"İyi misin, Oomine?!"
Onu yerden kaldırıp kollarıma aldım.
"…… Aya?"
Fısıltıyla tek bir kelime döküldü dudaklarından, sonra gözlerini yumdu.
Gri ceketim çok geçmeden koyu bir kırmızıya boyandı. Yarası Kirino’nunkinden çok daha derindi ve o zamanın aksine, şu an yanımda ilk yardım çantası falan yoktu.
Çok geçmeden, onu kurtaramayacağımı anladım.
Daiya’nın en muhtaç olduğu anda yanına yetişebilmem bir tesadüf değildi. Gidecek başka yerim olmadığı için onu takip ediyordum. Hepsi buydu. Oomine bir keresinde bana Eksik Mutluluğumun o eksik tarafını yok etme fırsatını vermişti; ben de belki aynı fırsatı tekrar bulurum umuduyla peşine düşmüştüm. Şansım neredeyse hiç yoktu ama vazgeçememiştim.
Oomine, güçlükle aldığı nefesler arasından "Gerçekten geldin," diye fısıldadığında, ne yaptığımı sanki zaten biliyormuş gibi bir hisse kapıldım.
Yine de pek sanmıyorum. Oomine bir keresinde gücünü bana emanet etmeye yeltenmişti. Suç, Ceza ve Suçun Gölgesi’ni kaybetmiş olabilirim ama onun için hala umudu temsil ettiğime inanıyorum.
Bu onur verici olsa da beklentilerini karşılayamayacağımı bilmek canımı yakıyor.
"Dayan, ambulans çağıracağım. O zamana kadar bilincini açık tutmaya çalış." Hiçbir işe yaramayacağını bilsem de ona bir tesaret vermeye çalıştım. Acıya göğüs gererek ağzını açıp kapattı.
"Kullan…… üzerimde."
"Ne? Ne demeye çalışıyorsun?"
Gücünün son kırıntısını toplayarak benden ne istediğini, onu kurtarabilecek tek yöntemi söyledi.
"Eksik Mutluluk’u üzerimde kullan."
Hoshino Kazuki’ye dair anılarımı silmek.
Eksik Mutluluk’u Oomine üzerinde kullanmak bu anlama geliyordu.
Hayır, bu fikre sıcak bakmıyorum. O değişmiş olsa bile benim hislerim değişmedi. Onunla koca bir ömür geçirdim; ne dersem diyeyim kalbim üzerinde bir hükmü var. Bu sadece bir güç meselesi de değil. Kazuki, kalbimin insani olan her köşesine sinmiş durumda. Her yere öyle bir dağılmış ki ondan kurtulmam imkansız.
Eğer Kazu’yu unutursam, artık kendim olamam. Aynı bedene ve amaca sahip bir tür kopyama dönüşürüm.
Kendimden vazgeçmek.
Bu ürkütücü.
İnanamıyorum… İşler bu noktaya gelene kadar bu sorunu nasıl bu kadar boş verebildim? Neden en başından Kazuki’den uzaklaşmadım?
Onun varlığının verdiği huzura kapılıp tembellik mi ettim? Görevim pahasına hayatın tadını mı çıkarıyordum?
Hayır.
Zihnimde başımı salladım. Kazuki ile olan bağım o kadar zayıf değil. Sadece doğru tavrı takınarak üstesinden gelebileceğim bir şey değildi bu. Belki garip bir ifade olacak ama onunla bağlarımın derinleşmesi kaçınılmazdı. Reddeden Sınıf var olduğu sürece yapılabilecek hiçbir şey yoktu.
Bunu kabul ediyorum.
Kazuki ile aramdaki bağ mutlak.
Bu, zorunluluktan doğan kıymetli bir bağ.
Ve şimdi onu yok edeceğim.
"!"
…Korkma, bunu defalarca söyledim.
Ama eğer bu doğruysa—
—Sormadan edemiyorum.
Tekrar tekrar yok olan o "ben"in bir anlamı var mı? Kaybolmaya mahkumsa, gerçekten var olduğu söylenebilir mi?
Ben neyim?
Ancak bunları düşünen halim, birdenbire bu duruma güldü.
"…… Heh-heh."
Şimdi kendi kendime bunları tartmanın ne alemi var?
"Ben"—bir Kutuyum.
Başkalarının dileklerini gerçekleştirmekten başka hiçbir anlamı olmayan bir Kutu.
Ve tam burada, gözlerimin önünde, Eksik Mutluluk’u dileyen biri var.
Oomine’ye gülümsedim.
"Tamam, Eksik Mutluluk’u kullanacağım."
Tereddüt yok. Ben bir Kutuyum; şüphe duymamam gerekir.
"Lütfen."
Oomine kana bulanmış eliyle yanağıma uzandı. Parmaklarının zayıf dokunuşu, yolun sonuna geldiğini anlatıyordu.
"Ölmek istemiyorum."
Aniden aklıma bir düşünce geldi.
Bir zamanlar döngüye giren bir dünyaya hapsolmuş bir kızın da benzer bir dileği vardı. Ölmeyeceğine tam olarak inanamamıştı ve sonuç bu olmuştu.
Oomine gerçekçi biridir, bu yüzden kendi kaderini görmezden gelemeyeceğine eminim.
Yani Eksik Mutluluk’u kullansam bile, sonuç—
Bu düşünceyi daha fazla kurcalamamaya karar verdim.
Eğer biri kurtarılmayı istiyorsa, benim tek yolum bu isteği yerine getirmektir.
Oomine’nin kanlı elini göğsüme bastırdım.
Ve sonra ben—yok oldum.
Yok ol.
Yok ol.
Okyanusun dibine batıyorum. Orası zifiri karanlık, hiçbir şey göremiyorum. Kendi ellerimi bile. Kendi formumdan bile emin değilim. Hava soğuk, vücudum donarken uyuşuyor. Nerede olduğumu kestiremiyorum. Belki de okyanusun o dipsiz karanlığının ta kendisiyim.
Uzaktan kahkahalar duyuyorum. Bir sürü gülen ses. Ama benimle hiçbir ilgileri yok. Üstelik bu sevinç sahte.
Burada kimse kendini göremiyor, bu yüzden rol yapmaya gerek yok. Suyun baskısı içimdeki yumuşak parçaları söküp attı; beni asla kimsenin görmemesi gereken bir halde bıraktı. Bu benim zayıf halim. Eskiden olduğum o kız. Ama zaten burada kimse yok, o yüzden pek de önemi yok.
Dünya çok uzaklarda.
Ben herkesten daha uzağım.
Ancak bu yalnızlığımın içinde beklenmedik bir ışık belirdi. Bir suçluyu yakalayan projektör gibi sert ve yoğundu. Gözlerimi öfkeyle bakarak kıstım.
Sonra o kendini gösterdi.
Karşıma çıkan kızın adını fısıldadım.
"O."
Yine de bir şeyi anında fark ettim.
O farklıydı. Hayır, kuşkusuz O’ydu ama aynı değildi. Bu hali… Bu büyüleyici gülümsemeye sahip kız, o—
"Aya… ablam."
İşte o an gözlerim açıldı.
Kutumun nasıl çalıştığını. Eksik Mutluluk’un neden bir fiyasko olarak kaldığını. Kendi eylemlerimin nasıl hiçbir amaca hizmet etmediğini. Şimdiye kadar yaptığım her şeyin zifiri karanlık okyanus derinliklerinde kaybolmuş bir şekilde yüzmekten ibaret olduğunu. Anılarımın beni nasıl bir cahil bıraktığını.
Her şeyi anladım.
Peki ya ben? Tüm bunları ne için yapıyordum?
"Maria." Adımı söyledi. "Dileğimi hatırlıyorsun, değil mi?"
"Elbette hatırlıyorum."
Kefaret ödememin tek yolu buydu.
Sevgili ablam için yapabileceğim tek şey.
Aya’nın her zaman söylediği bir şey vardı ve şimdi bunu tekrar ediyordu: "Diğer insanları mutlu etmek istiyorum."
"Tamam." Sadece onaylayarak başımı sallayabildim.
"Dileğimi gerçekleştirmeye devam edecek misin?"
"Evet," diye yanıtladım. Aya büyüleyici bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Büyük bir sevinç içinde, ben de onunla birlikte gülümsemeye çalıştım. Ancak zihnim donmuş durumdaydı, bu yüzden gerçekten becerip beceremediğimi bilmiyordum.
"Bunu yaparken muhtemelen sürüklenip durmaya devam edeceksin. Kusurlu ve eksik olan her şey öyle kalacak ama sen asla mükemmeli aramaktan vazgeçmeyeceksin. Var olmayan doğru bir cevabı ararken kendini unutmaya devam edeceksin."
"Belki de öyle olur…"
"Ama senin istediğin de buydu zaten."
"Ne demek istiyorsun? Benim istediğim mi?"
"Sürekli ideali aramak… senin dileğin bu." Gülümsedi. O gülümsemeyi her zaman sevmiştim. "Eğer bir bütün olursan, Otonashi Aya’nın senin içinde var olmadığını fark edersin."
"Ah, anlıyorum."
Demek ki asıl yaptığım şey—
"Her neyse."
Bildiğim bir şey var.
Sonunda yaptığım şey anlamsız olsa bile, okyanusun derinliklerinde öylece yüzmek kadar beyhude kalsa bile durmayacağım.
Doğru ya, ben—
"Beni durdurabilecek kimse yok."
Bir an sonra kendime geldim. Shinjuku’nun kalabalık bir caddesinin ortasında dizlerimin üzerine çökmüş durumdaydım. Duruşum sanki birini tutuyormuşum gibiydi ama kollarımda kimse yoktu.
Aşağıya bir bakış attım ve her yerimin kan içinde olduğunu gördüm. Nedenini bilmiyorum. Şaşırtıcı bir şekilde ne sarsıldım ne de korktum.
Hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama başıma ne geldiğini biliyorum.
Eksik Mutluluk’u kullandım.
Zihnimde devasa bir uçurum var. Doldurulamayacak kadar büyük. Doğrudan içine bakarsam titremeye başlayacağım kadar muazzam bir çukur.
Evet, onu kaybettim.
Bir kez daha kendimden başka bir şeye dönüştüm.
Sendeleyerek ayağa kalktım. Vücudum tuhaf bir şekilde hafiflemişti, bu da yalpalamama neden oluyordu. Bir dükkanın camındaki yansımama baktım. Yüzüm korkunç görünüyordu, sanki tüm dünyanın ıstırabını taşıyormuşum gibi. O kadar çökmüştüm ki tamamen çaresiz görünüyordum. Sanırım kararlılığımı unuttuğumda dönüştüğüm miktar buydu.
Başka bir yere gitmeye karar verdiğimde, gidecek hiçbir yerim olmadığını fark ettim.
Aileme dair anılarım yok, arkadaşlarıma dair anılarım yok; hiçbir yere çıpam yok.
Öylece hareketsiz dururken, iş adamına benzeyen telaşlı bir adam bana çarptı. Sendelediğimde bana şöyle bir bakış atıp dilini şaklattı ve hızla uzaklaştı.
—Neredeyim?
—Ben kimim?
Sanki okyanusun en dibindeymişim gibi hissediyorum.
" "
Birden birinin bana seslendiği hissine kapıldım.
Bana hitap ediş şekli kalbimi ısıttı. Çok tanıdıktı. Bir an için, kim olduğunu sormanın saçma bir şey olacağını hissettim.
Arkamı döndüm.
Ancak caddedeki insanlar benimle hiç ilgilenmiyordu, bana bu şekilde seslenebilecek kimse yok gibi görünüyordu.
" "
İşte yine.
Kalbimi yerinden oynatan bir ses.
Ama bir şeyi fark ettim. Sesi duyabiliyormuşum gibi hissetsem de ne dediğini anlayamıyordum.
"Ne…?" Yanağıma dokundum. "Neden ağlıyorum?"
Anlamıyorum.
Yine de eminim ki bu her neyse, bir zamanlar olduğum o kız için çok önemliydi.
Benimle bir ilgisi kalmadı artık ama belki de kaybetmemem gereken bir şeydi.
Evet, ama yine de.
Artık benim için bir önemi yok.
Gözyaşlarımı sildim. Yerine yenileri gelmedi.
Amacımı unutmadım. Diğer insanların dileklerini gerçekleştirmek; benim için önemli olan tek şey bu. Başka hiçbir şey değil. Eski benliğimin bir zamanlar değer verdiği her şeyi bir kenara bırakmalıyım.
Hayır, zaten bıraktım.
Şimdi, tekrar O’yu bulma vakti.
"…… Ha?"
Az önce ne düşündüm ben?
Geri getirmeye çalışıyorum ama zihnime hiçbir şey gelmiyor. Az önce ne düşündüğümü hatırlayamıyorum. Yine de pek bir önemi yokmuş gibi hissediyorum.
Sürüklenmeye devam edeceğim, hepsi bu.
Ve böylece, O’nun gerçek doğasını bir kez daha unutuyorum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.