Wataru görünürlerde yokken koridora çıktılar. Mina ile Aika artık karşı karşıyaydı.
“Şey… Seni böyle aniden dışarı sürüklediğim için özür dilerim. Konuşmak istemiyorsan seni zorlamıyorum.”
“S-Sorun değil…!”
“G-Gerçekten mi? O zaman…”
Aika, madem yer değiştireceklerdi Wataru'nun dönmesini beklemeyi düşünmüştü aslında. Ama Mina sorun olmadığını söyleyince bu fikri kendine sakladı. Üstelik Ichinose Mina'nın Wataru ile konuşmak istediği bir konu olduğunu öğrenmek… Zihnindeki merak duygusunu tamamen silip atamıyordu. Aralarındaki bağın kendisinden habersiz derinleşme ihtimali… Şu anki Aika için öylece görmezden gelinebilecek bir şey değildi. Mina ise bu suçluluk hissinden habersiz, kararını verip söze girdi.
“Şey… Konu şu ki…”
Ardından diğer üç kızdan bahsetmeye başladı. Onlar için bir şeyler yapmak istiyordu ama neden böyle davrandıklarını bile bilmiyordu. Bu yüzden Aika'nın bir şey bilip bilmediğini sormak istemişti.
“…Ihm. Şimdi sen söyleyince fark ettim de, Kültür Festivali’nden sonra onlarla pek konuşmadım…”
“…”
“…Ayy, özür dilerim, tamam mı! Bana öyle bakma.”
Mina'nın yüzündeki hayal kırıklığını hissetmiş olacak ki Aika telaşla özür dileyip gözlerini kaçırdı. Son zamanlarda aklı fikri sadece Wataru ve onun ağır yaralanmasındaydı. Yakın arkadaşı olmayan diğer sınıf arkadaşları için endişelenecek vakti yoktu.
“A-Ama… Bir şeye canları sıkılmış gibi duruyor. Sınıfın havasını da etkiliyor bu durum…”
“…”
“Öğğ…! Özür dilerim dedim ya!”
Sınıfta bir şeylerin ters gittiğini daha yeni anlıyormuş gibi konuşuyordu. Mina, gözlerine inanamıyormuşçasına Aika’ya baktı. Aika ise mağlubiyeti kabul etmişçesine omuzlarını düşürdü.
“…Natsukawa, Ichinose-san pek hassas biridir. Ona Ashida’ya davrandığın gibi davranamazsın.”
“! W-Wataru, çok geciktin. Hepsini boşaltabildin mi bari?”
“Natsukawa, bir sakinleşelim mi?”
Bu arada, bahsettiği şey sadece küçük bir işti.
“Sadece sol elimi kullanabildiğim için biraz zor oluyor… Bir de hâlâ biraz ağrıyor,” dedi Wataru mahcup bir edayla. Bu sözler hem Mina'nın hem de Aika'nın kıpkırmızı kesilmesine yetti.
Bu konuşmadan kimse bir şey kazanmamıştı. Yine de en azından Wataru aralarına katılmıştı. Onun Aika kadar işe yaramaz olmayacağını düşünen Mina, aynı şeyleri ona da anlattı. Anlattıkça Wataru'nun yüzü birden her an ağlayacakmış gibi bir hal almaya başladı.
“Ah… Oh… Ichinose-san… Arkadaşlarına yardım etmeye çalışıyorsun demek…”
“…Hı-hı.”
“Ah, afedersin. Ciddi bir şey konuşuyorduk değil mi? Şey, sadece çok duygulandım, bana kızma.”
Mina gözlerini yine yargılayıcı bir tavırla süzdü. Konuyu yeniden ciddiyete bağlama konusunda oldukça etkili bir yöntemdi bu. Aika bile bu bakışa pek dayanamayıp kollarını kavuşturdu ve kafasını öte tarafa çevirdi. Sonra boğazını temizleyip Wataru'ya döndü.
“Mümkünse ben de yardım etmek isterim. Kei ile yakınlaştığımızda benimle ilk konuşanlar onlardı.”
“Öyle diyorsun da… Bu iş biraz karmaşık.”
“! B-Bir şey mi biliyorsun…?”
“Yani… Aklımda bir fikir var.”
Mina ile Aika aynı anda ona doğru hamle yapınca Wataru ister istemez bir adım geriledi. Ama sol elindeki sargıları görünce ikisi de hemen kendilerini topladı.
“E-Eee…?”
“Yani… Öyle pat diye söylesem mi bilemedim… Ah, bir saniye.”
“Ha…?”
Wataru aniden Mina'ya dönüp ona doğru yaklaştı. Mina geçirdiği şokla neye uğradığını şaşırıp arkasındaki duvara tosladı.
“Zor zamanında birine yardım edememek… Kişilik olarak Shinomiya-senpai’nin tam tersi bir durum. Ya sıkıntıda olan kişi o değil de Inatomi-senpai olsaydı…? Onu ne mutlu ederdi…?”
“A-Ayy…”
“W-Wataru! Biraz fazla yaklaşmadın mı? Hem… Shinomiya-senpai’nin adı niye çıktı ki şimdi durup dururken…?!”
Wataru'nun dibinden gözlerinin içine bakmasıyla Mina’nın yüzü alev alev yandı. Aika ise şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyerek Wataru’yu Mina’dan çekip almaya çalıştı. Ama çocuk hâlâ derin düşüncelere dalmış durumdaydı. İkisi de kafalarında soru işaretleriyle birbirine baktı. Sonunda Wataru zihninde bir sonuca varmış olacak ki her ikisine doğru döndü.
“Ichinose-san… İşe ilk girdiğinde yaptığın o mülakatı hatırlıyor musun?”
“Ha…? E-Evet…”
“İşte o zaman hissettiğin o cesareti hatırlamanı istiyorum. Bu mesele sayesinde… Sınıfımızın kurtarıcısı sen olabilirsin.”
“Ne… Haaaa?!”
Öğle arası geldiğinde okul yemekhanesi tıklım tıklımdı. En arkadaki masada dertli dertli oturan dört öğrenci vardı.
“Şey… Mina-chan?”
“E-Evet…”
“İ-İyi misin?”
“…!”
Mina'nın solunda oturan Saitou Mai endişeli bir ses tonuyla ona seslendi. Masanın karşısında oturan Shirai Nonoka da aynısını yaptı. Yanındaki Okamoto Aoi ise sesini çıkarmıyordu ama endişeli yüz ifadesi her şeyi anlatıyordu.
Onlarla düzgünce konuşmam lazım…!
Bu buluşma Mina’nın herkesi çağırması sayesinde gerçekleşmişti. Hepsine “Sizinle bir şey konuşmak istiyorum” diye mesaj atmıştı. Sonuna da “Öğle arasında yemekhaneye gelirseniz çok sevinirim” diye eklemişti. Wataru, Aika, Kei ve sınıf temsilcisi Iihoshi Seina'nın kurduğu plan işte böyle başlamıştı. Detaylar gayet basitti… Mina gruptakilere kendi endişelerini ve sıkıntılarını açacaktı. Elbette ellerinde bir senaryo yoktu, bu yüzden Mina'nın tedirgin olması çok doğaldı. Bir de onları uzaktan izleyen dört kişilik başka bir grup vardı.
‘Y-Yahu… Neden hepiniz sadece ekmekle süt aldınız…? Tek beslenme çantası olan benim şimdi…’
‘Bunu dert ettiğin an kaybedersin, Natsukawa.’
‘Ben sadece kenardan izlemek istemiştim Aichi.’
‘Çetin bir mücadele için besleyici bir beslenme çantası şarttır. Fena değil Natsukawa-san.’
‘N-Ne mücadelesi?! Bana kumpas kurmadınız değil mi? Bana haber vermeyi unutmadınız, değil mi…?!’
Ufak tefek pürüzlere rağmen onlar da en az Mina kadar hazırdı. Mina’ya onu uzaktan izleyeceklerini söylemişlerdi… Ama asıl amaç, Mina'nın diğer üçünün karşısında pes etme ihtimaline karşı bir güvence oluşturmaktı. İşler çığırından çıkarsa Wataru ve diğerleri araya girip kızlara dertlerini sorabilecekti… Yine de Wataru, Mina’nın başaracağından bir an bile şüphe etmiyordu.
‘Hıh… Kendim yardım edebilmeyi çok isterdim.’
‘Tamam, tamam Aichi.’
‘Çok çalışkansın Natsukawa-san. Ama Sajou-kun’un bana anlattığına bakılırsa, burada çok çalışmanın bir faydası dokunmaz.’
‘O ne demek şimdi?’
‘Bu durum, içine kapanık olan Ichinose-san’ın ilk adımı atmasına bağlı. O yüzden kusura bakma ama şimdilik sadece yanımda bekle.’
‘W-Wataru…?’
‘Bir dakika durun bakalım, bana böyle anlatılmamıştı bu iş.’
‘Alemssin valla.’
Konuşma tatlı bir havaya bürünüp kulvar değiştirince Kei ve Iihoshi hemen frene bastı. Buna karşılık Mina'nın masasında ortam buz gibiydi. Herkes lafa nasıl gireceğini bilemez halde birbirinin ağzının içine bakıyordu.
“Eee… Ne hakkında konuşmak istiyordun? Ne oldu ki?”
“Ş-Şey…”
“Söyle sadece! Yardım etmek için elimizden geleni yaparız!”
“…!”
Okamoto sıcacık bir sesle Mina’ya seslendi. Ama Mina onun kendini gülümsemeye zorladığını biliyordu. Şu an başkalarının dertlerini dinleyecek bir ruh halinde değildi kız. Mina kucağındaki ellerini yumruk yaptı. Hepsinin gerçek duygularını kilitli tuttuğunun farkındaydı. Bu durum onu daha da hırslandırdı. Kendisine güvenmediklerini gösteriyordu bu. Daha önce birinin ona söylediği gibi, onu sadece maskot niyetine gördüklerinin kanıtıydı.
“…!”
“…Ha?”
“…!”
“…”
Mina sırayla üçünün de gözlerinin içine baktı. Karşılarında böylesine kararlı ve neredeyse meydan okuyan bir ifade görünce diğer kızların nefesi kesildi. Mina incinmeyi ve nefret edilmeyi göze alarak sonunda dile geldi.
“Aklınızdan ne geçtiğini bilmek istiyorum.”
“…?!”
Söylediği her bir kelime, omzundaki yükün ne kadar ağır olduğunu gözler önüne seriyordu. Kızlar şaşkına dönmüştü. Kimsenin sormaya cesaret edemediği o soruyu soran tek kişi Mina olmuştu.
“Son zamanlarda hepinizin enerjisi çekilmiş gibi… Çok üzgünsünüz… Ve bu durum beni yiyip bitiriyor.”
“Ah…”
Shirai ve Okamoto bakışlarını masaya indirdi. Ne de olsa bu şekilde davranmalarının sebebi tam karşılarında oturan kişiydi… Yani Saitou.
“Hepiniz… Kendi kabuğunuza çekildiniz… Benimle tek kelime konuşmuyorsunuz… C-Çok yalnız kaldım…”
“…Mina-chan…”
Mina'nın titreyen sesini duyan Okamoto kafasını kaldırdı. Beklendiği gibi Mina'nın gözleri dolmuştu.
“Aklınızdan ne geçiyor bilmiyorum… Gerçekten anlatamıyorsanız sorun değil…”
“Ah…”
Sonunda Mina'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Ama pes etmedi.
“Ama… Size yardım etmemin hiçbir yolu yok mu gerçekten…?!”
“““…”””
Gözyaşlarıyla dökülen bu sözler… Hiç şüphesiz Mina'nın gerçek hislerini yansıtıyordu. Kızlar için o, sadece istedikleri zaman şımartabilecekleri bir varlıktan ibaretti aslında. Başları sıkıştığında kafalarını dağıtmaya yarayan bir sığınaktı. Ama işte o maskot, şimdi onlara destek olmak istediğini söylüyordu. Bu hisler, gözyaşlarıyla birleşince kızların yüreğinde derin bir akis bıraktı.
“…Anladım. Özür dilerim Mina-chan.”
“…! Aoi-chan.”
“Sorun değil Honka-chan. Ben söyleyeceğim.”
Mina’yı sonuna kadar dinledikten sonra konuşan ilk kişi Okamoto oldu. Shirai endişeli görünse da gözlerine eski canlılığı gelmişti. Saitou'ya baktı.
“Biliyor musun Mai-chan, Sasaki-kun ile çıkmaya başladığınızı duyduğumda gerçekten çok şaşırmıştım.”
“Ah…”
“…Ne…?”
Okamoto'nun bu itirafını duyan Saitou'nun yüzü acıyla buruştu. Bu sırada Mina ağlamayı kesmiş, ikisi arasında mekik dokuyordu. Wataru bu grubu neyin böldüğüne dair bir tahmini olduğunu söylemişti. Mina'ya asla açık etmemişti ama olayın aşka ve onun getirdiklerine dayanacağını hiç düşünmemişti. Tahmin ettiğinden çok daha yetişkin bir bölgeye adım attığı için bocalamıştı.
“Aramızda sürekli Sasaki-kun'un ne kadar havalı olduğundan bahseder, ona hayranlık duyar, heyecanla gidip onunla konuşur, sonra da grubumuzda bunu coşkuyla anlatırdık. Bu hep böyle sürecek sanıyordum. Bu yüzden Mai-chan ile çıkmaya başladıklarını öğrendiğimde, beni aradan çıkarıp öne geçtiğini düşündüm.”
“Aoi… chan…”
“Ama böyle düşündüğüm için bencillik eden benim.”
“Ne…?”
Saitou bunu duyunca şaşkınlıkla kafasını kaldırdı.
“Sasaki-kun’un en sevdiğim kişi olduğunu, onun benim idolüm olduğunu söyleyip dururdum. Ama sadece kendimi kandırıyormuşum. Onu bir idol gibi uzaktan sevmek kolayıma geliyordu… Ona karşı bir şeyler hissetmemem imkânsızdı.”
“…”
“Ben de aynı durumdayım.”
“…!”
Okamoto’nun ardından bu kez Shirai bakışlarını doğrudan Saitou’ya dikti ve içindekileri dökmeye başladı.
“Sasaki-kun’a âşık olduktan sonra bile itiraf edecek cesareti bulamadım. Bazen onunla konuşuyordum ama bu kadarı bile bana yetiyordu. Beni reddetme ihtimali aklımın bir köşesinde sallanıp dururken duygularımı ona asla açamazdım.”
“Nonoka-chan…”
“Sen harika birisin Mai-chan. Ona gerçekten hislerini açabildin.”
“Bunun aramızdaki soğukluğu artıracağını biliyordun. Yine de elinden geleni yaptın, bütün cesaretini topladın.”
“S-Siz ikiniz…!”
Saitou’nun yüzü acıyla buruştu, artık güçlü görünmeye gücü kalmamıştı. Tıpkı az önce Mina’nın yaptığı gibi gözyaşlarına boğuldu.
“Özür dilerim… Kendime engel olamadım işte… Artık arkadaş kalamayacağımızı biliyordum ama ona olan hislerim her geçen gün daha da büyüdü… Ve size bundan bahsedemedim…!”
“Sorun değil. Gerçekten sorun değil, Mai-chan.”
“Özür dilemene hiç gerek yok.”
İkisi de Saitou’ya bakıp gülümsedi.
“Tebrik ederiz.”
“…!”
Gözlerinde yaşlarla onu içtenlikle kutluyor, mutluluğunu paylaşıyorlardı. Saitou’nun içini kaplayan suçluluk duygusu daha da katlandı, gözyaşlarını tutması imkânsız bir hal aldı. Ne yapacağını bilemeyen Mina, çaresizce bir mendil uzatıp Saitou’nun sırtını sıvazlamaya başladı.
“Şey, yapabileceğim bir şey varsa…” diye fısıldadı.
“Gerek yok, Mina-chan.”
“…Ha?”
“Bize zaten yardım ettin. Sayende sonunda içimizi dökebildik.”
“…”
“Teşekkür ederim Mina-chan.”
“Gerçekten… Çok teşekkür ederiz…”
“Ah…”
Mina’nın bocalayarak da olsa gösterdiği cesaret, Shirai Nonoka, Okamoto Aoi ve Saitou Mai’nin yeniden kenetlenmesini sağlamıştı. Aynı erkeğe âşık olan liseli kızlar için bu durum bir noktada patlak verecekti zaten. Ancak Mina’nın adımı, aralarındaki bağı koparmadan bu düğümü çözmüştü. Bu teşekkürleri duyan Mina, harcadığı her çabanın karşılığını aldığını hissetti. Uzaktaki masaya gözü kaydığında, onu çaktırmadan izleyenlerin çoktan ortadan kaybolduğunu fark etti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.