Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi’ni kaybetmiş olabilirim ama Kutulara dair hiçbir şeyi unutmadım. Sebebini bilmiyorum; belki de henüz kendiminkine sahip olmadan önce bile varlıklarından haberdar olmamla bir ilgisi vardır bunun.
Shinjuku sokaklarında yürüyorum. Etraf mahşer yeri gibi. Bu insan kalabalığı sinir bozucu ama artık başımı döndürmüyor. Gölgelere bastığımda işlenen suçları görmüyorum artık. Bu tıklım tıklım kaldırımlarda gezinen insanların deri tabakasının altında, balçık gibi bir yozlaşmanın pusuda beklediğini biliyorum; fakat artık gözüme kıvranan pislik torbaları gibi görünmüyorlar.
Sadece insanlar.
Elim gayriihtiyari küpelerime gidiyor, sonra kulaklarımda hiçbir şey olmadığını hatırlayıp burukça gülümsüyorum.
Aniden sokağın ortasında dizlerimin üzerine çöküyorum. Sırtımı dikleştirip başımı yere koyarak, tıpkı bir karate öğrencisinin hocasına gösterdiği saygı gibi çevik bir selam veriyorum.
Dışarıdan bakan biri için tuhaf bir manzara olmalı.
Pekâlâ.
Başımı kaldırıyorum. Birkaç kişi bana tuhaf bakışlar fırlatsa da çoğunluk görmezden gelip geçiyor, bulaşmamaya çalışıyor. Tek başına tuhaf davranan biri olduğumda başıma gelen tek şey bu. Kitleleri parmağında oynatma yeteneğini kaybetmiş biri olarak artık sadece bundan ibaretim.
Artık bir şeyleri harekete geçirecek güce sahip değilim.
“……Heh-heh.”
Böyle olması sorun değil.
İnsanlar benimle hiçbir etkileşime girmeden akıp gidiyor.
Evet, olması gereken bu.
Dünya artık benimle hiçbir ilgisi olmayan bir insan yığınına dönüştü.
Bu inanılmaz bir özgürlük hissi.
Fakat—
Kalabalığın arasından sıyrılmaya çalışırken aniden biri omzuma dokunuyor.
Kimin geldiğini merak ederek arkama dönüyorum.
“Ah, sen miydin?”
Onu görünce ifadem sertleşiyor. Dürüst olmak gerekirse karşıma çıkmasını hiç istemediğim biri bu.
“Benden daha ne istiyorsun?”
Bu kaba cevabım karşısında gözleri fal taşı gibi açılıyor ve çaresizce bir şeyler anlatmaya başlıyor. Öyle heyecanlı ve darmadağın ki ne dediğini güçlükle seçebiliyorum. Sabırla dinleyince meseleyi nihayet kavrıyorum: Benden yine bir tanrı gibi davranıp dünyayı düzeltmemi istiyor.
“Sana yine liderlik etmemi mi istiyorsun? Bunun olmayacağını biliyorsun. Artık hiçbir gücüm kalmadı… Umurunda değil mi? Üzgünüm, bunu anlamıyorum… Bak, şunu açık ve net söyleyeyim: Bir daha asla böyle bir şey yapmaya niyetim yok, bunu yapmak da istemiyorum.”
Ancak bu onu tatmin etmiyor. Hâlâ hararetle yalvarmaya devam ediyor. Kutuya dair hiçbir anısı olmayan biri için oldukça ısrarcı.
“Sorumluluk mu? Evet, tabii. Kokone’nin durumu düzelir düzelmez teslim olmayı düşünüyorum. Koudai Kamiuchi’yi öldürmek öylece görmezden gelebileceğim bir suç değil sonuçta… Ne? Bahsettiğin bu değil mi? O halde sorumluluktan kastın ne? …Sana liderlik ettiğim için mi sorumlu tutuyorsun beni? Bak, özgürsün diyorum. Bu yetmez mi? ……Ha? Hiç de bile. Hayatın bana ait falan değil. Hiçbir zaman da olmadı. O hayat her zaman senindi, benim değil.”
Bu bile geri adım atmasını sağlamıyor.
“Beni rahat bırak artık. Benden başka bir şey bekleme. Ben sadece bir lise öğrencisiyim—hatta o bile değilim. Liseyi bile becerememiş, başarısızın tekiyim. Evet. İnsanım ben.”
Çaresiz yakarışlarına devam ediyor.
Bana yol göster, diye yalvarıyor, yardım et bana.
Benden ne istiyor bu kız?
Daha fazla konuşmanın anlamsız olduğunu fark edip arkamı dönüyorum.
“Bundan sonra canın nasıl istiyorsa öyle yaşa.”
Onunla bir daha asla işim olmayacak.
Bu konuda niyetimi açıkça belli ettim.
Eski gücümün son zerresinden bile tamamen feragat ettim.
Derken sırtımda, neredeyse yakıcı bir sıcaklık hissediyorum.
“Ha?”
Gücüm aniden kesiliyor, dizlerimin üzerine yığılıyorum.
Dizlerim yere çarptığında, içimden boşalan kan onları kırmızıya boyuyor.
Ağzımdan kan saçarak beni bıçaklayana bakıyorum ve o an fark ediyorum. Bu kızla az önce konuşmuştum ama onu hiç tanımamıştım. Onunla konuşmak sanal bir görüntüyle konuşmak gibiydi.
Olay bu noktaya gelince, nihayet nasıl göründüğünü seçebiliyorum.
Varlığını bana kabul ettirmek için beni bıçaklaması gerekmişti.
“İnsan mısın? Lütfen beni aptal yerine koyma.” Boş gözlerle tepemde dikilen kız, “Sen bir tanrısın,” diyor.
Küt saçlı bu ortaokul öğrencisi, elindeki büyük mutfak bıçağını indiriyor. Yüzündeki kanı makyaj yapar gibi her yanına sürüyor.
“Eğer sen bir tanrı değilsen, ben nasıl yaşayacağım? Bunun hesabını vermelisin. Sonuna kadar hesap vermelisin.”
Kalabalık caddede olan biteni fark edenlerden çığlıklar yükseliyor.
“Sana izin vermeyeceğim.”
Gözyaşları süzülürken gülümsüyor.
“Yeniden insan olmana izin vermeyeceğim.”
Bunu söyleyen kız, kalabalık sokakta birkaç kişiye çarparak koşup gidiyor.
Çok geçmeden sırtını bile göremez hale geliyorum. Ama eminim ki işlediği suçun ağırlığı onu çok geçmeden yakalayacaktır. Aşılması imkansız bir çıkmaza girecek. Nazik dünya, adil dünya onu korumayacak. Bizim dünyamız böyle bir yer işte.
Tanrıcılık oynamaya çalışmış olabilirim ama kimseye doğru yolu gösteremedim. İşte elime geçen de bu oldu.
“Ha.”
Ağzımdan yine kan dökülüyor.
“Ha-ha.”
Çabalarımın karşılığı, ödülüm bu mu yani? Acınası. Buruk bir kahkaha atmaktan kendimi alamıyorum.
Ama şöyle bir düşününce, gerçekten de hak ettiğim bu. Hiçbir ceza çekmeden bu kadar özgür hissetmeye hakkım olduğunu neden sandım ki? Yaptıklarımın tamamen silinip gideceğine gerçekten inanmış mıydım?
Güçlerim olmasa bile hâlâ saldırıyor ve saldırıya uğruyorum.
Bu, ektiğimi biçmekten başka bir şey değil. Nihayetinde bir gün devrileceğimi hep hayal etmiştim zaten. Bir bakıma bu, kendi sonum için öngördüğüm bir sonucun varışından ibaret.
Yine de.
Bunu kendi başıma açtığımı bilmek hiçbir şeyi değiştirmiyor.
“……Beni… güldürme.”
Pişmanlık iliklerime kadar işliyor.
Artık yok olmak istemiyorum. Böyle bir sonla karşılaşmak istemiyorum. O arzular artık yok, peki sırf bir zamanlar çarkları harekete geçirdiğim için mi bu benim sonum oluyor?
Benim için geri dönüş yolu hiç mi yoktu? …Kes sesini. Ne yapmam gerekiyordu? Ne kadar çok olduğuna inanamıyorum—
“………Ölmek… istemiyorum.”
Ağzımdan sızan kan yüzünden kelimeler neredeyse duyulmaz halde.
Acı çekiyorum. Canım yanıyor. Yanıyor. Canım çok yanıyor.
Yaşamak istiyorum.
Kokone.
Kokone, seni görmek istiyorum.
Bir zamanlar körken, nihayet ışığı gördüm ve gerçeği anladım. Bir şey yapmama gerek yok. Hatta yük bile olabilirim. Sadece yanında kalmak istiyorum. İstediğim ve yapmam gereken şeyin bu olduğunu anladım… Ve şimdi, bu aydınlanmadan sonra bile…
Dileğim böylece ezilip gidecek mi?
Aptalca davranma.
Acıya karşı koyarak, sendeleyerek ayağa kalkıyorum.
Öylece yenilmeme izin veremem. Ölemem. Yakınlarda bir polis kulübesi olmalı. Oraya ulaşmaya çalışacağım.
O kalabalık sokaklarda hiç kimse kanlar içindeki bu gence yardım teklif etmiyor. Her biri, yardım etmeye yeltenmeden sadece benden uzak duruyor. Değiştiremediğim dünyada herkes her zamanki gibi kayıtsız.
Bu da mı çektiğim onca zahmetin karşılığı?
Gülmeye çalışıyorum ama başaramıyorum. Basitçe söylemek gerekirse, yolun sonuna geldim. Bacaklarım peltelleşiyor. Bilincim siliniyor. Dünya dönüyor.
Ve sonra bitiyor.
Acınası, hareketsiz bir yığın halinde yere yığılıyorum.
Aklıma bir şey geliyor.
Eğer beni bu durumdan çekip çıkaracak biri olsaydı, o kişi umudun vücut bulmuş hali olurdu.
Öyle düşünüyorum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.