUUUU!” diye bağırdı Taiga birkaç saniye sonra.
Aynı hizmetçi fermuarı açtı. Taiga dağılmış saçlarını düzelterek yavaşça ve küstahça ayağa kalktı.
“Hıh! Çok şanslısın hizmetçi parçası! Bir işe yaramış olmak senin için onurdur herhalde!”
Kibirli ve mağrur bir tavırla göğsünü kabarttı... Oysa daha birkaç an önce, ezilmiş bir kurbağa gibi sefilce yerde yatıyordu.
Derken oylama sonuçları açıklandı.
Bir şekilde, Festival Güzeli unvanı gerçekten de o küstah, melek kanatlı, ezilmiş kurbağa-kaplana verildi. Karar verici faktör belki de o muazzam düşüşüydü ya da zayıf bir medyumu andıran çanta içindeki gösterisiydi.
Taiga, bu kez dinmek bilmeyen bir alkış tufanının ortasında, suratı asık bir şekilde sahnenin merkezine doğru ilerledi. Yürütme kurulu onu biraz yüksekçe bir yerde hazırlanmış olan sandalyeye doğru yönlendirdi.
Sahnenin aşağısından Ryuuji onu izlemeye devam ediyordu. Taiga önüne bakıp çenesini dikleştirmişti ama yapayalnızdı. Herkes tarafından görülüyordu, herkese bakıyordu ama ona sarılacak tek bir kol bile yoktu. Onu eve götürecek kimse de yoktu.
Orada otururken yapayalnızdı.
“Takasu? B-bekle?! Ne yapıyorsun?!”
Ryuuji, Taiga’nın yanına bir nebze de olsa yaklaşmaya çalıştı. Önündeki sandalye sıralarını aşmaya yeltendi. Tek başına yetmeyeceğini biliyordu. Ryuuji, Taiga’nın kalbinde açılan deliğin kendi varlığıyla dolmayacak kadar büyük olduğunun farkındaydı.
Ama en azından karnındaki o devasa boşlukla yaşamak zorundayken ona destek olabilirdi. Şu an buna ihtiyacı olabilirdi. Başkalarına çarpa çarpa, birilerine engel olsa da ileri atılmaya devam etti. Telaşlanan Noto, omuzlarından tutarak onu durdurmaya çalıştı.
“Bunu yapamazsın! Ü-üzgünüm... hey, bak! İnsanlar bana kızıyor!”
Spor salonu çok büyüktü ve her yer katlanır sandalyelerle doluyken Ryuuji’nin korkutucu yüzü bile kalabalığı yarmaya yetmiyordu. Üstelik Noto’nun kolu da beklenmedik derecede güçlüydü.
Göğsü sanki ikiye ayrılacakmış gibi hissediyordu.
Ne yapabileceğini bilmiyordu ama oraya gitmesi gerektiğini biliyordu. Taiga’nın tek başına oturduğu yere bir adım, hatta bir santim bile yaklaşabilse yeterdi.
İşte o an olan oldu.
“Evet hanımlar ve beyler, şimdi final oyununa sıra geldi.”
Yaşlı bir adamı andıran ama kadınsı ve vakur olan o ses salonun içinde yankılandı. İleri atılamayacağını acı yoldan öğrenen Ryuuji’nin gayriihtiyari duraksamasına neden oldu.
“NA HA HA HA HA HA HA HAA!”
Üniformasındaki kol bandı kıpkırmızıydı.
Altı kişilik bir ordu belirdi.
Sahnenin üstünde yan yana dizildiler. Merkezde elinde bir megafon tutan ve neşeyle kahkahalar atan kişi, tüm öğrencilerin gönlündeki büyük kardeşleriydi. O yaşayan bir efsaneydi, herkesin engin fikirli lideriydi, kusursuz öğrenci konseyi başkanı Kanou Sumire’ydi.
“Ooo, baksanıza ne kadar canlı bir kalabalık toplanmış burada! Pekâlâ, bu yılın Festival Kralı yarışmasını başlatıyoruz!”
Sağ tarafında durmasına izin verilen kişi, bir kaya kadar sadık olan başkan yardımcısı Kitamura Yuusaku’ydu. Öğrenci konseyinin diğer üyeleri arkalarında sıraya dizilmişti, yeşil kol bantlı yürütme kurulu üyeleri ise en arkadaydı.
Hâlâ Festival Güzeli yarışmasının heyecanını taşıyan seyirciler bir anda ciddiyetini kaybedip dalgalanmaya başladı. Neler oluyordu? Festival Kralı yarışmasını nasıl başlatmayı düşünüyorlardı? En başta, adayları bile seçmemişlerdi.
Sumire, yüzüne yayılan tek bir gülümsemeyle gürültüyü bastırdı.
“Festival Kralı yarışmasında jüri üyeliğini... şu yapacak!”
Sumire’nin işaretiyle öğrenci konseyi üyeleri, tavandan ne zaman sarkıttıkları belli olmayan bir ipi sertçe çektiler. Çaaat! Dev bir kağıt topu açıldı. Konfetiler ve şeritler bir anda aşağı süzüldü ve ağır bir kağıt parçası açılıp aşağı düştü...
...Bahtsız bir öğrenci konseyi üyesinin kafasına. Sumire, yere çömelen üyeyi umursamadan kenara itti. Kağıdı kendileri de gayet net okuyabilse de, Sumire üzerindeki büyük harfleri kasten yüksek sesle okudu.
“Bu yıl, kazanan Şanslı Adam olacak!”
Bu sözlerden hiçbir şey anlayamadılar. Şanslı Adam da neydi?
Sanki beyinleri mucizevi bir şekilde senkronize olmuş gibi, spor salonuna tıkışmış tüm seyirciler aynı anda başlarını yana eğdiler. Koltuk sıraları arasında sıkışıp kalmış, Noto’nun endişeyle tuttuğu Ryuuji de otomatik olarak onlarla birlikte başını yana eğdi. Kitamura sahnede bir adım ileri çıktı. Mikrofon elindeydi.
“Şanslı Adam, Hyogo Eyaleti, Nishinomiya’daki Nishinomiya Tapınağı’nda her ocak ayının onuncu gününde gerçekleştirilen Ebisu açılışına ait bir Şinto geleneğidir. Her yıl haberlerde mutlaka görmüşsünüzdür. Her yıl onuncu günün şafağından önce, ana giriş kapısının önünde bir kalabalık toplanır. Kapı açıldığında, ana tapınağa doğru taş yolda iki yüz otuz metre boyunca depar atarlar. Oraya ilk varan en şanslı kişidir; ikinci ve üçüncüye de ödüller verilir. Birinciye Şanslı Adam unvanı bahşedilir. Basitçe anlatmak gerekirse, atletizm sahasında bir parkur zaten kuruldu. Katılmak isteyen herkes hemen şimdi başlangıç çizgisinde toplansın! Diğer bir deyişle, parkuru birinci bitiren Şanslı Adam, Festival Kralı yarışmasının galibidir!”
Kitamura “yarışması!” kelimesini ağzından çıkarır çıkarmaz...
“Kültür festivalinde koşu yarışı mı yapılır!”
...Yuhalamalar, alkışlardan daha güçlü duyuldu. Ardından başkaları da şikayetlerini sıralamaya başladı.
“Kızlar sadece sahneye çıkıp şarkı söyledi ama!”
“Neden zor işleri hep erkekler yapmak zorunda kalıyor?!”
Yuhalamalarla birlikte şikayetler sahnedeki öğrenci konseyine yöneldi. Ancak Sumire son ana kadar istifini bozmadı. Toleransla dolu bir gülümsemeyle, şikayet edenlerin karşısında heybetli bir duruş sergiledi.
“Katılmak istemiyorsanız zorunda değilsiniz. Katılım gönüllülük esasına dayalı, ne de olsa.”
“O zaman kimse katılmıyor, hadi gidelim, gidelim.” Seyircilerin enerjisi bir anda düştü. Sağdan soldan koltuklardan kalkma sesleri duyulmaya başladı.
“Fakat Şanslı Adam’a verilecek ödül, öncelikle, bu geceki kamp ateşinde yılın güzeli Aisaka Taiga’ya dans teklif etme hakkına sahip olmasıdır. İkincisi ise, Festival Güzeline bu tacı takma hakkına sahip olacaktır.”
Bir el arabası üzerinde bahsi geçen tacı dışarı çıkardılar. Bir öğrenci konseyi üyesi, tacı huşu içinde havaya kaldırdı. Dans teklif etme hakları olsa bile, Taiga reddederse her şey biterdi. Erkeklerin çoğu ilgisini kaybetmiş görünüyordu ve gitmek üzerelerdi.
“Hey, ona bağlı bir şey mi var?!”
“O kocaman şey de ne?!”
Kostüm kiralama dükkanından çıkmış gibi duran ışıltılı tacın hemen altında, gizemli ve ağır görünen bir kumaş çanta vardı. Sumire’nin kırmızı dudakları genişçe sırıttı.
“Ah, neredeyse unutuyordum... bu tacın yanında bir şey daha var. Bu, Market Kanou’nun özel alışveriş çantasıdır. Sadece üç bin yenin üzerinde market alışverişi yaparsanız alabilirsiniz. İçindekilere gelince... aslında ihtiyacım olmayan şeyleri geri dönüştürüyorum diyelim ama son üç yıldır elimde tuttuğum şeyler bunlar. Birinci sınıfın nisan ayından beri tuttuğum tüm notlar burada. Her bir dersten tuttuğum her şey, dönem sınavlarının tüm cevap kağıtları ve açıklamaları, hepsi hap bilgiler şeklinde not edilmiş durumda. Doğam gereği alışılmadık derecede sistemli biriyimdir; bu yüzden dersteki notlar, öğretmenin soruları, o cevaplar, ana noktaların nasıl organize edileceği... her şey burada. Zaten onları atamazdım. Mezun olmadan önce Festival Güzeli ve Şanslı Adam —yani o mutlu çift— akademik kariyerimin ayak izlerine birlikte göz atabilsinler istedim, bu yüzden—”
Yavaşça yayılan bir dalga gibi, o ana kadar süregelen yuhalamalar bir anda ton değiştirdi.
“Kanou ablanın notları mı?!”
“Tüm sınavların cevapları mı?!”
“Sorular, cevaplar ve kilit noktalar üzerine notlar mı?!”
“Yani o öğrenci başkanının akademik izlerini mi takip edebileceğiz? Okula başladığından beri son üç yıldır açık ara sınıf birincisi olan kişinin? Tabii ya, bütün sınavlardan tam puan alıyor!”
Kopan yaygara nihayet yerini büyük bir heyecana bırakmıştı. Eve gitmeye yeltenenler bile daha fazlasını duymak için geri dönmeye başlamıştı. Özellikle de notları pamuk ipliğine bağlı olan ve sınıra dayanan üçüncü sınıflar, bir anda kafa kafaya verip durumu değerlendirmeye koyuldular. Dört bir yanından "Katılmalı mıyız?!" sesleri yükselirken salon adeta bir koro eşliğinde inliyordu. Dahi Kanou Sumire’nin çalışma notları, reddedilemeyecek kadar cazip bir ödüldü. Ancak seyirciler arasında heyecanı tavan yapan başka bir grup daha vardı.
"Hadi be, gerçekten katılanlar mı var?! Şaka mı bu?! O-o zaman gerçekten Avuç İçi Kaplan ile dans edebilecek miyiz? Ama kız hayır derse her şey biter, değil mi?! Öyle değil mi?!"
"Sanırım öyle... Ama ya hayır deme şansı yoksa?!"
"Olamaz, buna inanabilir miyim?!"
"Yine de birilerinin katıldığını duymak beni geriyor... Dansı bir kenara bırak, notları Kaplan ile birlikte temize çekme şansı yakalamayacak mısın?"
"Ya aramızda bir elektrik olursa..."
"Ya... gerçekten böyle bir şey yaşanırsa..."
Göz ucuyla hâlâ sahnenin arkasında, öğrenci konseyinin yanında oturan Taiga’ya bakmaya başladılar. Sumire kendi ismini ortaya attığında Taiga ne gazaba gelmiş ne de bir şeye itiraz etmişti. Sadece sandalyesinde öylece, sessiz ve uslu bir şekilde oturuyordu. Aklından neler geçtiği bilinmez ama Taiga, öfke nöbeti geçirmediği anlarda dünyanın en tatlı şeyiydi.
"Kararımı verdim! Katılıyorum!"
"Olamaz! Ciddi misin?!"
"Tamam! Ben de varım! En şanslı adam unvanını ben alacağım!"
Kaçışanlar bu kez öne atılmaya başladı. Üstelik diğer gruplar da kendi aralarında çoktan sözleşmişti.
"Atletizm takımı olarak kimseden yavaş kalamayız!"
"Tamam! Aşağılık atletizm takımını ezip geçelim! Şimdi basketbol kulübünün gücünü gösterme vaktidir!"
"Futbol kulübü toplansın! Çevikliğimizle herkesi sahadan sileceğiz!"
"Ho ho ho, futbol kulübünün canını tam burada okuyacağız. Futsal derneği, toplanın!"
Spor kulüplerindeki bu tayfa, böyle bir yarışta amatörlere pabuç bırakacak cinsten değildi. Gruplar halinde toplanıp çemberler oluşturdular, haykırışlarıyla salonu inletip Şanslı Adam unvanını ele geçirmek için yeminler ettiler.
"Ben de ablamın notlarını istiyorum!"
"Güzellik yarışmasına her sınıftan sadece bir kişi katılabiliyordu, peki neden Şanslı Adam yarışması herkese açık?! Bu hiç adil değil!"
Şikâyet ederek ortalığı birbirine katanlarsa kızlardı. Erkeklerin galeyana geldiğini görünce onların da hevesi iyice yerine gelmişti. Sahnedeki Sumire mikrofonu eline aldı.
"Şanslı Adam yarışması için... kız ya da erkek olmanız fark etmez! Kızların katılımına da kapımız sonuna kadar açık! Şimdi, kararını veren herkes hemen atletizm sahasındaki parkurda toplansıııııııııııın!"
Kızların tiz çığlıkları, erkeklerin gür seslerine karıştı.
Spor salonundan çıkıp kalabalığa karışanlar arasında Ryuuji de vardı.
Ryuuji’nin o notlara pek ihtiyacı yoktu.
Şanslı Adam unvanı da umurunda değildi.
Taiga ile dans etmeyi de pek dert etmiyordu.
Sadece, ne pahasına olursa olsun, herkesten önce Taiga’ya ulaşmak istiyordu. Orada tek başına, boynu bükük oturan Taiga’ya doğru koşmaktan başka bir arzusu yoktu.
Hepsi buydu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.