Bir Adım Ötesi

Kültür festivali sona ermiş, sınıftaki o gergin ama bir o kadar da heyecanlı hava çoktan dağılıp gitmişti. Lise öğrencileri artık sakinleşmiş, sıradan okul temposuna yeniden ayak uydurmuşlardı. Fakat koridor tarafındaki en arka sırada oturan bir öğrenci vardı ki, normalliğe gereğinden fazla dönmüştü. Kitap okumayı her şeyden çok seven, kendi halinde, minyon bir kız olan Ichinose Mina.

“…”

Teneffüsteydiler. Mina bir sonraki dersin hazırlığını yapmak için ders kitaplarını çıkardı, ardından her zamanki gibi romanını masaya koydu. Sayfayı açıp satırların arasında kaybolmaya başladı. Odaklandığı an etrafındaki tüm gürültüyü, patırtıyı dışarıda bırakır, hikâyenin o büyülü dünyasına adım atardı. En azından normalde böyle olması gerekirdi.

“…”

Lakin şu an kafasını bir türlü veremiyordu. Normalde ustalıkla yaptığı bu işte şimdi tamamen çuvallıyordu. Neyin dikkatini dağıttığını az çok tahmin edebiliyordu aslında. Sol çaprazında, kahverengi küt saçlı bir kız oturuyordu; Shirai Nonoka. Belki bir Mina kadar olmasa da oldukça uysal, olgun ve herkese karşı her zaman nazik bir kızdı. O da kitap okumayı severdi ama romanlardan ziyade shojo mangalara ilgi duyduğundan ilgi alanı biraz daha genişti.

Sınıfın diğer tarafında ise siyah kısa saçlı başka bir kız duruyordu. Tıpkı Mina gibi onun da güvendiği tek bir erkek vardı; Okamoto Aoi. O da diğer ikisi gibi okumayı severdi ve tercihi yine shojo mangalardan yanaydı. Mina, bu iki kızla en sevdiği kitaplar ve tutkuyla bağlandığı karakterler hakkında rahatça konuşabiliyordu.

Şimdiyse bu ikisi, sıralarında tek başlarına oturmuş, başlarını öne eğmişlerdi. İkinci dönem başladığında ikisi de Mina’yla vakit geçirmek için inanılmaz bir çaba saruk eder, masasının etrafından ayrılmaz, ona yalnız başına kitap okuyacak tek bir an bile bırakmazlardı. Mina onların neden böyle davrandığını hiçbir zaman anlayamamıştı. İronik bir şekilde, artık huzur içinde kitabını okuyabildiği için mutlu olması gerekirdi. Sonuçta merak ettiği o dünyalara yeniden rahatça dalabilirdi. Ama hiç de öyle hissetmiyordu.

“…”

İster istemez gözü o ikisine kayıyordu. İyi görünmeyi bir kenara bırakın, omuzlarını düşürmüş, adeta kedere boğulmuş gibiydiler. İkinci dönemin başında olsa Mina başkalarıyla hiç ilgilenmezdi. Peki nasıl olmuştu da bu hale gelmişti? İnsanlarla iletişim kurmaya başladığı için elbette. Aylar önceki o içinedönük yaşamı artık ona yabancı geliyordu. İçinde filizlenen bu his de geçmişteki başka bir olayı andırıyordu.

Sajou-kun…

Mina’nın gerçekten güvenebildiği tek erkeğin adıydı bu; Sajou Wataru. Geçen yaz tatilinde yarı zamanlı işte çalışırken çocuk ona çok göz kulak olmuş, sık sık sohbet etmişlerdi. Ne yazık ki Sajou işten ayrılınca aralarındaki kıdemli- çömez ilişkisi son bulmuştu ama sınıfta arkadaş olarak iyi geçinmeye devam ediyorlardı. Mina ise çalışmayı sürdürdüğü için yeni insanlarla tanışmış, bu da kitap okumaya daha az vakit ayırmasına neden olmuştu. Tek bir kitabı bitirme süresi uzamış, okunacaklar listesi kabardıkça kabarmıştı. Bu duruma üzülmüyor değildi elbette ama kendine hep şu soruyu soruyordu: En baştaki o yalnız günlerine dönmek istiyor muydu? Cevabı son derece netti: “Asla.”

Her şey ufacık bir cesaretle başlamıştı. İleriye doğru atılan tek bir adım, Mina’nın bu denli değişmesini sağlamıştı. Artık sıradan gibi görünen günlerin tüm anılarının zihninde ne kadar güzel yer ettiğini görebiliyordu. Normalde zihninde kapkaranlık bir leke olarak kalacak olan kültür festivali anıları bile artık paha biçilemez birer tecrübeydi. Kendi ayakları üzerinde durmanın, kendini değiştirmenin ne kadar hayati olduğunu kavramıştı. Çünkü bu insanı ruhen büyüten bir şeydi. Eskiden hiç anlam veremediği şu “gençlik” kavramı, meğer ne kadar tatlı, ne kadar cazip bir şeymiş.

Ve şu anki durum da… tamamen aynıydı.

Yaşadığı tüm bu tecrübeler sayesinde Mina’nın durumu kavraması uzun sürmedi. Çünkü Shirai Nonoka ve Okamoto Aoi artık onun için sıradan insanlar değillerdi. Öylece görmezden gelip geçebileceği yabancılar hiç değillerdi. Ve bir kişi daha vardı…

“Şey… Mina-chan?”

“!”

Bu kız grubundaki üçüncü kişi, Mina’nın günlük hayatını en çok etkileyen isimlerden biriydi; Saitou Mai. Tek omuzundan aşağı dökülen at kuyruğu saçıyla tipik bir Japon güzelini andıran Mai, tıpkı Shirai ve Okamoto gibi Mina’nın yakın arkadaşlarından biriydi. İlk dönemden kültür festivalinin hemen öncesine kadar bu üçü adeta birbirine yapışık gibi gezerlerdi. Ayrıca bu karmaşık tablo içerisinde kendine has, özel durumları olan tek kişi de oydu.

“Iıı… şey…”

“…”

“…Yok, bir şey değil. Özür dilerim.”

“Ah…”

Kız, yüzünde incinmiş bir ifadeyle uzaklaştı. Karakteri hep biraz kararsız, değişken bir izlenim bırakırdı insanlarda. Diğer ikisi her gün Mina’nın peşinde koşturup dururken, o Mina’nın hayatına sessizce, narin bir dokunuşla dahil olurdu. Mina’nın kendine en yakın hissettiği kişi de Saitou Mai idi. Son zamanlarda yüzü çok daha fazla gülüyor olsa da, bazen işte böyle yaralanmış gibi baktığı günler oluyordu. Mina bunun sebebini bilmiyordu. Ancak o ifadeden buruk bir tanıdıklık hissi alıyordu.

Tutkulu bir okur olarak Mina yalnız kalmayı severdi. Bu yüzden tek başına kalmayı, vaktini dilediği gibi harcamayı seçmişti. Yine de bazen içten içe beliren o çelişkiye engel olamazdı: “Yalnız olmak çok yalnız hissettiriyor.” Yüreğinin derinliklerinden yükselen o çığlığı duyardı adeta: “Böyle zavallı olmaktan nefret ediyorum.” Saitou’nun az önceki yüz ifadesini görünce, kendi geçmişteki o çaresiz hallerini hatırladı.

Bir şeyler… yapmak istiyorum.

İkinci dönem başladığından beri bu üçü sürekli Mina’nın etrafındaydı. Şimdiyse her biri kendi kabuğuna çekilmişti. Mina ilk başlarda onları bir ayak bağı gibi görmüş olsa da, zamanla günlük hayatının vazgeçilmez birer parçası haline gelmişlerdi. Ve artık bunu inkâr etmenin bir anlamı yoktu. Yine de ortada aşılması gereken başka bir engel duruyordu.

Gerçekten ne oldu böyle?

Aniden yaşanan bu değişimin sebebi neydi? Düşünmeye çalıştı ama o kızlar hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediğini fark etti. Şimdiye kadar onları daha yakından tanımak için hiçbir çaba sarf etmemişti ki.

Bu kadarı… henüz yetersizim.

Mina yeniden ayağa kalkmanın ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Bu yüzden ilk iş olarak bilgiye ihtiyacı vardı. Shirai ve Okamoto neden bu kadar bitkindiler? Saitou neden o kendini aşağılayan, buruk gülümsemeyi takınmıştı? Bunları çözmek için daha fazlasını öğrenmeliydi. Ya doğrudan onlarla konuşacaktı ya da durumdan haberdar olabilecek yakınlarındaki kişilere soracaktı. Kendi cesaretini toplamak istercesine, oturduğu sıradan hızla doğruldu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.