Cümlelerin Ardındaki Çekingenlik

Öğğ…

Sırasında oturuyordu. İlk döneme kıyasla etrafı epey kalabalıklaşmış, Mina daha fazla insanla muhatap olmaya başlamıştı. Yine de doğuştan gelen o utangaçlık ve içe dönüklük yakasını bırakmadığından, insanlarla lafa girmek onun için hâlâ büyük bir meseleydi. Cesaretini toplamanın ne kadar elzem olduğunun farkındaydı tabii ama bilmekle yapabilmek başka şeydi. Az önce bu kadar safça düşündüğü için kendine kızdı. En nihayetinde… yine eski üst sınıfına bel bağlamaktan başka çaresi kalmamıştı. Gerçi onun gibi yaralı birinden yardım istemek hiç içine sinmiyordu. İçini kemiren suçluluk duygusuyla çocuğun sırasına doğru adımladı, çekinerek seslendi.

“Ş-Şey… Sajou-ku—”

“Oh be… Ha?”

“Ayy!”

Tam adını söylediği an Wataru bir hışımla ayağa kalktı. Zamanlama o kadar berbattı ki Mina’nın kelimeleri boğazına tıkıldı. Yine de derdini anlatmaya yeltendi ama—

“Kusura bakma Ichinose-san, acil tuvalete gitmem lazım.”

“Ha…”

Wataru hafifçe başını eğip özür diledikten sonra yanından geçip gitti. Mina’nın onu durdurmasına fırsat bile vermeden sınıftan çıktı. Zaten acelesi olduğunu fark ettiği için arkasından koşmaya da yeltenmedi. İstese de yapamazdı ya. Ancak tek umut ışığını da kaybedince öylece kalakaldı, ne yapacağını bilemedi.

“…”

“Şey… Ichinose-san?”

“!”

“Wataru’nun kusuruna bakma olur mu?”

“Aman, çok düşüncesiz bu çocuk!”

Mina’ya seslenen kişiler, Wataru’nun hemen arkasındaki sırada oturan kız, yani Natsukawa Aika ve onun yakın arkadaşı Ashida Kei idi. İkisi her zaman Wataru’nun yanındaydı. Aika öyle ışıl ışıl, öyle güzel bir kızdı ki Mina ne zaman onunla konuşacak olsa neye uğradığını şaşırıp kalakalırdı. Mina’nın gözünde Aika, Wataru’nun yakın dostuydu; bu da onu bir arkadaşın arkadaşı yapıyordu. Ama bir yandan da zihninde tamamen bir yabancıydı. Wataru ortalıkta yokken muhabbeti sürdürmek onun için epey yıpratıcıydı. Fakat Natsukawa, sanki kendi ailesinden biri adına özür diler gibi konuşunca Kei çarpık bir gülümsemeyle söze girdi.

“Wataru’ya bir şey mi soracaktın?” diye sordu Aika.

“Yoksa onu randevuya mı davet edecektin?”

“Ih…”

“Laf edip durma Kei…”

Aika’nın sorusunun ardından, sınıf temsilcisi olan o neşeli kız Kei, Mina’ya takılmaya başladı. Mina’nın en çok zorlandığı insan tiplerinden biriydi Kei. Eğer Aika araya girip arkadaşını azarlamasaydı, Mina büyük ihtimalle oradan arkasına bakmadan kaçardı.

“İstersen gelince ona iletebilirim…?”

“…”

“Amann Kei! kızı öyle bir korkuttun ki dili tutuldu!”

“Ha?! Benim yüzümden mi yani?!”

Aslında son derece haklıydı ama tek sebep bu değildi. Mina için Aika da aşılması imkânsız bir duvardı. Yenilmez bir zayıf noktaydı. Kızın zerre kötü niyetli olmadığını elbette biliyordu fakat utangaç ve içe dönük biri için mantık her zaman arka planda kalırdı.

“…”

“Tamam, anladım. Kei, bizi yalnız bırak biraz.”

“Ne…?! Aichi?!”

“İtiraz istemiyorum!”

Aika’nın ısrarıyla geri adım atan Kei, ağlar gibi yapıp kendi sırasına döndü. Bu beklenmedik hamle karşısında Mina’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Aika, Mina’nın çekingenlikten kıvrandığını anlamış ve olaya bizzat el koymuş olmalıydı. Bu inceliği sayesinde Mina’nın kalbinde Aika’ya karşı sıcak bir kıpırtı oluştu.

“Eee, ne vardı?”

“Öğğ…”

Yine de bu kadarı yeterli değildi. Mina’nın Aika hakkında en ufak bir fikri yoktu. En çok korktuğu şey de istemeden onu kızdırmaktı. Kendini ifade etmekte bu kadar beceriksizken, aralarındaki bu mesafe aşılmaz bir dağ gibi görünüyordu. Karışan zihnini ve güm güm çarpan kalbini yatıştırmak için elini göğsüne bastırdı.

“Sadece… Wataru ile konuşabileceğin bir konu mu?”

“…Ah…”

Aika, Mina’nın o elini iki eliyle birden nazikçe kavradı. Sesinden, kelimelerinden adeta şefkat akıyordu. Mina’nın naz yapmasına izin veren ablası gibiydi sanki. Arada bir iş yerine uğrayan Sasaki Fuuka’dan çok farklıydı bu his. Ki zaten Aika, Mina’dan yaştça da küçüktü. Yine de bu sıcak temas, Mina’nın içindeki korkuyu yavaşça eritti; sakinleşip asıl amacını hatırlamasını sağladı. Şu an en önemli şey Shirai, Okamoto ve Saitou meselesiydi. Aralarında ne geçtiğini öğrenmek istiyordu ve bunu öğrenmek için Wataru’ya muhtaç değildi. Kararını veren Mina, derin bir nefes alıp konuştu.

“Iıı… S-Sana sormak istediğim bir şey var aslında.”

“Tabii, dinliyorum?”

“Şey… Burada konuşmasak daha iyi olur…”

Okamoto’nun sırası Wataru’nunkine çok yakındı. Bu mesafeden konuşulanları rahatça duyabilirdi. Tepelerinde böyle bir tehlike sallanırken ayrıntıları burada soramazdı. Doğrudan Okamoto’ya da sorabilirdi belki ama bu onu incitme riski taşıyordu ve Mina’da o riski alacak cesaret yoktu.

“Tamam o zaman, başka bir yere geçelim.”

“E-Evet…!”

Aika’nın elinden tutup sürüklediği Mina, onunla birlikte sınıftan çıktı. Arkalarında ise Kei’nin mahzun bakışlarını bıraktılar.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.