“Ah, merak etmeyin. Biz de onu izliyorduk. Değil mi, Shiina?”
“Evet, izliyorduk,” diye onayladı Shiina başını sallayarak. “Performansını ben de oldukça etkileyici buldum. Hatta neredeyse gerçek bir aktris olabilecek yeteneğe sahip mi diye düşündüm... Ama neyse, yeter bu kadar. Kamiki-kun. Marine’e ve bana söylemeyi unuttuğun bir şey yok mu?”
“Pardon?”
Şaşkına dönmüştüm. Zihnim bomboştu. Yoksa…
“Ha, doğru,” dedim. “Yoğun programlarınıza rağmen gönüllü olduğunuz için teşekkürler, kızlar. Ders dışı aktiviteleriniz falan varken...”
Mashima kızlar softbol takımındaydı, Shiina ise nefesli çalgılar grubundaydı.
“Evet, bayağı yoğunum,” dedi Mashima. “Yaz tatilinde üst sınıflardan biri ayrılınca beni takım kaptanı yaptılar. Zaten yeterince işim yokmuş gibi... Ama sorun değil. Kültür festivaline katılmak ve eğlenmek istiyorum ben de, o yüzden oyuncu olmaya gönüllü olmaktan çekinmedim.”
“Oha,” dedim. “Takım kaptanı, ha? Bu bayağı havalı.”
“Biliyorum, değil mi? İstediğin zaman bana bir kutlama sodası ısmarlayabilirsin, dostum.”
“Sanmıyorum ama teklif için sağ ol. Peki, şey... sen ne âlemlerdesin, Shiina?”
“Benim açımdan pek stresli değil aslında. Dünyanın en disiplinli kulübü değiliz, o yüzden işleri yavaştan alıyoruz... Hayır, dur. Demek istediğim bu değildi.” Shiina, beni azarlar gibi gözlerini hafifçe büyüttü. “Dinle beni, sen. Yanılmıyorsam, dönem sonu sınavlarında bizim sayemizde birinci oldun, değil mi? Tüm övgüyü hak ettiğimizi düşünmüyorum ama en azından az da olsa birkaç teşekkür sözcüğü yerinde olurdu bence.”
Sert konuşma tarzı beni biraz geri çekiltti ama öfkesinde haklıydı; çünkü sınav sonuçları açıklanalı aylar olmuştu ve ben ikisine de tek kelime etmeye en ufak bir çaba göstermemiştim.
“Evet, Shiina bu tür konularda biraz titizdir,” dedi Mashima. “Şahsen ben pek umursamam.”
“Çok gevşeksin, Marine,” dedi Shiina. “Takım arkadaşların böyle bir tavırla sana asla saygı duymaz.”
“Öğğ... Haklı olmandan nefret ediyorum,” dedi Mashima, bir o yana bir bu yana kıvranarak.
“Şey, ııı...” diye araya girdim. İkisi de dikkatini bana çevirdi. “Gecikme için üzgünüm ama teşekkür ederim ikinize de. Gerçekten çok işime yaradınız. Yardımınız olmadan asla birinci olamazdım sanırım.”
Shiina, memnuniyetle hafifçe soluyarak yanıtladı, “Bu kadar yeterli sanırım.” En azından memnun görünüyordu, ki benim için önemli olan da buydu.
“Peki söyle bakalım Kamiki, Nakki ile aranız nasıl?” diye sordu Mashima umursamazca.
“Ne ‘arası’?” diye sordum.
“Ne, belli değil mi? Yani...” Kulağıma fısıldamak için eğildi, “Ona tutulmuşsun, değil mi?”
“Böh?!” diye kekeledim. “N-ne diyorsun sen, aptal?! Asla öyle bir şey yok. Benim hakkımda bu garip varsayımları yapmayı bırak.”
“Öyle değil mi? Ha, garip. Sanırım yanlış anlamışım o zaman?” Mashima bunları söylerken dudakları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. Bu da Shiina’nın kaşlarının şaşkınlıkla çatılmasına neden oldu.
“Neye sırıtıyorsun sen öyle? Tüylerimi diken diken ediyorsun... Natsuki ile Kamiki-kun arasında bir şey mi oldu?”
“Hayır, hiçbir şey olmadı! O güzel kafanı yorma sen buna, Shiina.”
Mashima, sırrımın kendisinde güvende olduğunu söyler gibi göz kırptı. Elbette bunu takdir ettim ama bu beni meraklandırdı: Hoshihara’ya karşı hislerimi tam olarak ne zaman fark etmişti? Festival komitesine gönüllü olduğumda mıydı? Yoksa grup çalışma seansında mı? Ya da her gün birlikte eve yürümeye başladığımızda mı? Ya da belki de...
Lanet olsun. Pek de ince davranmıyorum, değil mi?
Şöyle bir düşününce, Hoshihara’ya âşık olduğum hipotezini kolayca kurabilecek oldukça az referans noktası vardı. Hem Ushio hem de (büyük ihtimalle) Sera beni çözdüyse, Mashima’nın da bir tahmini olması o kadar da absürt değildi. Hatta Shiina, bu noktada hiçbir fikri olmadığı için biraz saf görünüyordu, özellikle de bu kadar zeki biri için.
“Yine de bir tavsiye: O kızdan gözünü uzun süre ayırma,” diye devam etti Mashima. “Nakki tam bir sakar. Bir keresinde sinemaya gitmiştik, koca bir kova patlamışı yere dökmüştü, hatırlıyorum.”
“Bir de bizi ektiği zaman vardı, çünkü dokuz sabah yerine dokuz akşam buluşacağımızı sanmıştı,” dedi Shiina.
“Ah evet, onu hatırlıyorum!” diye güldü Mashima. Ama sonra ifadesi daha samimi bir hal aldı. “Yine de, son zamanlarda kendini daha iyiye doğru değiştirmeye çalıştığını düşünüyorum, bu da görmek çok güzel.”
“Doğru,” dedi Shiina başını sallayarak. “Son zamanlarda kendini gerçekten zorluyor.”
Mashima ve Shiina, Hoshihara’yı benden çok daha uzun süredir tanıyorlardı. Uzun süredir arkadaşı olan ikisinin, onun gösterdiği çabayı takdir ettiğini duymak içimi ısıttı.
“Aa, bakın,” dedi Mashima kapıya göz atarak. “Ushio geri dönmüş galiba.”
Bakışlarını takip etmek için döndüm ve gerçekten de oradaydı. Todoroki onu ilk selamlayan ve nasıl olduğunu soran kişiydi ama çok geçmeden diğer sınıf arkadaşlarımız da etrafına toplanıp onu yokladılar.
“Hadi gidip selam verelim, ne dersin?” dedi Mashima Shiina’ya, Ushio’ya doğru ilerlemeden önce. Onları takip ederken yüzümde bir gülümseme yayıldığını hissettim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.