Hanashiro… Hanashiro…!
Tünelin içinde koşarken ismini defalarca sayıkladım. Boğazım artık ses çıkaramayacak kadar tahriş olduğunda bile zihnimin içinde çığlık atmaya devam ettim. Bütün vücudum alev alev yanıyordu. Kanımın her bir parmağımda uğultuyla akışını hissediyordum. Kalbim, vücudumdaki her bir hücreyi göreve çağırıyor, onları harekete geçirmek için giderek daha sert yumrukluyordu göğsümü.
Hanashiro… Hanashiro…!
Ayakkabılarımın tabanındaki tutuşu son sınırına kadar zorlayarak bir sonraki köşeden sert bir dönüş yaptım. Hızımı bir anlık bile olsa düşürmeyi reddediyordum. Bu keskin manevrayla beraber hava kulaklarımın pasını silen bir rüzgar gibi esti; o direnç duvarını yarıp geçerek bir sonraki koridorda son sürat ilerlemeye devam ettim.
Hanashiro… Hanashiro…!
Mantıklı düşünürsek, kaslarım çoktan iflas etmiş olmalıydı; buna rağmen şimdi sanki bir lütufmuşçasına bana hizmet etmeyi sürdürüyor, beni durmaksızın daha hızlıya, daha ileriye itiyorlardı.
Hanashiro… Artık çok daha büyük, çok daha olgun biri olmuşsundur herhalde. Lisedeyken birlikte geçirdiğimiz o kader ortağı olduğumuz yazı hala hatırlıyor musun? İlk tanışmamızın ne kadar tuhaf olduğunu düşünmek şimdi kulağa komik geliyor. Senden başka kim olsa alınacağı, gerçekten düşüncesizce bir şey söylemiştim. Yine de her ne hikmetse bu durum senin ilgini öyle bir çekmişti ki, peşimden Urashima Tüneli’nin derinliklerine kadar gelmiştin. İlk gerçek konuşmamızı orada yapmıştık. O andan itibaren heyecan verici bir sır paylaşan iki ortaktık artık. Araştırmalarımız boyunca seni gerçekten iyi tanıdım. Benim hep arzuladığım ama mahrum olduğum o kadar çok şeye sahiptin ki… Bir keresinde bana hayranlık duyduğunu söylemiştin ama asıl hayran olan bendim. Tanıdığım herkesten daha parlak bir ışık yayıyordun etrafına. O zeki zarafetinle, acımasız dürüstlüğünle ve tüm o sevimli huylarınla; benim kasvetli, tekdüze dünyama uzun zamandan beri ilk kez canlı renkler getiren sendin.
İşte bu yüzden seni asla unutamadım. Sen hayatına devam edip beni aklından çıkarmış olsan bile, ben seni de o sıcak yaz güneşinin altında rüzgar gibi koştuğumuz günleri de asla ama asla unutmayacağım. O zamanlar henüz on yedi yaşındaydın, bu yüzden senin için her şey çok geride kalmış olabilir ama benim için hepsi hala dün gibi taze. O günleri her zaman hatırlayacak ve anılarımızı daima kalbimde—
Aniden bacaklarımdan gelen o çatırtıyı hissettim ve dizlerimin bağı çözüldü. Görünüşe bakılırsa nihayet sınırlarıma çarpmıştım. Dik bir inişin tam başında yere kapaklandım. Kendimi darbeye hazırlamam gerekiyordu.
Yapamadım. Vakit yoktu.
“Hay s—”
Yüzümü korumak için kollarımı yeterince kaldıramadan yere çarptım. Bileklerimden yukarı doğru kavurucu bir acı yükseldi. Ancak bu darbe momentumumu kesmeye yetmedi; havada tam tur takla atıp sırtüstü çok daha sert bir şekilde çakıldım. Düşmenin etkisiyle ciğerlerimdeki son nefes kırıntısı da dışarı fırladı, geriye sadece acizce bir öksürük kaldı. Yine de aşağı doğru yuvarlanmaya devam ediyordum, hırpalanmış bedenim defalarca zemine çarparken—
Zihnimde bir şeylerin koptuğunu hissettim; sanki bir kordon kesilmişti ve bilincim sonunda ipleri elinden bıraktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.