Talihsizlikler Silsilesi

“…Sajou-kun! Sizinkiler tarafa bir tane yuvarlanıyor!”

“Y-Yakaladım!”

Kızın işaret ettiği yöne baktığımda sarı, mavi ve beyaz renklerde bir voleybol topunun bana doğru geldiğini gördüm. Dosdoğru atılan sadık bir köpek gibi peşinden koştum. Erkeklerin sahasına girmeden önünü kesip ağın üzerinden diğer tarafa fırlattım. Tam o anda, gözümün ucuyla ağın hemen kenarında havaya sıçrayan bir karaltı fark ettim.

“Sıradaki! Hadi bakalım!”

“B-Bende… A-Ah?!”

“Çok yakındı!”

Yere doğru sertçe çakılan top, başka bir kızın karşılamasıyla yeniden havalandı. Muhtemelen günlük hayatında pek spor yapmadığından açıyı ayarlayamamış, top yan tarafa doğru uçup gitmişti.

“Kusura bakma Sajou-kun!”

“Sorun değil, hiç önemli değil!”

Bir kez daha topun peşinden seğirttim. Garip falsosu yüzünden beni bir an uğraştırsa da sonunda topu kontrol altına almayı başardım. Zihnimi kaplayan o tuhaf başarma hissiyle alnımdaki teri sildim. Yeni görevim… kızların top toplayıcısı olmaktı. Kızlardan biri katılamayıp kenarda oturunca ben de yardım etmek için dâhil olmuştum.

“Hehe, teşekkürler Sajou-kun.”

“Lafı bile olmaz.”

Kız bana göz kırpıp dilini çıkardı. Yüzündeki hafif ter damlacıklarıyla birleşen bu gençlik dolu tebessüm tam anlamıyla yıkıcıydı. Nihayet idrak edebilmiştim… Benim asıl olmam gereken yer burasıydı. Siz gidin erkek erkeğe takılın ulan, yürüyün gidin!

“Sıradaki! Hup!”

“Ciyak?!”

“Oha?!”

Ağın üzerinden bir başka sert smaç daha patlatıldı. Karşılamaya çalışan kız topu kaçırınca gülle gibi üzerimden geçti. Arkadaki duvara güm diye çarptı; bu ani gürültüyle şaşkın bir ses çıkardım.

“Sajocchi! Top kalmadı!”

“Çok hırslı oynuyorsunuz! Kızlar karşılayamıyor, sonra ben koşturmak zorunda kalıyorum!”

“Tehe. Üzgünüm ya, fazla havaya girdim galiba.”

Kızlar, erkeklerin aksine maç yapmıyordu. Spor Festivali boyunca maçların çoğuna üçüncü sınıflar çıkacağı için alt sınıflar daha çok antrenmanla vakit geçiriyordu. Manşet ve pas çalışma faslı bittiğine göre sıradaki antrenman Ashida’nın smaçlarına odaklanmaktı; diğer kızlar da karşılama, pas ve smaç zincirini oturtmaya çalışıyordu. Acemi gözlerime bile kızların karşılamakta zorlandığı net bir şekilde görünüyordu… Ama Ashida da ayar tutturmayı hiç bilmiyordu ki. Sayesinde top toplayıcı olarak tek bir nefes bile alamıyordum.

“Ashida-chan… Bizim gibi acemiler için bu çok fazla!”

“Kei, birazcık yavaş vurur musun lütfen…?”

Kızların bu tepkilerine hak vermemek elde değildi. Smaça kalkarken vücudunun aldığı o hırslı şekli gördükçe korkudan titriyordum. Yani tamam, bir voleybol kulübü üyesi için harika bir duruştu belki ama yine de…

“Sakin… Biraz daha sakin…”

“Yapabilecek misin?”

“Hıhı… Hallederim herhalde!”

Verilen bu kısa arayı fırsat bilip erkeklerin sahasına göz ucuyla baktım, orada maç iyice kızışmıştı. Yamazaki hakemlik görevini şaşırtıcı bir ciddiyetle yürütüyordu. Iwata şutunu kaçırınca herkes ona kahkahayı bastı. Bayağı eğlenceli görünüyordu… Onlarla oynamayı cidden çok isterdim.

“Ichinose-san, gönderiyorum!”

“E-Evet…”

Pardon, sıra Ichinose-san’a mı geldi? O incecik kollarla o topu karşılayıp karşılayamayacağı konusunda biraz endişeliydim. Sakatlanmadığından emin olmak için gözümü ayırmamam gerekiyordu—

“Huuup!”

“Ha?!”

“Ah?!]

“Ne…?!”

Ashida kendini frenlemeyi hâlâ becerememiş olmalı ki vurduğu smaç yana doğru kaydı. Ichinose-san’ın bayağı uzağına düştü… Ve bana mı öyle geliyordu yoksa o top dosdoğru üzerime mi— Hayır, kuruntu falan değildi bu!

“Sajocchi!”

“Wataru!”

“Bık…?!”

Topu durdurmak için iki kolumu ileri uzattım— Hayır, yapamam! Sol elime biraz daha yüklenirsem sakatlığım iyice azacak! Vücudumla engellemeliyim… Hayır, hayır! O da eşek sudan gelinceye kadar dayak yemiş gibi acıtır! En az bir hafta daha acı çekmek istemiyorum! O zaman…!

“…Hngh…!”

Reflekslerime güvenip sağ elimle hızlı bir aparkat çıkarmaya çalıştım. En azından yönünü değiştiririm diye düşünüyordum ama— Ne?! Bir şeylerin ters gittiğini anladığımda artık çok geçti. Zaman sanki ağır çekime girdi. Kaçınmam gereken top, elime çaprazlama çarpıp kavis çizerek öne doğru fırladı. Zeminle buluştuğu an Z şeklinde bir açıyla sekip doğrudan kasıklarımı hedef aldı—- Ey yüce Tanrım.

“XYWEUCHYWXH?!”

“S-Sajocchiii?!”

Biri tam hayati organımın üzerine balyozla vurmuş gibiydi. Ayakta duracak gücüm kalmadı, tamamen yere serilmemek için son bir hamleyle sağ kolumu yere çakabildim. Salonun zemini son derece kaliteli olduğundan, darbenin şiddeti aynen bana geri dönmüştü… Ve tabii alt bedenime.

“…! Öf…! Ah…! Öğğ…!”

“S-Sajocchi öldü! Sajocchi ölüyor!”

Tüm iç organlarım yer değiştirmiş gibi bir mide bulantısı dalgası yayıldı, tuttuğum deniz tutmasının beş yüz katı kadar şiddetliydi. Acıdan çığlık atmak üzereydim ama gururum kızların önünde pes etmeme izin vermiyordu. Bütün gücümü bacaklarıma verip yeniden doğrulmaya çalıştım, tek dizimin üzerinde durup sağ elimi havalı bir poze bürünür gibi alnıma koydum.

“Uğğ… Oooo…”

“Sajocchi!”

Bana doğru yaklaşan ayak sesleri duyuldu. Atılan her adım zeminde hafif titreşimler yaratıyor, bende 1 büyüklüğünde bir deprem etkisi yaratıyordu. Lütfen… dur… yavaş… Koşarak gelmeyin.

“Sajocchi! Çok özür dilerim! İyi misin?!”

“…”

“S-Sajocchi…! Eyvah, ne yapacağım… Sırtını ovayım mı?”

Lütfen dur. Dokunma bana. Beni sallama. Lütfen beni kendi halime bırak. Varlığımı bile unutun.

“Yoksa… şey mi yapsam…”

Dur! Öyle kızarıp bozularak alt bedenimi tetikleme! O parıl parıl parlayan çıplak bacaklarınla daha fazla yaklaşma! Tişörtünün içini görmeme sebep olacak şekilde üzerime eğilme! Ve sakın oraya bakma!

“Ben… İyiyim… O yüzden…!”

“Şey…”

Geri çekilmesi için sağ avcumu ona doğru uzattım. Bir adım geri atınca ayağa kalkabilmek için bedenimdeki tüm güç kırıntılarını topladım. Toparlanmaya çalışırken kendimi arkamdaki duvara yasladım, yüzüme sahte bir tebessüm oturtmaya çalıştım.

“Heh… Hehehe…”

“K-Kendini gülmek için zorlamana gerek yok, biliyorsun değil mi…?”

“Hehehehe…”

“Yüzünde hiç böyle zoraki bir gülümseme görmemiştim…”

Kurcalamayı bırak artık. Doğal tebessümüm buymuş gibi davran işte. Bırak da karizmayı tam toparlayamasam da öyleymiş gibi yapayım. Önümüzdeki altı ay boyunca senin kölen olmaya razıyım. Bir daha asla seninle dalga geçmeyeceğim. Bütün servetimi sana bırakacağım.

“Öf… Öf… Ben iyiyim. Siz antrenmana dönün.”

“T-Tamam… Çok özür dilerim…”

“Özür dilemene gerek yok… Sadece biraz yavaş vur… kontrolü elden bırakma…”

“T-Tamam!”

Sınıftaki kızlar hâlâ bana dik dik bakıyordu ama hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Kusma isteği de yavaş yavaş bünyemi terk ediyordu. Yine de ders biter bitmez küçük Sajou’yu bir kontrol etmem gerekecekti. Daha doğrusu, tüm parçaların yerli yerinde ve sağlam olup olmadığını denetlemeliydim. Ne eksik ne fazla olmalıydı. Hayatımda ilk defa matematiğin hata götürmeyeceği bir andaydım.

“Şey… Sıradaki Aichi!”

“E-Evet!”

Aika gözlerimin önünde sahaya adım attı, sıra ondaydı. Doğru ya, şimdilik onun eşofmanına odaklanmalıydım! Dar kesim olduğu için kalçasının hatları iyice ortaya çıkıyordu— Lütfen arkanı dönme bana! Oğlum sağlığına kavuşana kadar bekle en azından!

“Huuup!”

“!”

İşte bu! Harikasın Ashida! Gayet güzel yavaşlattın! Natsukawa artık rahatça karşılayabilir. Yardımına koşmama hiç gerek kalmadı!

“Hop…!”

“Ichinose-san!”

“Vaaah?!”

“Kaorin!”

“Hayah!”

“Harika sayı!”

Natsukawa topu mükemmel bir şekilde karşıladı, Ichinose-san biraz acemice de olsa pası yükseltti, Kobayashi-san da sıçrayıp topu karşı sahaya gömdü. Bu başarıyı gören Ashida neşeyle bağırdı.

“Sen de harikaydın Kei.”

“Hehe, harbi mi?”

“Bir daha yapabilir misin?”

“Elbette!”

Ah, ne kadar da huzur verici… İhtiyacım olan tek şey buydu. Şimdilik sadece tatlı kızları izlemek istiyordum. Ve az önce yaşanan trajediyi unutmak. Şayet yakınlarda bir delik olsaydı, dünyanın öbür ucuna kadar kaçmak isterdim.

“…”

“…Ha?”

Aniden Natsukawa’nın bana doğru baktığını fark ettim; yüzünde sanki nahoş bir şey çiğniyormuş gibi bir ifade vardı. Bir şey hatırlamış gibi, genelde Ichinose-san’ın yaptığı gibi yanıma doğru yürüdü. H-Hayır, lütfen… Şimdi değil Natsukawa-san… Bu hiç iyi değildi… Şu an fazla seçici davrandığımı biliyordum ama sadece bugünlük, her zamanki gibi varlığımdan nefret etmeni ve benden vebalıymışım gibi kaçmanı tercih ederdim. Benden tiksindiğini söyle yeter. Benim bile bazen yalnız kalmaya ihtiyacım oluyordu. Yani, oğlumun demek istiyorum.

“Ş-Şey…”

D-Dur… Kulağıma fısıldama. Bunu sonra halledemez miyiz? Çok yakınsın. Bu hiç ahlaki değil. Disiplin kurulu bunu cezasız bırakmaz. Sıcak nefesin tenime çarpıyor…

“Ş-Şey… Gerçekten… penisiniz çok mu acıyor?”

“?!?!?!?!?!?!”

Lise birinci sınıfın sonbaharında, huzur içinde bir gün bile geçiremeden ağır bir darbe almıştım. Kulüpsüzler kulübünde olmama rağmen bir türlü rahat yüzü göremiyordum. Ve bir kez daha, istemeden de olsa bütün dikkatleri üzerime çekmiştim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.